31 Mart 2009 Salı

31 mart...gerçekkkteennn vallaa billaa son miimmm:))

mart ayının bitmesine yaklaştığımız şu saatlerde yine bir mim yazısıyla karşınızdayım:)..."the last mim" dediğimin farkındayım...amaaa napim napiim:)

Üfürükten Prenses mimlemiş vallaaa...31 martta yakaladı...şöööleee bir uzanıp çocukluğumuza dönüyoruz...benim kırmızı ile doldurduğum yerler boş bırakılmış ben o bölümleri doldurdum...
yani doldurmaya çalıştım...başkası başlamış başkası bitirmiş cümleleri yahuuu:(


1. Çocukken erkek çocuğu gibi olduğumdan endamlı, nazik, hanım hanım bir hatun olma fırsatını taaa o zamandan kaçırdım.

2.Çocukken çok önemli bir çok değere sahip,fakat şimdi düşündüğümde kendim olabilmemde önemi olmayan bir çok şeyden de yoksundum.

3.Çocukken bisikletten ,balkondan, ağaçtan düşmek gibi çeşitli sebeplerden
yaralanmış olabilirim.

4.Çocukken önce balerin, sonra potansiyelin sıfırın altında olduğunu farkedip yazar olmayı hayal ederdim.

5.Çocukken sürekli babamdan çubuk kraker isterdim.

6.Evimizde asla yeterli miktarda şeker ,abur cubur ve çizgi film saatleri olmadı.

7.Çocukken daha fazla anlaşılmaya ihtiyaç duyardım.

8.Bir daha asla çocukluk anılarımda yer alan fakat şimdilerde hayatta olmayan aile büyüklerini göremeyeceğim için üzgünüm.

9.Yıllar boyunca ileride nasıl biri olacağımı merak ettim.

10. Bazen isteyerek veya istemeyerek hayatımdan çıkarmak zorunda kaldığım insan kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.

Yani şimdi ne dememmm...En zorlandığım mim desem:S...biraz tuhaf mı neee..çocukluğunu anlat deseniz tamam da...kendi cümlelerim olmadığı için ve kalıplara uymak zorunda kaldığım için sıkıldım biraz sanırım...neyse...gelelimmm mimlediğimmm kişileereeee:))

kimseyi mimlemek istemiyorum bu sefer(hayıırr hasta değiliiiim hiçtee)

30 Mart 2009 Pazartesi

pazar notları...

bugün ki mim konumuzzzzzzz :))) (korkmayınnnnn)

mimsiz bir hayat nasıl olacak bunu düşünüyordum , o yüzden pazar günü kendimi dışarı attım...kendimi bu fikre alıştırmam gerekiyordu...o yüzden bu bir mecburi Ankara yazısı olacak...

pazar günü herkes gibi geç kalktım, hatta bu İspanya-Türkiye maçı, internet filan derken çok geç yattığım için beni o geç saatte bile yataktan kazımak zorunda kaldılar...kahvaltıda çok güldüğümü biliyorum...üstelik kendi anlattığım birşeydi ama hatırlamıyorum işte...

oy kullandık filan...hiç sıra yoktu...(seçimle ilgili yorum yazmayacağım...şuan itibariyle sonuçlar belli olmuş durumda...neyseeeee)

şimdiiii...bugün ki Ankara kültür hareketi başlatıyorummmmm:)


bilenler bilir ama bilmeyenler için bahsetmek istiyorum...ankaranın göbeğindeee "papazın bağı" denilen bir yer vardır...sadece "yer" diyebiliyorum çünkü; şehrin ortasında bir cennet gibidir,tarifi zor...daha önceleri Papazların yaşadığı bir üzüm bağıymış...(bu noktadan sonrası biraz karışık,o papazlar yerlerinden nasıl edilmiş ve bu üzüm bağı bir mesire yerine dönüşmüş karıştırmıyorum o kısmını:))...burayı bence bu kadar özel kılan, etrafı tamamen şehrin gürültüsüyle kaplanmış olmasına ve binaların arasında kalmasına rağmen tatlı bir sürpriz gibi orda sizi beklemesi...tam bir "gizli bahçe"dir...kuş sesleri ve yemyeşil ağaçlar bir arada, gerçekten huzur veriyor...(gerçi benim maksimum 2 saatdir sıkılma sürem)....g.o.p'da filistin caddesinde ilerlerken yolunuzu şaşırıp papazın bağında bulursanız kendinizi eminim çok şaşıracaksınız...semaverde çay ve gözleme keyfi (yok bölee bir gözleme) harika olur...gazetelerinizi , kitabınızı alıp (birde sohbetindne keyif aldığınız bir kaç kişi elbette) bütün gününüzü geçirebilirsiniz...benim için baharın gelmesi papazın bağında kahvaltı etmeye başlamaktır...


