21 Ağustos 2009 Cuma

“Senin Adın Bile Geçmedi”


Geçenlerde bi yazı yazmıştım, hatırlarsınız "kafamızda birlerini yaratmamız, insan üretip tüketmemiz" hakkında.İclal Aydın benden önce yazmış. Bu kitabı ve bu yazıyı okuduğumda o konuya geri döndüm.İclal Aydın sadece aşk açısından bakmış ve çok güzel özetlemiş durumu. Çok açık yüreklilikle yazmış ve dibine vurmuş tabir yerindeyse aşkın sorgulamasının.

Yazıyı yayınlamadan önce izin aldım kendisinden. O yüzden buradan kopyalayıp başka bir yerde kullanılacaksa bile kaynak belirtiniz lütfen(beni değilll elbette okuyucu, İclal Aydın’nın adınııııııı). Kitabı rafta görünce çok şaşırdım. Bu kitap ne zaman yayınlandı diye. Kitabın adı yazının başlığı ile aynı "SENİN ADIN BİLE GEÇMEDİ"

Şöle demiş kitabın başlarında;

Aşk insanın kendini ikna etmesi aslında. O kişiyi seçiyor , hep onun hakkında konuşuyor ve önce kendi kendimizi ikna ediyoruz. Birini sevmeye beni benden daha iyi hiç kimse ikna edemez, biliyor musun…

İkna sürecinde karşı taraftan küçücük bir parça alıyor, sonra onu hayalimizdeki diğer parçalarla bütünlüyoruz. Hepsini üst üste koyarak kendi aşkımızı kendimiz yaratıyoruz. Sanrada o yarattığımız kişiden bizimle eş duyguları taşımasını bekliyoruz.

Yaratma süreci ,kendini ikna etme süreciyle iç içe. Bu yüzden de sıklıkla O’nu konuşmak istiyoruz. Çünkü aslında söylediğimiz her söz kendimize dönüp çoğalıyor. Kurguladığımız o hikaye , anlattıkça olağanüstü bir gerçekliğe kavuşuyor. Ve savunmaya başlıyoruz. Kendi hikayemizi kendimize karşı savunuyoruz.

Aşktaki tek ikna süreci bu değil. Ama diğer ikna süreçleri de anlatmakla sımsıkı bir ilişki içinde. Gün gelip de hayal kırıklığı yaşandığında , bu sefer de başka seylere ikna etmeye çalışıyoruz kendimizi ve yine anlatıyoruz. Zaten beni hak etmemişti! Diyoruz mesela. Ya da “Zaten bu oyunda verici olan taraf hep bendim!” diyoruz. Demiyor muyuz? Türevlerini sıralamaya gerek yok; bildiğimiz , yaptığımız, anlatıtğımız şeyler hepsi.
Başlangıçta kendimizi aşka ikna etmek, aşkı çoğaltıp yaratmak için anlatırken, ayrılıkta da aşkı bitirmek için anlatıyoruz. Kanıksayana kadar, artık hiçbir anlamı kalmayana kadar aşk acımızı anlatıyor, anlaya anlata kurtuluyoruz.


Ayrıca birkaç dikkat çekici cümle kitabın içinden…

Anlata anlata sonunda kendimizi anlattığımız kişiye aşık olmuşken bulabiliyorsak, hiç de ilgimizi çekmeyen biri durmadan bize duyduğu aşkı anlatırsa ne olur?

Bir yazar arkadaşım “Dip o kadar derin ve esnek bir şey ki,” demişti”Hep daha , hep daha da dip var. Ve o dip garip bir esneklikle insanı yukarı fırlatıyor sonunda”

Karşı tarafın bize olan aşkı , hiç de farkında olmadığımız o kişinin aklımıza girmesine yol açabilir.


Böle işte, hazıra kondum bu sefer…benim anlatmak istediklerimi ne güzelde gevşek olmayan bir dille anlatmış. Sakin sakin , herkesin anlayabileceği şekilde. Yazar böle olunur işte: ))

16 yorum:

  1. İclal Aydın'ı beğenmenizden çıkarım yaparak size Ahmet Altan ve Can Dündar'ın deneme kitaplarını okumanızı öneriyorum. Sanki onlar aşkı daha iyi özetliyorlar =)

    YanıtlaSil
  2. sevgili erdem; ikisini de okudum ama çabuk sıkılırım aynı olan şeylerden...o yüzden devam etmedim tüm kitaplarını okumaya...İclal ise ; nasıl diyelim nasıll diyeliiiim:)))almazsam olmaz onun kitaplarını;)

    aşkı okumak gerektiğine de inanmıyorum zaten...birilerinin yazdıkları hissettiklerinin kaçta kaçı olabilir ki ayrıca...aşk değil, aşk zannettiğimiz şeyi özetlediği için ve daha önce bu konuda yazdığım için paylaştım bu yazıyı...

    teşekkürler önerin için...

