28 Şubat 2009 Cumartesi

anammm...günün haberii:)))

günün haberinii hürriyette okudum...yesari ne demek?solak demeeeek:))
peki neden angelinanın resmini ekliyorum yazıyaaa...çünkü bu arkadaşta sitemin adı gibi ve benim gibii 4haziran doğumlu ve solakk..fakat aramızda 5 yıl ve 7 çocuk fark var...

gerçi ömürleri kısa oluyor derken neyi kastediyorlar ki:S:S

Solaklar daha zeki







Solaklığın evrimini araştıran Fransız bilim adamları, solakların genele göre daha yaratıcı ve zeki olduğunu ortaya çıkardı.

Solaklığın kötü yönü ise ömürlerinin biraz daha kısa olması.

FRANSIZ bilim adamları, solaklığın evrimini araştırdılar. Buna göre solak olmanın anne karnında maruz kalınan hormonlarla ilgili olduğu sanılıyor. Her ne kadar solaklığın nedenleri pek anlaşılmasa da, genetik olabileceği de ifade ediliyor.

Avantaj sağlamış

Evrim biyologlarının görüşüne göre, tarih öncesi dönemlerde solak olmak, bir dövüş sırasında sağ elini kullananlara karşı sürpriz karşılık verebilme imkanı tanıdığı için avantaj sağladı. Bu yüzden az sayıda olan solaklar evrim sürecinde hayatta kalmayı başardı. Uzmanların araştırma sonuçları, solakların, genele göre daha yaratıcı ve daha zeki olabildiklerini gösterdi.

Coğrafi çeşitliliğe bağlı olarak nüfusun yüzde 5 ila yüzde 25’ini oluşturan solakların yapıları ufak tefek. Eşcinseller arasında solakların oranlarının daha fazla olması da bazı uzmanlar tarafından, "Eşcinsellerin çoğunlukla çocukları olmaz. Bu yüzden genetik duruma dayandırmak pek sağlıklı değil" şeklinde yorumlanıyor. Solaklığın kötü yanı ise ortalama ömürlerinin, sağlaklardan birkaç ay daha kısa olması...

buyur burdan yak...

not:son iki yazım eski yazılarımdan ama bu yazı özellikle kelebeğin ömrü için...


Ben mi yanlış anlıyorum yoksa işler tersine mi döndü?

Eskiden “akıllı ol kızım…kimseye güvenme..seni kandırmalarına izin verme “ diyen ablalar gitti yerlerine size fazla akıllı!! Olmanın pekte akıllıca iş olmadığını söyleyen ablalar mı geldi. Geldi gelmesine de neden böyle oldu. Kızlar aldılar başlarını gittiler mi ne?. Kendilerini geliştirdiler de geliştirdiler. erkeklerin” bana kazak örmeli “dediği kızlar gidip tekstil fabrikasına yönetici olurken erkekler hala sayıklamakla mı kaldı “bu kız beni görmeliiii” diye. Kızlar kelimelerin arkasını görmeyi, bir cümlenin ardına , satır aralarına bakarak erkeğin tüm kişilik tahlilini yapmayı öğrenirken, erkekler “ sen leylayla mecnunun aşkını bilir misin??” Leyla mecnıuna aşıktı ama mecnun kime aşıktı” diyerek anlaşılmaz olmaya çalışmaya mı çalıştı. Üstelik ona gizemli olmanın da iş yapacağını , bu işlerin biraz karmaşık olması gerektiğini düşündüren , onları bu şekilde programlayan da o yeni nesil kızlar mıydı acaba???

Eee durum bu kadar vahim olunca o kızlar birbirinin ağzını tutar oldu. Asıl söylenmek isteneni değil karşısındaki tuhaf hale getirilmiş erkeğin, duymak istediğini söyleten arkadaşlar beliriverdi etrafta . “sakin ol, öyle değil bu şekilde söylemelisin, öyle değil böyle davranmalısın, hayır sakın fark ettiğini belli etme, anlamamış gibi davran, daha çok soru sor, onun kendini akıllı hissetmesini sağla ,bu kadar akıllı olmak zorunda mısın?.

Böyle davranmayı başarabilenler , zekasını gizleyenler, söylemek istediğini değil gerekeni söyleyenler kazanıyor şu sıralar. aklına ve zekasına yenik düşenlere ise “helal olsun” demek düşüyor. Lanet okuyor kendi kendine” kahretsin, her şeyin aslını görmek zorunda mıyım? Olduğu gibi kabullenmek neden bu kadar zor. Aslını unut . gördüğünle yetin ne olur sanki.”
Bu şartlar altında aşık olmanın namümkün olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Akıl ve aşk pek anlaşıyor sayılmazlar çünkü.


Baksana Talihe - Ajda Pekkan

yesari
10.11.2006

27 Şubat 2009 Cuma

boşşşvereceksin...



Depresyona girmenin de bi adab-ı muaşeret kuralı olmalı canım…ne bu yaa. Hayata küsmek filan. Sürekli bir sinir küpü modunda gezmek, önüne gelenin senin dertli olduğunu düşünmesini istemek. Aslında böyle bir cümleyi kurabilmiş olmak bile başlı başına bir depresyon belirtisi olmalı bence.

Ben kuralları belirliyorum arkadaş. Depresyona girdiğimde yapmam yasak olanlar ve o yasakların yerini alacak “doğrular”…

1-Bir kere kendine acınmayacak… Acınacaksa başka insanlara acınacak….Ne de olsa onlar senin gibi hayata gerçekçi ve mantıklı bakamıyor… Onların hepsi salak.. Sen akıllısın!!!.. Onların hiç biri senin kadar düzgün düşünemiyor.. Sen çok mantıklı ve zekisin!!!…Çabuk anlıyorsun ve çabuk öğreniyorsun…Diğer tüm insanlar aptal…

2- Ne olursa olsun başka birinin yanında ağlanmayacak….Bununla birlikte yalnızken de ağlanmayacak …Bu ağlama zımbırtısını yenmek istiyorsan…Yani illa da ağlıcam, içimi boşaltıcam diyorsan…Git acıklı bi film izle…Geç televizyonun karşısına, bağıra bağıra ağla…Ağlamaya kendini kaptırıp , film arasında verilen çocuk bezi reklamında da ağlamaya devam edersen “ Hep böle bi kızım olsun istiyordum” diyerek kısa süre için meraklı bakışları üzerinden atmış olsanda bu cevap seni daha derin, soru ve sorunların içerisine çekebilir…Dikkatli olunacak!