geçen sene bir sürpriz bahçe daha keşfetmiştik!!!...orası insanı daha bir şoka uğratan türden...daha önce gitmemiş birini götürmek büyük bir zevk.."harika bir yer,yeşillik,kacaman bir bahçe,tavuklar, ördekler,havuz...bla bla" diye anlatıp şehrin içindeki yolcuğuluğunuz küçük bir büfenin önünde sonlanır..."şuraya park edelim şuraya"...parkettiğiniz yer or-an da bulvar üzerinde (trt binasının karşısında) gerçekten küçük bir simit sarayı büfesidir..."nasıl yanii, burası mıııııı" der yanınızda ki..."evettt in"büfenin hemen yanındaki merdivenden başka bir boyuta atlarsınız...sürpriz budur işte:) harika kahvaltı önerisi-2 olsun orası da...bu sene gitmediğim için fotoğraf eklemiyorum...geçen sene olanlarda pek bi insanlı yaa:)


dün papazın bağından sonra kendimizi tunalıya attık...ama tüm Ankara bizim gibi düşünmüş olmalı ki tam karnaval havası vardı...kuğulu park çocuk bahçesi gibiydi...Alllahımmmm ne kadar güzeller hepsi yaaa...önümden geçenlerle göz teması kurup mimikler yapınca onlarda takıldı...öle çocukları sevemem pek aileleri rahatsız olabilir düşüncesiyle...ama bi tane dünya tatlısı önümüzde dikildi...gitme gitmiyorrrr...çok güldükkk..annesi kucağına alıp götürmek zorunda kaldı...


ay işte böleee...zaten uykusuzluk pazar günümün keyfini kaçırdı...o yüzden; bana bakın İstanbullular, yorum yaparken dikkattt edin...Ankarayı zaten çok sevmeeeeem...bana İstanbulu övmeye başlamayıııın...kendimizi kandırmak zorundayızzzzz bizzz..."ohh bahar da geldi herşey ne kadar mükemmmellll" diyebilmeliyimzzzzzz...yoksa bahar da, yaz da geçmez burdaaaa...usturuplu yorumlar yapınnnn uleeeyyynnn.."aaaa orda böle güzel yerler olduğunu bilmiyordum" filan diyebilirsiniz meselaa...başlamayın "Ankaranın en çok İstanbula dönüşünü seviyorum" ahkamlarına...yaşıyoruz burda bizzz...düzenli düzenli...sakin sakinnnn...Ayrıca hepimiz coğrafya dersi aldık...Biliyoruz yani Ankara'da denizzz!!! olmadığınııııı;)....

not:resim mesim yok size...atamadım telefondaki resimleri bilgisayarıma...napaaalımmm...mecburen bizzat kendiniz gideceksiniz görmeye:)

27 Mart 2009 Cuma

the last mim...


baakk sennnnnnn...seni cingözzz, seni anaforcu senii, seni piyanis şantör , seni kıtıpiyos seni, fareli köyün kavalcısııııı,haybeci seniii...
buldun bir avuç mektep çocuğu...dökülsünler diyorsun demekkkkk...bak bakalım biz bunu evirip çevirip nasıl kendi lehimizde kullanıyoruzzz...
efendim açıklıyorummm....

son mim konusu saygı değer(yukarıda niteliklerini saydığım) hayalbemol üstaddan geldi...kendisi blogunu hareme çevirdiği yetmiyormuş gibi hazırlamış olduğu bu çok yaratıcı mim ile tüm özel bilgileri ortaya dökmemizi sağlayacak gibi görünüyor...

peki bu bünye hazmeder mi...eeee...bi güzellik düşünüyoruz kendisi için yazının sonunda....du bakalımmm harem ağasııı seennnn durrrr....

