15 Mayıs 2009 Cuma

anılarım depreşti-2


Yılından emin değilim ama bir iki yıl önce iş için İstanbul’dayım. Fuar mı var bişi var ben de gitmişim , iş yerindeyiz ve bazı şeylere ihtiyacımız doğuyor. Şu avizelerde kullanılan kristaller. Olayın başlangıcı bu, sadece kristaller. ayy nereden bilirdik o kristallerin bi tarafımızdan çıkacağını.

İkitelliden başladık gri yolculuğumuza. Çook yakın çook dediler , en iyi kristaller İstoçta bulunur dedilerrr, gidip hemen gelirsinizzz dedilerrr İstoç dibimiz dedilerr. “Yuppiii çok yakınmışşş ,hadi gidelim”. “Gitmek” ne menem kelimeymiş, ucu bucağı olmayan bir anlatım tek kelimeyle . Ahhhhhh ahhhh. Gittik biz İstoça, gitiiikkk gitmez miyiz. 3 mağaza sonra dediler ki “biz avize satıyoruz , o kristallerin şahı G.O.P da bulunur. Orda bulursunuz en güzelleriiniii , en aradığınız özelliktekileri, en kazasız, en belasız olanları.”aaaa nasıl gidilirrr,tarif eder misiniz? Eder misiniz:S!!!” “işte şurdan yola çıkın , gidin gidin gidin sonraaa insanlar esmerleştikçe ,sakalları uzadıkça, size etrafınızda ki insanlar biraz tehlikeli görünmeye başladıkça ilk sağdan dönün. İşte orası G.O.P” (tırsıyorum daha fazla nitelik nicelik belirtmiyorum)

Kuzenim arabayı kullanıyor,arabada 3 hatunuz. Birine kuzenim de bende “ abla “diyoruz, şükürler olsun gerçek manada bir abla var arabada. Kuzenin İstanbul yol bilgisi , İstanbul semtlerine ilişkin ilgisi malum. Diğer ikimiz zaten Ankaradan gelmişiz. Şaka maka ama bulduk semti. Ama gideceğimiz yer tuhaf bir sanayi sitesiymiş. Ordan buradan sorarak bulduk dağın başında bi yer. İn yok cin yok. Yine 3*4 mağaza ve yine bize istediğimiz şeyleri yanlış yerde aradığımızı söyleyen insancıklar. Nasılll cici insanlar nasılll. Gidin Gaziosmanpaşa merkeze,bilmem ne caddesine, orda aradığınız şeyler. “nereeyeee nereyeeeeee, nereyeee gideliiiiiim” yahu diyoruz,ne olacak,altımızda arabamız var, 3 kadın,bişiycik olmaz,hadi gidelim” gidiyoruz da cideen. Giriyoruz klasik olarak bir iki mağazaya, ıı ııhh beğenmiyoruz fiyatları. Daha doğrusu kalitesini,ulan sankiii sadrazamın sol taşağından olmuşuz.Altı üstü dekor amaçlı kullanacaz bu camları, neyi beğenmiyorsuun neyiiiii. “Bunun siyahı yok mu, yok daha küçükleri, yok biraz daha büyükleri ,yok bilmem ne” derken bizden kurtulmak isteyen esnaf istediğimiz şeylerin Eminönünde olabileceğini söylüyor. Tabii daha ilk kez geldiğimiz güzel semtin çıkış yolunu bulamıyor ve kaldırımda dikilen esmer abiye soruyoruz yolu. “abii biz düştük ,bizi kurtar bu hayattan”. Abimiz nereye gittiğimizi, nerden geldiğimizi, ne aradığımızı, tüm hayat hikayemizi soruyor ve dinliyor “yarııım” açılmış araç penceresinden. Sonunda nasıl oluyor ne oluyor bilmiyorum,hatırlamıyorum ama kara kaşlı kara gözlü abimiz arabada bizi gitmek istediğimiz(ya da onun gitmek istediği) yere götüreceğini söylüyor. Bildiğimiz duaları etmekteyiz, özellikler konu bir şekilde manevi dünyamıza , dualara, Allahın sevdiği kulları oluşumuza geliyor. Mevlanadan , Bektaşiden bahsediyoruz. Kendisi arabasıyla kaza yapmış ve arabasını tamire getirmiş, çoook büyük kaza atlatmış, arabası 3 kez takla atmış ama kendisine hiçbişiy olmamış . kendisinin de gideceğimiz yerde dükkanı varmış. Ailesiyle kardeşleriyle yıllar önce Urfa’dan gelmiş. Anammmmmmmm. Nasılda dün gibi tüm hayat hikayesini hatırlıyorum. En son Eminönünde Karaköye geldik. Anında arabanın etrafı bir grupla sarıldı. Meğer abimiz gerçekten orda önemli biriymiş. Arabayı park edebileceğimiz bir yer açıldı. Kartlar telefonlar verildi, nerelere gitmemiz gerektiği söylendi”. Abimiz cidden iyi biri çıktı sonuçta.(bizde Allahın sevdiği kulları) “Ayyy ne kadar iyi insaaan diye diye ayrıldık yanından. Onun mağazasına yakın bir yere park ettik. Ve veeeeeeeeee. O iş hanına girdiğimiz annn anladık ne halt yediğimizi ama çok geçti artık. “Aaaa bak ne kadar güzelll şeyleerrr” “ayy bunlarda ne güzeeel”. Hepsi çin malı, 1 milyooon. Anaamm bunu da sevdik,şunuda beğendik ama ama. Nerde aradığımız kristaller, nerdeee. Bu arada ordan çıkıp kendimizi labirent sokaklarda bulduk mu. İniyoruz iniyoruz, çıkıyoruz, yan gidiyoruz, dik gidiyoruz, gitmek böle bişiy iştee. Sahildeyiz farkındayım ama diyoruz ki nasılsa dönüş yolu aklımızda, buluruz canıııııııım. Aklımıızz nerde amaaaa onu bilmiyorum. Dönüyoruz arabaya doğru , yada biz öyle sanıyoruz. Klavuz kim? beeeeeeeeeen , beeeen..”Ayyy şuraya benziyordu, yok buraya benziyordu” diye diye çıkıyoruz sokaklardan. Sonunda bi polis memuru görüyorum ve yapışıyorum.
“Abiiii ,biz aracımızı kaybettik, yani nereye park etiğimizi hatırlamıyoruz. Yolumuzu kaybettik.” Polis üçümüze bakıyor yukardan aşağı,sonra ben önünde durduğu kapıyı farkediyorum, üzerinde şöyle “kapalı çarşı” yazıyor :S:S:S bu işte kesin bir terslik var. Iı ıhhh. Burada olmamamız gerekiyor eminim. Polise tarif ediyoruz aracın yeriniii “bi tane böööle yeşil bi kapı vardııııı, önünde böle hacı malzemeleri satılıyorduuu, bii camii vardıııı(camii,eminönünde,ne kadar değişiiikkkk)”, orda böle bi sürü mağazaaa(???:S)” herkes aklında kalan ayrıntıları sıralıyor. Neyse mantıklı bir cümle çıkıyor birinin ağzından (kesinnn benimmm kesinnnn benim o) “Yaa bi vergi dairesi vardı” polisin suratı daha çok değişiyor, “siz çok uzaklaşmışsınız, o vergi dairesi bilmem hangi vergi dairesi, çok yürümüşsünüz siz”
Hmmmmmmm. Herkes pek sessiz, yürüyoruz , yürüyoruuuzzzzzzi nasıl bir iç hesaplaşmaa.Arabayı bulduğumuz yerde abimiz bizi karşılıyor” nerdesinizzz, çok merak ettim, aradım ama kartın üzerine yazdığınız numara silindi,arabaya bir şey yapmasınlar diye başına çocukları diktim” .Bizzz şaşkın bizzz yorgun biz çaresiiiizzzz. Hoş beş teşekkür,yine yola koyuluyoruz. Bu arada birkaç mağazadan aradığız şeyleri taksimde bulabileceğimizi öğrenmişiz bileeee, nabeeerr. Eminönü sahilde 4 yol tabelalarının önündeyiz. Taksime nasıl giderizzz peki. Arıyorum işyerinde ki iş arkadaşımızı,bizi uğurlarken yanımıza yolluk vermeyi ihmal etmiş nede olsa,arayıp durumu,6 saatir nerde olduğumuzu haber vermek, birde yol sormak için “serdaaarr beyyyy, bi tahmin edin önünde durduğum tabelada ne yazıyoorr” diyorum. Cevap gecikmiyor“-eee, arabayı x hanım kullnadığına göreee,tahmin ediyoruuuum “Meksika” : )))