3- Kesinlikle ve kesinlikle yemek yemeğe verilmeyecek…Bunun yerine maddi imkanlar çerçevesinde eş , dost ,arkadaş, akrabalara bol bol yemek yapılacak, yemek yapmanın mümkün olmadığı zamanlarda yemeğe götürülecek ve onların saniye saniye kilo alması büyük bir zevkle izlenecek…bu zevkin yerini hiçbir şey dolduramaz…Depresyondan çıkamıyorsan başkalarını da o çemberin içine çekeceksin ki depresyonuna birde yalnızlık hissi eklenmesin…

4-Yalnız kalmak için odalara kapanılmayacak…Tam tersine evi mümkün olduğunca çok insanla doldurarak kendine nefes alacak vakit bırakmayacaksın.. Eve getiremediklerinle dışarıda buluşulacak..Mümkünse en çok dertli ve karamsar olanlarıyla…Hani böle hasta olanlarından , dayakçı koca sahibi olan, alkolik sevgilisinden küfürler yiyen türlerden olursa yeme de yanında yat….

5- Dertli , tasalı, ağdalı şarkılar dinlenemeyecek…Onun yerine Serdar Ortaç albümlerinden en hareketli şarkılarını kullanarak bi remix yapılacak…mp3 çalara atılan şarkılar eşliğinde , meraklı (ne meraklısı düpedüz “tuhaf”) bakışlar eşliğinde ara sıra mırıldanarak , ara sıra dans ederek gününü gün edeceksin..olmadı serdar ortaç funclup üyesi olacaksın…Organizasyonlara katılacaksın…

6- En önemli maddelerden biri ; her önüne gelene dert yanmayacaksın…Bunun yerine İclal Aydın yutmuşçasına mutlu mesut “hayat güzeldir” naraları atacak , daha önceden hazırlanıp ezberlediğin cümleleri yayacaksın…Tamam bir nevi insan kandırmak ama olsun… Bi kaç arkadaşını , eşini dostunu tamaaamen “iyi” niyetle “yanıltmışsın” çok mu…boşver…Sallamıcaksın bunları…Bağıracaksın …Hayat güzeldiiiiiiiir….

7-Düşünmeyeceksin…ve tamamen normal insan olacaksın…öle çok düşününce bi fark olmadığının farkına varacaksın…bakacaksın ama görmeyeceksin…mantık aramayacaksın…yapamıyor musun…tedavi olacaksın…ama kendi arızanın farkına varabilmek mesele tabii…senin için zor olmasa gerek…hani sen çooook akıllısın!!! Yaa, işte o yüzden normale döneceksin ..ve rahata ereceksin..

8- Şimdi gelelim en önemli konuya…bu maddeler işe yaramazsa gelip bana hesap sormayacaksın…”yesari , bunlar işe yaramıyorrr…bide üstüne rezil olduuum” filan demiyeceksin… ne bilim ben işe yarayıp yaramayacağını allaaalaa…ben yazarken depresyonumu unuttum işte…sende okurken unut …

yesari
22.11.2006

26 Şubat 2009 Perşembe

Galatasaray - Bordeaux maçı




Galatasaray 4 - Bordeaux 3

yaa ben nasıl bi manyağım anlamadım...heralde bu akşam kalpten gitmediysem bi daha kalbimle ilgili hiç sorun yaşamammmm....nasıııll bi maçtıı bu nasılllll...ayyy 4. golde ağlamaya başladım ben yaaaa...hala sinirim bozukkk:)))

bundan önceki hayatımda maç spikeri filandım heralde...ağlamakkk istiyorumm ağlamakkk istiyorummm sayın seyircilerrr:))

tebrikler cimbomummmm....

beni kategorize etmee...(yazının başıyla sonunu da bi tutturabilsem:)

Yine oldukça sakin bir gün….dolayısıyla bu sakinlikte sakin sakin bir yazı yazsam...şölee edebi bir şeyler…yaa yok ben hep böle masada karşımda biri varmış da onunla sohbet ediyormuşum gibi yazmaktan kurtulamayacağım…asıl ilginç olan eğer karşımda ilgimi çeken biri yoksa, ya da varsa bile böyle konuşmam ki…sanki kendi kendime daha çok eğleniyorum ...fark ettim ki artık çok daha az konuşuyorum…daha çok susuyorum…daha çok dinliyorum…bazen çok sıkılıyorummm…bu anlamda bu blog bana yarayacak…

Hey benim bir konum var…onunla ilgili yazacağım ama daha giriş bölümünü bu kadar uzatırsam yazı nereye kadar uzar bilmiyorum…sohbet bölümünü kapatıp yazı bölümüne geçiyorum...uyumaa yaa…kaldır başını masadannn..aşkolsunnn:(

Bir cümle kurdu aşk mağduru bir arkadaşım…durum biraz karışık olsada terk ettiği sevgilisinin ardından “ikliminin uyduğu insanı bulmak çok zor, onunla aynı iklime sahiptik”

İklim…insan…sahip olmak…karmaşık biraz…insanların iklimleri onların kişilikleri demek değildir…kişilik bambaşka bir şey…nedir iklim o halde…nasıl olur iklimler…gözlemliyorum sadece…benim fikirlerim bunlar…

Her zaman söyleriz değil mi…insanlar çeşit çeşit…kimse kimseye benzemiyor…yada kategorize ederiz…erkeklerin hepsi aynı…hayır kadınların hepsi aynı…sanki hepsi aynı tornadan çıkmışlar gibiii…hepimiz özel hissetmek istediğimiz için de nefret ederiz kategorize edilmekten…beni çok sinirlendir ama başkalarına benzetilmekten dolayı değil…işin kolayına kaçmaktır genellemek…karşınızdakinin ayrıntılarını görmek zor ve meşakkatli gelir çoğunlukla…sadece kadın-erkek ilişkileri için söylemiyorum bunu…her ilişki için…halbuki gerçekten ayrıntılarda çok güzel şeyler bulabilirsiniz çoğu zaman…kadın, erkek , genç, yaşlı hiç fark etmez …ayrıntıyı görmek ve en azından görebilmek için çaba sarf etmek gerekiyor sanırım…çünkü hiç kimse herkese aynı şeklide davranmaz…birinin davranış şeklini belirleyen birazda sizsinizdir…biraz değil sanırım…çoğunlukla… karşınızda ki insanın size davranışını, yaklaşımını siz belirlersiniz demeye çalışıyorum…kişilik bozukluğu yoksa tabii o kişide… her şeyin olduğu gibi insan ilişkilerinin de çok çabuk tüketildiği ve fast food tarzı ilişkilerin ortasında çok iddialı laflar bunlar sanıyorum…