mimin konusunu hiç anlatamıcaaamm direk arkadaşın yazısından kopyalıyorummmm....aaaaaaaaaaaaaa....kopyalayamıyorummm....ayyy bunu da yaptın ya hayalbemol....aşkolsun yaaa...

işte şey demiş hayalbemol;

"mutlu bir beraberlik için karşı cinsten beklentileriniz nelerdir...sevdiğiniz kişide aradığınız özellikleri yazarak kalbinizdeki güzeli tanımlayınız...kısaca birlikte olduğum kişi böyle olmalı gibi ifadelerle....kalbinizi çalacak kişiyi hayalinizde canlandırın ki,okuyan karşı cinsiyet-hmmmm demek şöle yapsam daha etkili olacakmış,burada yanlış yapmışız diyerek ayağını denk alabilsin..."

ayy resmen bakarak yazdım yaaa...alacağın olsunnnn....

da vinci şifresi çözülüyor ne diim artıkk:)...tüm mim yazıları toplanarak "kadınlar ne ister" diye kitap yazacak ve paraya para demiceekkkk....mim olayının bölee maddi kaygılarla yapıldığını da ilk defa görüyorumm ve esefle kınıyorummmmm seni hayalbemol(durrrrr sennnn durrrr)

kaçamak cevaplar verip, çok şey yazıp hiçbirşey anlatmayan bir yazı yazabilirim...yaparım...millet çok güzel yapıyor vallaaa(dokundurrrr:P)ama öle olmayacak...ben hakkını vericem mimin ki karşılığını istemeye yüzüm olsun...pekiii...açılsın perdeler...

şölee yazsam nasıl olur acaba...

olası sevgiliye;

*lütfen çok ısrarcı olma...ben ısrardan hoşlanamm ve sana bunun belli ettim büyük ihtimallee...sadece biraz zaman ver...naz yapmam, senin naz zannettiğin aslında kendime tanıdığım karar verme süreci...istemem yan cebime koy hareketlerine karşı olduğumu bilmelisin...o yüzden bırak her ne ise hissettiklerim kendiliğinden çıksın ortaya...

*benimle ilgilenmen, bana özen göstermen çok güzel...kendimi özel hiiseettirmeye çalışıyorsun ama bunu gerçekten dürüstçe yap...bana dair olsun herşey...abartma ama...tanıyorum az biraz kendimi...cümlelerin benim için olsun...ezbere olmasın, klasik olmasın, daha önce kurulmuş ve alışılmış olmasın...zekamı küçümseme...hiçbirşeyden anlamıyorsam samimiyetin ne olduğunu anlarım hiç değilse...

*gözlerime bak...seni olduğun gibi göreceğim tek yer orasıymış gibi geliyor...orada gördüklerime sözlerinden daha çok inanıyorum...

*nedir hatunların bu sessizlik merakı dediğini biliyorum...ama beraberce sessiz kaldığımız anlar benim için çok önemli...gereksiz şeylerle doldurmasakta olur sessiz anlarımızı...o sessizlik anlarını seviyorum...

*sana alışmam için bana zaman ver...hep "zaman zaman zaman" diyorum ama...sana , bedenine, tenine, kokuna, varlığına alışmam için zaman gerek bana...kendimi senin yanında kendim gibi ve huzurlu hissetmem için şart bu belkide...zaman ver lütfen...

*sana kişiliğinle ilgili şartlar öne süremem...kendi tekamülünü tamamlamamış birinin karşısından mükemmellik beklemesi anlamsız olacak çünkü...ama eğer sensen o,"ey ben" diyeceğim kişiysen , önemi yok alışkanlıklarının, karakterinin, geçmişinin,yaşanmışlıklarının..."o"olduğuna göre severim sende olanların hepsini...ama değilsen buna da saygı duyacağız...

*bana benzeme, benim gibisine ihtiyacım yok benim...ama hayatta değer verdiğimiz şeyler aynı olsun...önceliklerimiz, değerlerimiz benzesin birbirine...

*bana bir sürü şey öğret...yepyeni şeyler kat hayatıma...sırf sen sevdiğin için bir kitap alayım veya hiç dinlemediğim müzikleri seninle birlikte seviyim...beraber keyif alalım her ne yapıyorsak...

*kendi zamanlarımız olsun, kimse kimseye kızmasın , darılmasın bu özel zamanlar için...kendi kendime kalmaya ihtiyacım olacak...senin de olur muhakkakkk...arkadaşlarımız olacak elbette...belki tamamen yalnız kalmak isteriz...