    YanıtlaSil
  3. Sanırım İclal Aydın sizi biraz daha iyi anlatıyor.=) Bende 'Gördüğüme sevindim' i okumuştum İclal Aydından. Bana çok ilginç gelmişti. Bayların ve bayanların dünyaya bakış açıları gerçekten çok farklı.
    Aşka gelince. Bence onun olabilme olasılığı çoook çok az. Dediğiniz gibi 'zannetmek' özetliyor aslında aşkı. =)
    blogunuz bir izleyici kazandı sanırım,yazılarınızı sevdim ben =)

    YanıtlaSil
  4. teşekkür ederim Erdem...

    hoşgeldin o halde..ara sıra ruh sağlığına zararlı şeylerle karşılaşabilirsin...İclal Aydın'dan alıntı olduğu için böle usturuplu bi dil var bu yazıda...sonra uyarmadı deme...17 yaşındaymışsın üstelik , hayatının baharında...mazallah diyelim:))

    YanıtlaSil
  5. bu kadar iyi bi yazı olmasını beklememiştim, okumaya başlarken. gerçekten güzel

    YanıtlaSil
  6. birini görüp kendi aşkımızı yaratıyoruz ya hani, kendi yarattığımız şeyler hadi gerçekten onda varsa, tamda bizim yarattığımız gibiyse hadi? olmayacak şey mi? kimse kesinlikle böyle bişi olamaz diyebilir mi :) ve karşıdaki kişi içinde biz aynen böyleysek. ohh o zaman değmeyin keyfime :) tabi katır gibi şans lazım böyle bişeyin olması için.

    YanıtlaSil
  7. offfff..hemde kaç katır şansı gerek biliyor musun stickman...o anca riyanda...

    bizde onun bulduğunu hayallerini uydurma hali mevcut...hah işte tam hayalimdeki gibisin...biraz revizyon biraz kalem oynatma...tamamdır:))

    YanıtlaSil
  8. aşk, dünyaya getirdiğiniz ilk çocuğunuzdur!
    ...
    "aslında laf olsun diye yazmıştım bu kısa yorumu ama biraz düşününce olağanüstü bir benzerliğin olduğunu farkettim ve cümlenin sonundaki gülen adamı kaldırıp ünlem işareti koydum. gerçekten de bir çocuğun dünyaya gelmesi ve büyümesi için geçen her aşamanın aynısı aşkta da var sanki. tek farkı, aşkta erkekler de doğurgan :)"

    YanıtlaSil
  9. ama kimse kendi çocuğunu öldürmez...biz resmen kendi çozuğumuzdan sıkılıp yol veriyoruzzz...

    gerçek aşklar için geçerli kılıyorum yorumunu...mesela senin 9 yaşında var bi taneee:))

    YanıtlaSil
  10. öldürmüyoruz ki. ya o çabucak büyüyüp uçuyor yuvasından ya da bizim ona bakmaya gücümüz yetmiyor ve evlatlık veriyoruz. evlatlık aşklar o kadar çok ki dışardan bakınca anlaşılmıyor bazen. istenmeyen aşklara da çare yok korunmayı bilmiyoruz çünkü :) aşklara DNA testi yapmak lazım bu devirde :) aşklar çok başına buyruk. kural nizam tanımıyor. medeni halden hiç anlamıyor. uygarlığa ayak basmamış. toplumdan nasibini almamış. sadece içgüdüsel olarak yaşamak istiyor. dışlanacağını bildiği için de göçüp gidiyor yuvasından. pisi pisine sevdalanıyoruz bazen. sonra da piçi piçine öksüz bırakıyoruz onları. kalbimiz yerine beynimizi seçiyoruz. kendimizi akıllı sanıyoruz ama aptallığımız kalbimizden okunuyor :) cenneti değil minneti hakediyoruz bu yüzden. acınacak haldeyiz ama bunun bile farkında değiliz. bitsin biran önce şu ömür de kurtulalım gitsin diyoruz. ama inadına da yaşıyoruz be kardeşim. nedir bu inat? :)

    YanıtlaSil
  11. ne yaptın sen yine yaa...

    o halde ben evlatlık aşk istiyorum..doğurganlık yaşım geçecek yakında...ben önce bi evlatlık aliim...kendimin gibi bakarım ona...angelina jolie gibi...sonra gerisi gelir zatenn...ohhh bereketli bereketli yaşar giderizz...:))

    YanıtlaSil
  12. :))


    yesari...
    bu aşkın tarifini yapıcam en sonunda...
    göreceksin.

    :)

    YanıtlaSil
  13. insan bu kadar naza çeker kendini...bi tarif ette, biz de pişirelim:))

    YanıtlaSil
  14. iclali sevemedim svemicem.ama yukarıdaki satırlar beni yıllar önce okuduğum bir kitaba götürdü:"Romantik Hareket" aşkın kimyası bu kadar mı çözülür formül formül... Grafiklerle anlatımlar var kitapta..ok eğlenceli.zaten bir daha da bırakamadım Alain de Botton u. Okumadıysan şiddetle tavsiye ederim.

    YanıtlaSil

hadi söyle söyle!