Aslında iklimlerinden bahsedecektim insanların…kendi gözlemlerime göre…bu yazının değil bir sonrakinin konusu olsun bakalım…ben birkaç ayrıntı yazacağım sadece…benim görebildiğim , herkesin kendine göre görebilmesini dilediğim ayrıntılar…

Mesela;

Babam ve ilginç şekilde amcam uzun süre ayrı kalmışsak beni gördüklerinde gözleri dolar…ben fark etmemiş gibi yapar dikkatimi başka yöne veririm,kimse görmez ve fark etmez, bu aradaki duygu yoğunluğu hiç yokmuş gibi yapılır…şakalar esprilerle geçiştirilir… bi curcuna alır başını gider…

Annem ilgimi çekmek için genellikle çok tepki gösterir önemsiz bir konuya…tek istediği onunla ilgilenmemdir halbuki…bunu çok sinirlenip bana bağırarak gösterir…çok özler genelde…

Teyzem de annem gibidir…Lazlıktan mı gelir bilmem ama bana çok kızar çoğunlukla…ama bilmediği bir şey var ki ;ben bilirim kızmasının nedenini… kendimi aşmam ve gerçek gücümü , yeteneklerimi fark etmemi istemektedir aslında…

Abim ve ablam uzak olsalar da sürekli hissediyorum ki beni düşünüyorlar…arkamdan iş çevirirler ve benim ağzımı kerpetenin açmayacağını bildikleri için sorup soruştururlar bi derdim bi sıkıntım olup olmadığını etraftan…

Özel bir insan yok şuan hayatımda …ailesi her zaman özel davranır elbette insana …Yada ben çok şanslıyım bilmiyorum…Ama günlük karmaşanın içerisinde geçen zaman fark etmeyi zorlaştırabililiyor…”kapılıp gitmek suyun akışına” hoşlanmadığım bir tabir nedense…her anı kapılmadan hissederek yaşamak gerektiğine inanıyorum….yapabiliyor muyum?-Hayır ne yazıkki…

Her anı dolu dolu yaşayabilmeyi diliyorum…başarabilmeyi ya da…

İklimlerine göre insanları bir sonraki coğrafya dersinde inceleyeceğiz:)

25 Şubat 2009 Çarşamba

mim...(yine yeni yeniden)


hakan-can mimlemiş..."sevilen blog özellikleri"

aslında daha önce bloglar hakkında yazdım ama çok kısa burda tekrar geçiyorum...

siyah fon sevmiyorum o kesin...okuması zor ve yorucu...

minicikkkkk minicikk harflerle yazılmış olanları hemen geçiyorum üzgünüm...

çoook uzun ve çok fazla resim kullanılmış olanları hızlı geçiyorum(fazla resim metni çok bölüyor)

bakiim başkaaa başkaa şekil olarak neleri sevmiyorum acabaaa...ayy özür diliyorum bir şey daha var...çok pembeeeliii...çok bebek resmi(çizim de olabilir)...kalpli çiçekli böcekli...böyle temalarda kişinin profiline bile bakmadan çıkabiliyorum...yazılara odaklanamıyorum ... kendimi şekerci dükkanında hissediyorum ve yaşının 13-17 olduğunu düşünüyorum blog sahibinin...(önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan zordur demişşş ak sakallı ak saçlı bi dede)

işte şekil olarak bu kadar

içerikkkk...hmmmmm

şans sanırm bazı bloglarla karşılaşmak , şanslı olmayı diliyorum...

(bu arada farkettim de ben sevilenleri değil sevilmeyen blog özelliklerini yazmışım...her işimde bi terslik olacak illa...olumsuzluklara ve eksikliklere odaklandığım bir gün diyeyim ve geçelim bari)

kişisel bloglar tercihim..haber ve teknoloji yazılarına istediğim an araştırarak ulaşabileceğime olan inancımdan dolayı sanırım...

özel hayatı merak etmiyorum, fazla kişisel yazılarıda da...kim kiminle nerde ne yapmış çok umrumda değil anlayacağınız...kim ne hissediyor ne düşünüyor , bakış açısı ve başına gelenlerle ilgili yorumu nedir.. kimin nasıl travmaları ve ne tür takıntıları var... gerçekten hepimiz bütünün parçası mıyız onu merak ediyorum...eskiden farklı olduğumu düşünürdüm...farklı olmaya çalışırdım belkide...ama şimdi bütünü görmeye çalışıyorum...

kimseyi mimlemiyorum ama konuyu beğenen ve ben de şunu yazardım diye aklından geçiyorsa bu yazıyı okurken, işte seni mimledim;)

24 Şubat 2009 Salı

...gitmek.

Alıp başımı gitme krizim baş gösterdi yine. Belediye otobüsünde otururken bile düşünmeye başladım “bu yol hiç bitmese, saatlerce gidebilirim şu anda”diye.Elbette herkese olur biliyorum. Ama benim bunu istememi gerektirecek dertlerim, tasalarım, beni sıkan bir ailem, bunalımlarım filan yok şu sıralar. Sadece çok sıkıldım ve odamda tek kaldığım tüm o saatler boyunca bile kendimi yalnız hissedemiyorum.