*saygı duyalım önce birbirimize...kabalığa hiç tahammülüm yok...sınırlarımız olmasın ama saygımız hep olsun birbirimize...

*hatalarım ve hataların olacaktır...çok çabuk kırılıyorum biliyorum...ama senden soğumama izin verme, telafi edilmeyecek kırıklar yapmamaya özen göster...senden soğumak ve uzaklaşmak istemiyorum…

şimdi allah aşkına bu yukardaki maddeler pek bi duygusal ağır filan olmadı mı...ben pek rahat edemedim(asıl cevaplar onlardır;))

madem öleee...son madde...

ek: allaahhh aşkınaaa yengeç burcu filan olma...balıkta olma...akrep hiç olma....nooluuur ama noolurrr...böle çok kısa boylu olma...kel olma, ebleh olma...çizgili takım elbise giymeee...beyaz çorap giymeeee...yere tükürme...ulu orta geyirmeee...böle arabanın önünde güneş gözlükleriyle fotoğraf çektirmeee, adın hüsamettin olmasın, evli olmaaa, daha sonra ben eşcinselim deme, eşcinsel gibi davranma, kıvırtma, yalan söyleme, beni aldatma(yada istersen aldatttt), horlama, uluma, tuhaf sesler çıkarma, Türkçe!!! Konuş(bu konuda çok kötüyüm…şive kaldırmıyor bu bünye), bir şeyi 2 kere söyletme, tek seferde anla…lütfeeeennnn…sarışın olma, mavi gözlü hiç olma, komik ol biraz, eğlenceli ol, put gibi oturma gittiğin yerde…kendini ifade edebilme yeteneğin olsun...senin anlamak için google başında zaman harcamak zorunda kalmayalım...huzur versin sözlerin...güzel çay demle...elinden bi iş gelsin...tüm tamirat işlerinden ben anlamayayım mesela...tamam yetenekliyim ama unutiim mesela bu marifetlerimi sayende...hastalık hastası olma....mıy mıy mıy seninle uğraşmiim hafif bir soğuk alğınlığında...sabırlı ol(ben değilim çünkü)…ve son olarakkk , bana katlanabilme yeteneğin olsun azcık…en azından bir süre…

geldik mi mimlenecek kişilereee…evettt…önceeelikleee cin fikirli hayalbemol…nerde görülmüşşş ölee mim hazırlayıp kendi mimine cevap vermemeeekkk…hııı…sorarım sanaaa…babanın en akıllı oğlu sen misin….seni mimliyorummm…aslında sadece seni mimlemek isterdim ama hissediyorum ki bu son mim…gönderiyimm başkalarına da eğlence başlasın…sen bu mimi hatunlara yollamışsın ama aynneeen mutasyona uğratıp bumeranggg gibi geri yolluyorummm…buyurun erkeklerrr…anlatın sizi etkileyecek hatunu(gerçi fikrimce hatun olması yeterli diyerek kızıştırsam mı ortalığı…nihahaha)

son mim şerefine ayrıca;

-Sultanlarımmmm Winston wolf…(son mim dedim çemkirmeyinnn)…(aslında ww den ödüm kopuyoo ama bu korku onu, nasıl bir erkeğin etkileyeceği maddelerini merak etmekten alıkoymuyor beni…her maddeyi sabırsızlıkla bekliyorum…çünkü “yok öle bişiii” gibi geliyor bana:)
- esther , cesetizlerini ve kelebenki mimliyorum …hadi kızlar göriim sizi:)
-5postayı mimliyim mi…valla ben güveniyorum ona…süper hatun profili çıkartır bizeeee…
-öküzün cevapları ilginç olacak gibi….onu mimlemeyi seyru sefere bırakıyorum…dilerse buradan yaksınnn…: )
-Manukyan banko zaten…son mimde o da olsun…mim padişahı diyor bana…bari sultanı filan de be bacım…
-Kerimsel günlükte mimlensin bu sefer…
-unutmadan blogmania editörleri zeus kaan ve Ferit sizi de mimledim…
-gelmiyor aklıma başka kimse…ama beni izleyen sessiz sakin birkaç efendi seçiyorum..gelmişler öle köşese sessiz sessiz takipteler…selam vermek yok…hal hatır sormak yok…sizi de mimliyorum…Zeugma, Yalnızlık okulu, Chu-Chu-Sensei , JoKaBoNiTo

not: mim için teşekkür ederim Emre...çok eğlendim ben yazarken...yazarken keyif alıyorum biliyorsun...ilk paragrafı görmezden gel..roller ve oyunlar:) ama bu projeler bekliyor sabahtan beri yazı yazıyorum...yaktın beniiii:))