Olmuyoorrr, olmuyoorrr, hala yollardayızzz, taksimdeyiz sanırım. Çaresizim artık,son nokta, arıyorum kankamı. “ağabeycim yaa kurtar beni, şuan bilmem neredeyiz,yolumuzu bulamıyoruzzz “ “-etrafı tarif et yesarii,ne görüyorsun” : )))) ilginç şekilde canım arkadaşım aradığımız şeylerin nerde olduğunu biliyor hemde nokta atışıyla. İşiyle hiiç ilgisi olmamasına rağmen yarım saat telefonda kalarak azbere bildiği yollardan “şimdi hemen sağınızdan minik bir yan yol göreceksiniz,sakın kaçırmayın” ayrıntılarıyla gideceğimizi yere park edeceğimiz otoparka kadar gitmemizi sağlıyor. Nasıl seviyorum onu o annn nasılll. İşte bu diyorruummm öptüm seni.
Gerçekten aradığımız şeyler orda. Orda olmasına ayyy diye dükkanlardan birine dalmak isterkenn. Anlamsız bi şekilde dükkanların her birinin kapılarında koca koca asma kilitler görüyoruzz. Noluyoo yaaaa. Ama noluyoooo??:Nolucak gerizekalııı saat dokuzz.Dokuzda nöbetçi avizeci olmazzzz.Bu insancıklarında evleri var malummm…

Ay sen benim bi başım döönnn.Bii böyle tepemde yıldız ve kelebekleri bi arada görrr biii bii gözüm kararsın o sinirleee.Gerisi kocaaa bi karanlık.Kendime geldiğimde hatırladığım tek şey ise eve gidebilmiş olduğumuzdu

Ha kristalleremi noldu..yalan oldu nolsunnn…:)

Heyy seen, buların abartılı ve gerçek dışı olduğunu düşünen okuyucuuu, sana tek şey söylüyorum “ahhh keşkeeeee”

5 yorum:

  1. Okurken sizin adınıza yoruldum!
    ne işe yarıyor bu kristaller, birazda onlardan bahset

    YanıtlaSil
  2. 100 tane biriktirince level atlıyorsun MİM, biiz kurnazlık yapalım dedik olmadı:))

    YanıtlaSil
  3. nan hıdır pek gözel olmuş peeeek:D

    YanıtlaSil
  4. aalaaamm...isme bak..ben bunu telaffuz edemmeemm...capo dicem sana:)

    YanıtlaSil
  5. hep demişimdir hatun gısmısına iş ver..
    sonra otur, seyret, eğlen... :))

    yaw onlardan sitelerde de vardı neden istanbullara gittiniz ki :P

    YanıtlaSil

hadi söyle söyle!