Geçen gün kuzenime “şölee tek başıma bir studio daireye çıkmak filan istiyorum” dedim. “Kimseye söyleme lütfen. Sadece bir düşünce şimdilik. Şu krizi atlatsak biran önce, çünkü tek başıma karşılayamam şuan”. Yani evde zaten 3 kişi yaşıyoruz neyime studio daire anlamadım ama kesinlikle şiddetli bi istek. Anahtarı çıkarmak evime girmek , evde o an kimsenin olmaması, dilediğimi yapmak , dilemediğimi yapmamak filan. Neyse , kuzenimden gelen tepki şuydu “heyy harika olur , hatta ben de katkıda bulunurum sana, bi kısmını öderim. Ara sıra kaçacak yer olur. Annem de gelir bazennn……” böle uzarken durdurdum ve dedim ki “sanırım ben en başta senden gizlemeliyim bu fikrimi” :))

Daha sonra aklıma otel fikri geldi. Bi otele 2 gün rezarvasyon yaptırsam, alsam kitaplarımı bilgisayarımı, kapatsam telefonumu 2 gün çıkmasam. Daha az masraflı olur hem, hem de bir kutu kola bir telefon uzaklığında:)

Bunalım belirtisi gibi görünebilir ama değil. Gayet iyiyim.vallaaaa. Sorunsuz şu sıralar hayatım. Maddi kaygılar hariç. O tüm ülkenin ortak derdi. Yapılabilecek çok fazla bir şey yok. Ama benim gerçekten dış etkilerden uzak, özel bir zamana ihtiyacım var. Sorumluluk olmadan,tanıdığım hiçkimseyi görmeden, sadece kendime ayıracağım zaman diliminden bahsediyorum.

Bu arada elbette biliyorum gitmek aslında sadece mekan değiştirmek...Sonuçta bu beyin aynı şekilde çalışmaya devam ediyor, bu kalp yine aynı şeyleri hissediyor.Benimle birlikte onlar da değiştirmeyecek yerlerini.Ama ben onları bir düzene sokmak için gitmekten bahsediyorum.Kaçmak değil amacım.Kaçacak birşey yok.Kendimden kaçamadıktan sonra...

Çoğu insan benim sahip olduğum şahsi alanın , kisişel zamanın onda birine bile sahip değilken neden böyle bir şey istediğimi çok düşündüm. Ama benim etkilenme alanım yakın çevremle sınırlı değil. Tuhaf bir yapıya sahibim sanırım. Ya da derdim yok nasıla diyerek kendimi amme hizmetine adadım. Benden kilometrelerce uzak bir hüznü bile dert edip, kafaya takmaktan bahsetmiyorum, ciddi anlamda mesafeleri aşıp ondan etkilenebiliyorum. Yakınımdakilerin etkilerini düşünemiyorum bile. Bu da bende , içimde biryerlerde karmaşaya neden oluyor.Gerçek duygulardan uzaklaştım, sadece 24 saati bitirme derdindeyim. Hisleri, gerçekten hissetmeyi özledim. Akış dedikleri şeye kapıldım ama arkama doğru baktığımda kendimi görüyorum sanki. Hiç haraket etmeden dikilmiş bekliyor. Tuhaf tuhaf ama bir o kadar da anlamlı bakıyor uzaktan gözlerime.

Yani aslında karıştım bu sıralar. Dengemi bulmam gerek ve biraz uzaklaşmak her şeyden ve herkesten. Enerji mesafe tanımıyor çünkü.

Yine kar yağmaya başladı. Her şeyin üzerini örtmeye yetse keşke.

22 Şubat 2009 Pazar

ya-za-mı-yo-rummmmmm



yaa neler oluyorrr banaaaaa:((

kaç gündür tek kelime yazamıyorum...nedenini bilmiyorum...tamam yoğunum, hafta sonu kalabalık geçti filan falan ama...bahaneee gibi sankiii...asıl sebep!!!! artık kendimi yazılarım konusunda çok özgür hissetmiyorum sanırım...buna bi isim koyacak olursak 'okuyucu kitlesi oluşmaya başlayan blogger' ya da 'izleyenleri arttıkça stress yapan çakma yazar'gibi birşey olur aşağı yukarı...

yorumlar artıyor, izleyenler artıyor, sayfa görüntülenmesi artıyor filan...ve bu bende stress yapıyor...sanırım herkesin başına gelmiştir...yani her bloggerın başına...yanlış bi anlama olur mu, severler mi, sevmezler mi...anam bu nee yaaa..noluyor bana... bir den kendimi bazı blog yazarlarına "sevgi", bazılarına "antipati" bazılarına "sempati" bazılarına "merak" gibi duygular beslerken buldumm yetmiyormuş gibi...amma çabuk uyumlanıyorum ben yahuu...yeni bir aileye üye oldum sanki...şimdi ailedeki yerimi belirliyorum...alışıyorum yaşadığım yere...tek tek tanımaya çalışıyorum hepsini...duygular bile var içinde bu tanıma aşamasında...hadi hayırlısı bakalım...

blog yazarlarından biri şöyle birşey paylaştı benimle...blog yazılarından bahsederken '...çok düşündüğüm bir şey. kendimi beğendirmek gibi geliyor bazen yazmamın sebebi -ki ben buna ego tatmini diyorum- ama uzun süre kendimi bunun bu şekilde olmadığına ikna etmek için kimseye söylemedim bunu...'

cevabım basitti...elbette herkes yazılarını beğendirmek ister...daha doğrusu yazıları okunsun, sevilsin ister...birilerine yeni bir bakış açısı açsın...belki birşeyleri değiştirsin ister ne biliyim...yaşadığı deneyimleri, aklına gelen düşünceleri başkaları da öğrensin ister...belki sırlarını hiç tanımadığı insanlarla paylaşmak ister(kimliklerin gizli kalmasının en güzel yanı budur belki de)...

yani eğer böyle olmasaydı...kendine saklamak isteseydi yazılanları"belgelerim-yazılarım"klasörüne kaydederdi muhakkak...elbette burda köşe yazarlığına da soyunmuyoruz...fikirlerimiz kendimize, düşüncelerimiz ve iddalarımız yine kendimize...keyfimize bakıyoruz ama kimseye de zarar vermeden...ne yazılarımızla ne yorumlarımızla olumsuz birşeylere neden olmak değildir sanırım kimsenin amacı...benim için iletişim çok önemli...ve blog ilginç şekilde çok keyifli bir iletişim yöntemi...yazılarımızla kendimizi zaten çok açık ifade edebiliyoruz...okumasını bilene...insanları da tanımakta zorlanmıyoruzzz...oldukları gibi...