25 Mart 2009 Çarşamba

ben "mim"miyim...


mart ayını mim ayı yapmaya karar verdim...baş harfleri de uyumlu...kafadan iptal edilmiş bir ay olsun...yoksa ben bu mim yazılarıma bir bahane bulamayacağım...biliyorum aklınızdan "cevap vermek zorunda değilsin" diye geçiyor ama öle değil işte...beni tanımıyorsunuz...bi kere mime cevap vermiyim dedim 3 kişi ayrı ayrı mimledi...neyse...mart ayı mim ayı...tamam mı..başka bi konuda yazmıyorum ay sonuna kadar:)) (bir daha mimlenmez mişim:D)bu arada madem ben mim mağduru oluyorumm yaktım hepiniziiii...hehe...mimden nefret eden winston wolfu bile mimleme cesareti gördüm kendimde...ayy ne kadar uzatıyorum...mim konusuna geçiyorum şimdiiiiii:P

kelebenk mimlemiş beni...onu ekleyen son 10 kişiyi mimlemiş...(yoksaaaa kendisini pek tanımam o beni hiç tanımaazzz)...geriye doğru gittiğimde mim konsunun "ben" olduğunu anlamış bulunuyorum...maddeler halinde kendinizi kendi cümlelerinizle tanımlayacaksınız...ahkam kesmek bu olsa gerekk...benn şölleeeeyim beeen böleeeyimmmmm:)) biyografi hazırlamaktan nefret eden "ben", kendini anlatmaktan bi haber olan "ben" -bana biraz kendinden bahseder misin? sorusuna tilt olan yine "ben" aaaa...neredeyse mim konusunu yazdım bile beeeayaaa:)) yapıcammm yapabilirimmm...evetttt

2143545. mim konusunun gelişme bölümüne geldim efendim...şükür kavuşturana...aklıma estiği gibi yazıyorum...

*ben genellikle uyuz bi tipim,öle herkesin hem fikir olduğu konuda sırf zıtlık olsun diye beyaza kara derim...

*ben kendim dışında herkesi çok iyi tanırım , kendimden başka herkesle çok ilgiliyimdir...

*kişisel gelişim kitaplarından nefret ederim...düşündüğüm olur ve bunun secret mecret ile ilgili yok...zaten gücüm var...kullanıyorum anasını satiim...

*ağaca tırmanlaktan korkmam,inmekten az biraz tırsarım...yara bere çizik şeyyettiririm...

* hazıra konmayı sevmem, yemeğin en güzel yerini veya en sevdiğimi sona saklarım ve genellikle donuk bakışlarla başka birinin yiyişini izlerim...

*ben b*kunu çıkaracak düzeyde dürüstüm...

*ben converslerime taparım...

*ben en koyusundan "laz"ım(karadenizli değil)...tipik özelliği çabuk parlama ve çok çabuk affetme üzerime yapıştı...atsan atılmaz satsan satılmaz...

*ben varya beennn...ben diye başlayan cümleleri hiç sevmem...böle salak salak maddeler yazmaya başlarım iştee...olacağı buyduuu...

*ben başkalarını aslanlar gibi savunurummm kendimi, haklı olsam bile bir şekildee yerin dibine sokarım ve özür dilerken bulurum (hala çözemedim)

*ben seviyorsam herkes sevmeli...kişi, nesne, olay, yemek, memek, ner ne ise o...ben seviyorum siz de sevin...

*ben başka birini anlatsammm:S..lütfeeeennn...

*ben öle laf olsun diye değil gerçekten "sıkıntıdan ölebilirim"...can sıkıntısı katlanamadığım tek durumdur..

*ben şuan sıkılmaya başladım...vallaaa...beni başka biri anlatsaa...ne bu egozimmm...

*ben teyzemin zeytinyağlıları için ölürümmm ölürüüüüümmmm...

