18 Eylül 2009 Cuma

mesajınız yok..


Üniversitede ilk yılım. Tamamen yabancı bir şehirde, yabancı insanların arasındayım. Teyzemle yaşıyorum ama sonuçta teyzem bile olsa yabancı bir evdeyim. Yeniye alışırken eskiden kopamıyorum. Alışacağımı biliyorum elbette, çok hızlı uyum sağlarım. Ama korkmuşum bir kere. Benim borumun öttüğü bir ortamdan çıkıp ,herkesin borusunun öttüğü bir yerde bulmuşum.
Deli gibi mektup yazıyorum lise ve dershaneden arkadaşlarıma. Deli gibi cevap veriyorlar. Hani ben deliyim anu anladık  ama onlar neden sayfalarca cevap döşüyorlar.
Özel zarflar ve mektup kağıtları alıyorum. Öle böle değil en kısa mektubum 3 sayfa. Ne yaşıyorsam artık, ne anlatıyorsam. Yazmayı seviyorum. Şimdilerde kendi el yazımı unutmuş olsam da, o zamanlar günlük tutma alışkanlığından olsa gerek uzatmayı seviyorum cümleleri. Mektuplar yanımda değil, olsa bir örnek yazabilirdim.
Mektuplar aşağı yukarı 3-4 gün arayla postalanıyordu. 4 kişi vardı aşağı yukarı sürekli yazdığım.
Apartmana girdiğimde büyük bir hevesle açıyorum posta kutusunu. En az iki mektup gördüğüm o an basamaklar ikişer ikişer çıkılıyordu. Öncesinde okulda yine çok sıkılmışım. Lise’de bile muhatap olmayacağım insanlarla aynı arkadaş grubuna düşmüşüm çünkü. Bütün gün “bunlar ne konuşuyor” diye düşünmüşüm büyük ihtimalle.
Evdekilere “merhaba” diyerek yarım ağızla, mektubu açıp yatağıma oturuyordum. Sanki içinde gençlik formülü var. O kadar huzurlu ve keyifliyim ki. Ne kadar uzunsa o kadar mutluyum işte. Mektuplar bir kutuda saklı şimdi, diplomamla birlikte. İlk yıllarımda çok ihtiyacım olan manevi desteklerim onlar. Hala seviyorum aslında mektup yazmayı, potansiyel bi sevgi var :) mektup yazacak birinin olmaması benim suçum mu canım:)

Peki ne oldu sonra?

Önce mektup gönderenlerin  sayısı bir kaçtan bire indi. Sonra mektupların sayıları azaldı. Bir süre sonra gelmeyen mektuplara, gönderilmeyen mektuplar da eklendi. Tam olarak önce kim bıraktı yazmayı bilemiyorum. Ama en son kısa ve renkli zarfların yerlerini uzun ince ve beyaz zarflar aldı. Kredi kartı ekstresi diyoruz onlara. Veya bilgilendirme postaları. Artık e-posta ile aldığım için ekstreleri sadece eve gelen faturaları alıyorum posta kutusundan. Onlarda benim adıma değil zaten. Postacılar ne yapıyor acaba. Ben sıkılırken bu rutin ve renksizlikten onlar işlerini yaparken eskisi kadar keyif alıyorlar mıdır?  Eski ve yeni postacıların bile paylaşacakları şeyler farklıdır artık. Bizim paylaştıklarımız ve paylaşmadıklarımız bu kadar değişmişken…


13 yorum:

  1. Ne güzel bir filmi Postacı...
    Ben birkaç gün önce bir sürü zarf gönderdim çeşitli insanlara biliyormusun... çok güzeldi yesarim çok. eski bir şeyi yaşattım. birilerini sevindirdim.

    YanıtlaSil
  2. aaaaaaaaaa....efsa senin resmini görebiliyorum...sende benimkini görebiliyor musun:))))

    bayram tebriği sanırı...SMS'lerden daha güzel..daha daha güzeeeell:))

    YanıtlaSil
  3. Görüyorummmm, görmemen gereken bişiy varsa kapat hemen :)))))


    Bence de çok daha güzel. hele büyük birine ellerinden öperim diye giderse...

    YanıtlaSil
  4. Hiç postacılar açısından düşünmemiştim bu durumu ve hak verdim düşüncene. Ben postacı olsam ben de insanların birbirlerine yazdıkları mektupları taşımak isterdim.

    YanıtlaSil
  5. Naile; bende düşünmemiştim..ama yazarken geliyor insanın aklına türlü türlü tuhaflıklar:)

    YanıtlaSil
  6. Dijital dünyanın kara yazgısı bu...

    YanıtlaSil
  7. ömrü hayatımda yazdığım tek mektup hazırlık sınıfındayken kuzenime yazdığım ingilizce bi mektuptu.. bi tek simpe present tense i öğrendiğimiz için günlük rutinimi anlatmıştım.. o da aynıyla cevap vermişti.. i get up at 8 o clock.. i have breakfast at half past eight gibi şeyler vardı.. zaten içerik de kitaptan kopyaydı.. büyük oranda palavra yani.. bu kadar da anlamsız bi eylemdi..

    yanisi.. varlığınla yücelmedim ki yokluğuna üzüleyim..

    YanıtlaSil
  8. yorum yapanların resimlerini görmek tuhafmış..

    yine geceye mesajını vurdun fevki...hadi bakalımmm:))

    YanıtlaSil
  9. Aynı şey geçen gün benim de aklıma gelmişti. Hatta buna inceden dokunduran kısa bir hikaye de yazmıştım blog sayfamda, "Mektup" isimli... Gelişen teknolojinin kurbanlarından en önemlilerinden biri mektuplar. Artık her şey kısa mesaj, e-posta... Yeni nesil o posta kutusunu açtığımızda duyduğumuz mutluluğu, zarfın içindekinin bilinmezliğinin heyecanını hiç yaşayamayacak maalesef.

    YanıtlaSil
  10. Ben hiç mektup yazmadım yaa. Kompozisyon yazdırırlardı da sinir olur, köşe bucak kaçardım. Postaların başına e- koydular haberin yok mu senin :Pp E-mesen de var artık.. Bilim adamlarımız kokulu msn ile ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar :)

    YanıtlaSil
  11. : ))))) o zaman "ver kokulu msn loglarımı , al elektironik postalarını" diyorum sana MİM:P

    YanıtlaSil
  12. aşk hayatımın başladığı dönemler, internette yazışmaların başladığı dönemlere denk gelir benim. evet, gözyaşımın damlayıp da mürekkepli sözcüklerimi dağıttığı bir aşk mektubum olmadı hiç benim. sadece duygular, sözcükler ve klavye tıkırtıları bıraktım geride. ah ya o dağılan mürekkepler de aklıma kazınmış olsaydı şimdi benim? dayanabilir miydim buna bilmiyorum.

    YanıtlaSil
  13. olsun denin megabayyytlar büyüklüğüünde logların varrr...el yazısı ile kağıda dökersin...kitap bile çıkar onlardan :))

    YanıtlaSil

hadi söyle söyle!