yaa ben bu yazıyı neden yazıyordumm yaa...saat neredeyse yarım oldu....belki birşeyler yazabilirim diye aldım kucağıma bilgisayarımı...

diyeceğim şudur ki;

ben genelde başka insanların düşüncelerini dikkate alırım, önemserim(öyle görünmesem de)burada yazacağım yazıların bundan etkilenmesini istemiyorum...yine aklıma estiği gibi yazarım...dökerim döküntülerimi...bazen söyleyeceklerimi satır aralarında gizlerim sadece...

blog sahibi olmaktan keyif alıyorum ve böyle devam etmesini istiyorum kısacası...

sana teşekkür ederim şuan bu yazıyı okuyor olan okuyucu...hiç tanımadığım , yüzünü görmediğim, bilmediğim bir insansın ve benim yazdığım, ard arda sıraladığım bu yazıyı okuyorsun...beni yargılama ve sadece oku lütfen...hiçkimseye benzemek zorunda olmadığımı bil...sen bu yazılardan birinde birşeyler bulursn kendinden belki, belki de yakınından bile geçmez sana ait şeylerin...ama yargılama lütfen...eleştirilerin için teşekkürler ama bazen aynı fikirde olmayabiliriz...her ne olursa olsun buralardaysan bunun için "bu iletişim" için teşekkürler...

18 Şubat 2009 Çarşamba

mim galiba...gibi bişiyyy...



bi işe kalkıştım ama du bakalım neler gelecek başımıza...bu yazıyı yazdım sonra da attım...sizin de el yazılarınızı merak ettim...sapıklık işte ne yaparsınız:)

...istediğim yeni birşeyler yazmanız(hayırr hayırrr sen bi ruh hastasısınız gibi şeyler yazmayacaksınız, lütfeeeen yazmayın öle şeylerr: (() ben scan ettim siz fotoğrafını çekebilirsiniz...umarım keyifli olur...şimdiden teşekkürler...


ayy çok heyecanlı:))

mimledim sizi :) Esther,hakan-can, carameLia, MANUKYAN, Sinirli Prenses, NoSTATIC ,HÜPCADISI ,
canımmm winston wolf
merakla:)) pervane

14 Şubat 2009 Cumartesi

ivedik yolunda...


sevgili blog; madem blogsun...kayda geçmesi için yazıyorum...2009 yılının 14 şubat sevgililer günün de "de" yalnızımmmm...ve bu durumun acısını akşam recep ivedik-2 filmine giderek kendimden çıkartmayı düşünüyorum...

müstakbel segili adayım; biran önce ortaya çıksan diyorummmm ne dersin...çok can sıkıcı olmaya başladı bu durum...nerdesin be adaammmm???

ve sevgili kader; içinde bulunduğum bu durumu değiştirmen için 364 günün var...2010 sevgililer günü recep ivedik-3 e değil, en yakın ve en yüksek binanın çatı katına giderim...bilgine...nokta.

12 Şubat 2009 Perşembe

deviasyonumun ruhu...

(masamdayız, ekran müşteriye dönmüş, kendisine fiyat verme aşamasındayız)

müşterimle geçen dialog:
-11.000 ytl liste fiyatımız çıkıyor...
-11.000 mi...15.000 olmasın(ekrana yöneliyorum)
-ayy evet yaa...haklısınız...ben biraz hastayım bugün...özür dilerim...
-ben de pek iyi değilim, aslında çok iyi de göremem...
-yok yok, en azından benden iyi görüyorsunuz







şimdi ne var bunda değil mi...ne var...ayy böle yaşanır mı yaa...bi ameliyat olduk...doktorum diyor ki bugün.."yani benimmm, cuma günü ameliyat olup , pazartesi hiç sorunsuz işe başlayan hastam olur..."

"ben hayatımdaaa bu kadar ameliyata raksiyon gösteren bünye görmedim" dedi bir de yetmezmiş gibi...ben inanın çook farkındayım bunun demek istedim...çok alerjik bi bünyem varmışşşşş...benimmmmm...ameliyata reaksiyon gösteriyor, kabul etmiyor ve burun bi sürü zırvaya neden oluyormuş yani diğer bir anlatımla...ayy nefes alamıyorum sonuçta...yaa kendimi tanıyorum aslında...baştan bilmem gerekirdi...çok kolay, çok basit bi ameliyat...ama kardeşiiiim, beeen basit değilim kii...benimle ilgili hiçbirşey basit ve sıradan geçiştirilemez kii...

ne dicektim ben...işte böle oluyoo...araya msn dialoğu girdi unuttum...beynime yeterince oksijen gitmiyoooooooooooooooooorrrrrrrrrrr...

haah...alerjik bünyeymiş...beeniim...yani böle mıy mıy mıy bişiy değilim ki...hastalık hastası hiç değilim...çıt kırıldım değilmmmm...alerjik bünye değil(d)im...ben köyde büyüdüm öncelikleee....otun, bokun, böceğin, çiceğin içinde,arasında,üzerinde...ağaçtan indirilemezdim ki ben...yani ağacı yicektim neredeyse...

ayy hertürlü hayvanı gördüm...haşır neşir oldum...hatta benim ilk evcil hayvanım bi buzaktı yaaa... ne bu şehirli ayakları , noluyooo bana...tersine mutasyon geçiriyorum sanki...ben bölee değildiiiiiiiiimmm..oyyy ki ne oyyyyy...imdatttttt...bi burun amaliyatı yüzünden 10 gündür sürünüyorum yahuu...kimse konuştuklarımı anlamıyor , müşterilerimin telefonlarına çıkmıyorum...

neyse...yazmıyorum...yazamayacağım daha fazla...

işteee havalarda bi tuhaaafff...Ankara işte...bugün acaip rüzgar vardı...inanlar uçacak gibiydi....kendini içeri atan müştericaaaağlar uçmaktan korkuyorlardıı...işte sonra şeyy oldu bi dee...böleeee, tuhaf bi yağmur yağdı....kısa süreli...ama geçtii...sonra bu rüzgar aslında iyi oldu bi yerde..tertemiz oldu Ankara'mın!!!!!! havası...ohhh misssssss...(bide o mis gibi havayı alabilsemmm...ayy dönmicemm bu konuyaaaa...)))))