*ben teyzeyim, halayım, kardeşim, can dostuyum,evladım,torunum, kuzenim, ama sevgili değilim...

*ben çok haassaasım anasını satiimmm...herkesin söylediklerini kafaya takarım....dert ederim...üzülürüm...bu huyumu değiştiremem...

*ben çok rüya görürümm...sabah yorgun uyanırım...dişlerimi gıcırdatırımmmm...stress bombasıyım...

*ben aptal olanı , aptalca olanı sevmem...zekanın önünde saygıyla eğilirim...

*ben ikizler burcuyum, meraklıyım , zekiyim filan ama pek bir kararsızımmmm...

*ben hayatımda bazı özel insanları gerçekten çook ama çok seviyorummm...kendimi sevmemi sağlıyorlarrr....(evettt seni deee:))

*ben çakır keyifken, çok konuşurum, çok gülerim, çok güldürürümmm...

*ben bu mimden ahaa şuan nefret ettimmm....bitiriyorummmmmmm....aaaaaaaaaaaa

ohh gerilmişim yaaaa...yandınızzz...mimliyorummmm siziiiiiiiiiiiiiiii...

küfürlerini şimdiden duyduğum winston wolf (bir aslana layııkk başka bir mim konusu düşünemiyorum:))
hiç mimlemediğimmmm öküz... (gıcıklık olsunnn diyeee)
digital kelebekkkkk sanki sana göre bu mim ne dersin:)
çılgın çılgın çılgın manukyan...
hakan-can...buyur, misillemee olsunnnn...
mimlerimi görmezden gelen hayalbemol...
yenilerden cherry chan ...
elbette kelebekimmm...

nihahahaaaaaaaaaa...kazan kaynasınnnnnnnnnn....

24 Mart 2009 Salı

suskunlar...(mimimimimimim)


hakan-can sormuş...(ona da başkaları sormuş işteee...anlayın canımmm...mim olayı:))

etkilendiğin kitap??
kitap okumayı seviyorum malum...okumadığım hiçbir kitap kitaplıktaki yerini almıyor...pek yarım bırakmam ama aklıma geldi şu neydi adını hafızamdan silmek istediğim orhan pamuk-masumiyet müzesi en zor bitirdiğim kitap...nefreeet ettim nefreetttt...sevenler vardır ama bu kadar uzun ve hiçbirşey anlatmayan bir kitap görmedim...okuyorsun okuyorsun ama aynı yerdesin...sonra bi öğretmeni kuzenime şöyle demiş "-ilk 50 sayfayı ve son 50 sayfayı oku yeter"...şaka gibi ama aynen uyguladım...250. sayfada filandı, bıraktım, son 50 sayfaya geçtim...kesinlikle tavsiye edilir...aralardaki sayfalar çok anlamsız...heheheh...en sevmediğim kitabı mı anlatmış oldum::)

valla en yakın zamanda okuduğum ve çook sevdiğim kitap " İhsan Oktay Anar - Suskunlar"...benim blogun başına yazan "Bazıları var ki buraya gelir ve huzur bulur,bazıları var ki buraya gelir ve bizler onda huzur buluruz" cümleside ondan...kitabı işyerinde 1 günde okudum...ama nasıl birrr okumak...patronlar delirdiğimi düşündü...her sayfada bıdı bıdı onlara anlatıyordummm...kısa kısa okuyordum...öldüler meraktan...okumak isteyenlerde mümkünse google başında okusun...osmanlıca merakım bu kitap sayesindedir...bir de "son osmanlı" bi arkadaşım var onun söylediklerini anlayabilmek içindir...bir sürü yeni kelime öğreniyorsunuz...ve gerçekten çok heyecanla okuyabileceğiniz bir roman...resmen gerilim, aksiyon, tarih, İstanbul, entrika...herşeyin harmanlandığı çok keyifle okuyabileceğiniz bir kitap...şiddetle tavsiye edilir...ben tabi hızımı alamadım daha sonrasında zaten,tüüüm kitaplarını aldım yazarın...henüz "Puslu Kıtalar Atlası"nın başındayım..."Amat" a başlamadım bile...ama emiiiinim hepsi çok güzeldir...

mimlemem gerekirseeee :) hmmmmm...benim mimlediklerim birden fazla kitap ismi versinlerrrr...merak ediyorum neler okuduklarını çünkü...seviyorum zevkine güvendiğim kişilerin önerilerini...