10 Şubat 2009 Salı

hepgül özdemiroğlu-sonsuz aşk

Manukyan mimlemiş...ilk mim için teşekkürler(vatana millete hayırlı uğurlu olsun...mim nedir die bi oraya bi buraya baktım yaaa...neyse eksik kalmamış oldum)...çalışmadığım yerden geldi..en sevdiğiniz şair demiş?

Şiir dendiğinde aklıma gelen tek şiir...Bir kadının bir erkeğe yazacağı en güzel sözler belki de...ekte şiiri kendi sesiyle seslendiriyor...parçayı seslendirenlerden erkek ses Olgun Şimşek...

SONSUZ AŞK

Günaydın...
Güneşi tekrar , beraber görebileceğimiz için
Güzel gözlerin , tatlı sözlerin
Beni gerçekten seven kalbin
Bir baş yukarda tutan aşkın için,

Günaydın...
günaydınlar olsun sana
Sevgimiz sonsuz,
Aşkımız bereketli olsun
Bu deniz yolunda
Kayığımızın altında her daim bir karış su bulunsun
Rüzgarlar herzaman meltem
Dalgalar fındık kadar olsun
Güneşimize kem göz değmesin
Ay eksik olmasın üstümüzden
Sevgim kalbin üstüne,
Şans ve bereket başın üstüne olsun...

Hepgül ÖZDEMİROĞLU


Hadi bakalım ; gereksiz yazar , winston wolf , Sinirli Prenses mimlendiniz...

8 Şubat 2009 Pazar

yaralarından sevmek...



Hangi ara aşka inanmayı bıraktık...kimle konuştuysam ağızbirliği yapmış gibi “valla aşk en fazla 21 yaşına kadar, daha sonra aşk dediğin şey pek olmuyor” diyor...işin kötü kısmı herşeye muhalefet olmayı seven ben, sırf tartışalım ve ortaya yeni yeni fikirler çıksın, alevlensin, düşünceler değişsin, bakış açısı genişlesin diyen bennn...sadece haklısın diyebiliyorum...

Sanırım 23 yada 24 yaşındaydım...evlilikten bahsediyorduk ve nasıl evleneceksin dedi annem...”aşık olduğum adamla” dedim...ne kadar basit değil mi...annem güldü hafifçe...17 yaşında aşık olursun kızım dedi...nasıl da karşı çıkmıştım..sesli değil ama...aslaa olamazdı öyle birşey...oluyormuş...şimdi konuşuyorum birileriyle... çok fazla insan tanımıyorum ama tanıdıklarımı iyi tanıyorum...çok çeşitli insanlar...birbirinden çok farklı...

Ben hangi ara aşka olan inancımı kaybettim onu kestiremiyorum...şöle çocukluğuma dönelim...yok orda birşey...lisede aşıktım...hemde nasıl...tüm okul biliyordu...okulun en popiler çocuğu...onun da bana aşık olduğunu söylemesi biraz geç oldu ...ben farklı hedefler belirlemiştim...o farklı...başka bir yazı konusu o...sanırım daha sonra hiç açık olmadım zaten...ne acı...başkalarının aşk acısı aşka inancımı kaybetmeme neden oldu...her geçen an o kadar değiştiriyor ki insanı...

Neden evlenmeyi düşünüyorsun??? “İşte bi düzenim olsun artık, evin düzeni olsun, bi sıcak yemek olsun, gömleklerim ütülü olsun”diyor...şaka olduğunu düşünebileceğim şekilde söylese keşke...kızabilirim, sinirlenebilirim, deliye dönerim normal de böyle bir cevaba...o kadar ciddi ki...artık herkes böyle diyor...herkesin düşüncesi böyle...sen diyor , aşk için mi evleneceksin...hayır diyorum , çocuk için...ben diyorum bunu yaa...anneme verdiğim cevabı çoktan unutmuşum...sonradan aklıma geliyor...

Ne oldu bize..ben eminim 25 yaş üzeri çok fazla insan böyle düşünüyor...18 li yaşlarında gerçekten aşık olup evlenmedilerse...eskiden erken yaşta evliliklere kızardım...ama en doğrusu öyleymiş...gerçekten aşık olduğun ve birlikte büyüdüğün bir evlilik...aynı yönde ilerlersin..eğer seviyorsan farklı yönlere doğru ilerlemeyi tercih etmezsin ve değişmezsin...ama şimdi işler ne kadar zor...yola beraber çıktığın insanla bambaşka bir yerde buluyorsun bir süre sonra kendini...birileriyle paralel yollardan ilerlemiş olmak ve yolun bir bölümünde karşılaşmak o kadar zor ki...

inanmak, güvenmek, yolun o bölümüne gelene kadar yaşadığın tecrübelerden çekinmemek, yaralarını o kişiye göstermek, onun yaralarını görmek ve kaçmamak...birini yaralarından sevmek...ne büyük erdem...kuzenim söylemişti..."onu yaralarından sevdim ben"...offffff....aşık olmak...sevmek...sevmesine izin vermek...
çoğumuz kandırıyoruz kendimizi...o olduğuna inanmak istiyoruz...kendimizi tamam da karşımızdakini ikna edemiyoruz...ya da bizi ikna edemiyor birileri...söylenecek ne çok şey var...yazılar hep kadın erkek ilişkileriyle mi ilgili olmak zorunda demişti bi arkadaşım yazdığım bi yazıya yorum olarak...zorunda değil belki ama bir şekilde hep aynı yere çıkıyor...

bu yazıyı yazma nedenim inanmayı istemem büyük bir ihtimalle...aşka inanmak...her ne inancımı yitirmeme sebep olduysa yine aynı şey inanmamı sağlayacak...derde sebep olanla derman aynı bu oyun da...görelim bakalım...

tek dileğim kendimi kandırmak zorunda kalmamak yarın bir gün...annesine o cevabı veren kız olabilmek belki de...

delilik yerçekimi gibidir...



yok yoook...insan dediğin öyle durup dururken delirmiyor...herşeyin bir sebebi vardır diye boşuna dememişler...

sen al beni...ameliyat et...sonra 4 gün yatakta geçirt...bu arada burnundan nefes aldırma...sonra 5. gün çook normal bir şekilde hayata dönmemi bekle...yoook doktor yoook...ararım ben seni pazarın kör saatinde...dua et evine gelmedim...yarın gelip dikilicem kapına...

neyse...

şimdi şöle ki; efenim öle bünye alışık değil uzun süreli uykuya , yatak istiharatine filan...bu burundan nefs alamama konusu pek bir sinir bozucu zaten...manyaklık bende...oturup ağızdan da nefes alamazsammmm, böleeee boğazımdan delik açacaklarını filan hayal ettim...grey's anatomy beni bu hale getirdi biliyorum...

bu arada can sıkıntısından film izleme olayında ipin ucunu fena kaçırdım...bu filmleri izleme fırsatım olacağını hiç tahmin etmezdim...masum masum duruyorlardı...nasip iştee...

bu arada dengeli dengesiz uyanmalarım dolayısıyla blog kayıtlarına yeni eklenen yazıları sıcağı sıcağına takip ettim...çok eğlenceli...genellikle yeni yazılar gece geç saatlerde ekleniyor...



bir iki film yorumu yazıp bitiriyorum...

1408: korku filmiymişşş...pırtttt...hiç sevmedim...John Cusack genel anlamda sevdiğim bi oyuncu ama bence identity en iyi gerilim filmiydi...böle içi kötülük dolu otel odaları filan bizi germezzzzz:)

A home at the end of the world: imdaaattt...bu film hakkında yorum bile yapamıcaaaammmmm

Music and Lyrics: galiba ben romantik komedi insanıyım...izliyorsun...gülüyorsun..unutuyorsun...sinirlenmek yok...gerilmek yok...ohh missss...

Deception:vallaa filmin başında iki yakışıklı adam görüp aldanıyorsun...Hugh Jackman ne kadar da güzel gülümsüyor ama...ama albette bu gülüşün ardında bi bit yeniği olduğunu da seziyorsun...severim gerilim korku filan ama etkilemedi...izlenebilir(havaya girip yıldız filan verirmişim:))

The Dark Knight: bence en iyi batman filmiydi...yazımın başlığında da anlaşıldığı üzere..."delilik yerçekimi gibidir...sadece hafifçe itmek yeterlidir"
ben şöle sorarım hakedene " deliğin tanımını bilir misin?" "aynı hareketleri tekrarlayıp farklı sonuçlar beklemek, deliliktir"
bir de jokerin "durdurulamaz bir güçle , hareket ettirilemeyen güç" teorisi ilginç...yine biraz uzatmışlar...ben hasta be yaşlanmakta olan bi insanım ....olmuyoo yaniiii:)

Slumdog Millionaire: ödüllü film düşmanı olan beeeen, ilk defa bir filmin ödülü hakettiğini düşünüyorum...bence çok güzel...filmin başından beri " ne biçim hint filmi bu yaa...kimse neden dans etmiyorrrr" dedim dedim...erken konuşmuşum filmin sonunda gördümmm:)

farkettim de galiba o kadar da abartmamışım....aaa pardon birde Lost'un kaçırılan son iki bölümü ve Fringe'in son bölümü var...Fringe saçmalamaya mı başladı ne...ne o öle kirpi adamlar filan...

ayyy haklılar gelibaaa...ameliyattan sonra hiç eğlenceli biri değilim...bişiy oldu bana...burnum acıyor filan ama yani deeee...geçecekkk , hepi geçecekkkkkkk:(((

not: hiç okyanus görmedim ama, Ankara'nın ortasında okyanus suyuyla boğulmak üzereyim.stop

5 Şubat 2009 Perşembe

kahkahalara kısa bir ara

çok kısa notlar yazıyorum...kucağımda bilgisayarımı görenler olay çıkartmadan önce son 24 saatimi anlatıp kaçıcam...

dün öğlen saat 12 gibi hastaneye gittim...biraz odada hazırlanma faslı...beraberimde gelenlerin kendi ameliyat hikayelerini anlatma faslı...saat 13.00, tekerlekli sandalye ile grey's anatomy vari ameliyathaneye indirilmem...anestezi uzamanının güzel gözlü asistanıyla vedalaşmam...saat 14 civarı odada ayılmam...odamdaki doktorun 'kendisine geliyor , mantıklı cevaplar veriyor' cümlesine 'ooo,mantık konusunda üzerime yok'demem...uyumak istemem ama burnumdaki sızıdan dolayı pek başaramamam...

2 serum sonrası eve gitmeyi istemem...

kuzenimle beraber eve gelmemiz...evdekilerin bana uzaylı gibi bakması...(doktor sana uzaylı tamponu taktım derken şaka yapmıyormuşşşşş)

aynaya baktığımda kendimi muppet show daki peggy ye benzetmem...

en çok güldüğüm insanların odama girmesinin yasaklanması...'ciddi insanlar girsin odamaaaa...mahfediceeem siziii' dedim en son...

atlatılan en kötü şey...hapşırmamla birlikte burnumdan okan kanlar...telaş yaptım ama neyseki sorun yok...gece ağzımdan nefs alma konusu can sıkıcıydı ama yarısı gitti yarısı kaldı...yarın tamponlar çıkartılıyor ve normal hayatıma dönüyorum...hiçbir şişlik ve morarma olmaması çok güzek...bir deviasyon ameliyatı da geçi gitti...

hastanelerden, hastalıktan, doktorlardan , hemşirelerden hiçç hiççç hoşlanmayan ben hepsine teşekkür ederim..bir daha görüşmeyiz umarım...

neyse başım ağırmaya başladı...gittimmmm

3 Şubat 2009 Salı

insan dilediği şeye dikkat edecek!!!



sefkili blogggg...şimdi eve gidince yazamammm ben biliyorummmm...çok yoruldum bugün ...meğer benim iş arkadaşım ne kadar önemliyimişşş..ne kadaaaa aamaa ne kadaa...ay adam hasta olduuu...ben direk kafadan hasta oldummmm...buradan kendisine sesleniyorummmm:P

kaç dosya açıp , kaç hesap karıştırdım, kaç kişiyle telefonda konuştum, kaç kişiyi geri aramayı unuttum, kaç kişiyle ilgilendim, kaç proje hazırladım, kaçççç kaççç kaççççççççççç yesari kaççç...


ben severim böyle aşırı yoğunluğ zamanları ama bide unutmamayı başarabilsem...yani kim ne dedi, ne not bıraktı , bugün dünya barışına çözüm bulundu mu, küresk kriz sonlandı mı...

böyle yoğun zamanlarımda, hayatla bağım tamamen kopuyor...halime çok gülüyorum...belli bir süre sonra insan içine girdiğimde dünyadan kopmuş vaziyette şaşkın gözlerle yüzlerine bakınca ben mi eğleniyorum onlar mı bilmiyorum...ama herşeyden bi haber oluyorum...normalde iş yerine gelen gazeteyi okuyan, bununla yetinmeyip internete köşe yazarlarını, flash haberleri takip eden yine ben, akşam bi şekilde bir iki tv programı izleyebilirken birden bire iş yerimde, hayatta soyutlanmış, kendi dünyamda, dünyamın sorunlarını çözmeye başladığımda, aslında tuhaf şekilde hoş bir huzura kavuşuyorum...sonuçta ilgilendiğiniz tek şey işiniz...

dünyada neler olmuş bitmiş, kim kimin gırtlağına yapışmış, kim kimle laf dalaşına girmiş, nerde kim kimi öldürmüş , ailede nasıl gelişmeler var...amannn...galiba işimin yoğun olması çok daha iyi...bilmiyorum...

anammm ne kadar yorulmuşum...halime bak...bu yazıyı tekrar okuyup, silmeden önce hemen yayınlasam mı acaba...kendimden sıkıldım...

imdaattttttttttt...iş yerimden çıkmaya hazırlanıyorum...dışardaki hayatın kollarına gidiyorummmmmmmmmm...

ahahahaha...harbiden yorgunken çekilmiyorum...kesinnnnnnn...

bi de bunun sessizken çekilmeyen versyonu var...konuşan halime laf edenlere sessiz yüzümü sunup, günyanın kaç bucak olduğunu gösteriyorum....

gittimmmmm:)

NOT: bu kadar gevezeliğim, yarına yarım işler bırakmış olmamdan aslında...yarından itibaren sağlık nedenlerinden dolayı 5 gün süreyle yayınıma ara vericem...sağlık nedenlerinden ötürüüü dedimmmm:)...Hastane maceralarımla devam ederim cümlelerime...

2 Şubat 2009 Pazartesi

tuhaf mı tuhaf bi hikaye...




Uzun zamandır yorum yazmaya değer bir film izlememişim…dolayısıyla nasip bugüneymişşş…

Şimdi öncelikle oldukça sıkıcı sayılabilecek bir hafta sonu geçirdim denebilir…ama evin kalabalık olması(kuzenlerim) beraberce sıkılmamıza olanak sağladı…madem o kadar kalabalıktınız , neden evde oturdunuz demeyin..kalabalık ve hafta sonunu aynı cümlede kullanıldığında kriz ortamında pek hoş olmayan sonuçlar doğurabiliyor…;)

Hoş sohbet, muhabbet gibi şeyleri geride bıraktığınızda ortaya çıkan boşluğu biz film izleyerek doldurmak istedik…her zaman keyifli olur…bizde öle yapalım dedik ve biraz abarttık…yediğimiz patlamış mısırın haddi hesabı yok…tavuk gibi hissetmeye başladım bir ara…

Yorum yapmaya değer filmimizin adı “The Curious Case of Benjamin Buton”

(düşünmeyin öle “nasıl yani” diye…akademi ödüllerinin jürisinde yakinnnnn tanıdıklarım var...kayıtlara geçsin diye tekrarlıyorum…akadami ödüllerinin jürisinde yakın tanıdıklarım varmışşşşşş…J)

Şimdi şöle ki böle bi tuhaf hikaye gerçekten:) konusundan bahsederek kimsenin hevesini kırmak istemem ama herkes zaten aşağı yukarı filmin konusunu biliyor…benim tavsiyelerim olabilir ancak…meselaaa; mümkünse filme ikinci yarı girin ve ya evde izleyecekseniz yarısından başlatın filmi. Neden mi? Çünkü biz öle yapmadık…biz ettik, siz etmeyin durumu yani…eğer öle yapmazsınız düşündüğünüz tek şey “ayyyyyyy bu adam ne zaman normale dönecek” diye düşünmekten , kendinizi filme veremiyorsunuz…benim gibi dikkatini bir yerde toplamakta zorlanan hiper aktif bir tipseniz ohhh…yanınızdakiler halinize gülmekten kendini alamaz…”-ayyyyyy gitmişşşş dağ gibi brad gitmişşş…” gibi veryansınlarımın ardından 2. bölümde ekrana yapıştığımı söylememe gerek yok sanırım…



Yalnız tabi tek bir eleştirim var…sonunu çok iyi bulmadım…başından beri “saat” ve “fırtına” ile ilgili teorilerimin sonuçsuz kalması ve beni cevapsız bırakması üzücüydü…ben biraz tuhaf film izlerim…bunuda iki kuzenimle beraber izlerken fark ettim…onlar da benim gibiymiş ve birbirimizin haline çok güldük…sürekli fikir yürütüyoruz ve konuşuyoruz…teoriler , teoriler , teoriler…yani mümkünse yalnız film izlemek en iyisi bizim için..beraberken izlemek ve bu şekilde bır bır bır susmadan izleyebilmek keyifli de , bi başkası başımıza ağır bir cisimle vurabilir gibi geldi bana : ) bu teorilere sürpriz cevaplar isterdim benn…sadece gevezelik etmekle kaldık…

Bence herkes filmi izlesin…keyifli …biraz uzun…ama normal biriyseniz sabredebilirsiniz…görüntüler ve o yılları canlandırmada çok başarılılar, görsellik , makyaj muhateşem zaten...genelde ödüllü film düşmanıyımdır…özellikle Türk filmleri konusunda…ayyy “Yumurta” geldi aklımaaaa…fiyaskoydu…Nejat İşler sevgisi bu filmle tarih oluyor…izlemeyenler öle kalsın…kalsın öleeee...

Tamam yaa…bitiriyorum yazıyı…(acaba söylemediğim bi ayrıntı var mı)

Eeee…eeee…şeyy…yaa off tamam…sustum...