winston wolf, hayalbemol , digital kelebek, kelebeğin ömrü

23 Mart 2009 Pazartesi

sezon açıldı...bismillahhh...aaa bide mim:)

hani meşhur "leyleği havada görmek" deyimi var ya...haahh...işte o leyleği ben her bahar başı yakalayıp, aslında uçamayan bir kuş olduğuna ikna etmeye çalışıyorum...."aslında sen bir penguensin, aslında penguensinnnnnnnn, huuu kimee diyoruummm"...bi durrrrr, otur oturduğun yerdeeee di mii...ama yokkkk...sırfff desinlerr diyeee uççç sennn...sırf desinleerrr...."aaaa leyleği havada gördümmmm,tüm yıl geziceeemm...hehehe" iyi halt ediceen...

bahar başladığı zaman benim şehirler arası seyahatlerim de başlar...ailenizden uzaksanız mecbursunuz bir yerde...ama benim durumum daha karmaşık...3 ana nokta var...aynı anda olmak istediğimmmm...ama olamazsınız elbette...yani istemek başka olmak başkaaa...

bu haftaki duurağımıııııııııııııız:P....baba ocağıydı...
aslında 3 ana nokta aynı coğrafi bölge içerisinde olduğundan bazen hafta sonu katettiğim yol km olarak abartılabiliniyor tarafımdannnnn...bu hafta sonu start aldı bu yolculuklar...artık havaların ısınmasını bekleyemeyecektim çünkü görev beni çağırıyordu...hafta sonu benden 2 yaş küçük!!!!! kuzenimin sözü vardı ve beraber büyümemiz dolayısıyla onu yalnız bırakmamam gerekiyordu...(pek girmiyorum bu konulara hiç ilgim alakam olmaz...maksat kalabalık, herkesi bir arada görmek, gülmek eğlenmek hasret gidermekkkk)...bu vesileyle şehirden uzaklaşmak ve büyüdüğüm şehre gitmek pek bir cazip geldi...yolcukuk yapmak ben istediğim de keyifli...her ne kadar toplu taşımayla aram iyi olmasa da bu sefer herşey çok güzeldi...ve Ankaradan uzaklaşmak kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibi geldi:)))



genellikle gelen gidenin çokkkk ve yol üzeri gideceğim yerlerin aynı istikametteoluşu nedeniyle otobüs yolculuğunu çok sık yapmama gerek kalmıyor...okul zamanıda böyleydi...sevmiyorum pek otobüs yolculuklarını...nedeni ise otobüs yolculuklarında hiçbir şekilde uyuyamıyor olmam...en son Antalya yolculuğunda tüm dengem altüst oldu ve töbeee dedim...töbeee....neyse...zaten öle uzun uzun yolculuklar değil benimkiler...uyumadan da dayanabiliyorum...ama bizim oralara giden otobüs firmalarına birşey olmuş...illa beni uyutacaklar...otobüsler değişmiş...şu kamil koç gibi tek kişilik koltuklardan türemiş...çift kişilikler acaip rahat...yanındakinin cinsiyetini bile öğrenemeyebilirsin o kadar yanii...alakan yok kimseyler...ben konuşmayı seven birinin yanına oturmak isteyeceği türden biri değilim...kusura bakmasınlar...asosyal olmayı kabul ediyorumm....konuşmayın benimle...konuşmayın huleyyynn...

kuzenimi aradım yola çıkmadan, organize etmek için"-ben gittiğimde evde olll"...oda "ohh ne keyif, sen zaten buraya gelirken ve giderken dinleniyorsun""senin tatilin bu" dedi...haklıda...çok keyifliydi...kitabım, i-pod ve şekerlerim çok mutluydukkk...ama muavin ve yanımdaki arkadaş için aynı şeyi söyleyemeyeceğim...sanırım 5-6 kere dokunarak veya aynı cümleyi 3 kere takrar ederek ilgimi çekmeye çalıştılar...ama sabırlıydı muavin allahı varrr...her seferinde gülümsüyordu...naapsın kulağında müzik kitabına gömülmüş birine zorla kahve servisi yapmak her baba yiğidin harcı değil...en son "valla hiçbirşey istemiyorum...valla bakk" dedim de benden ümidi kesti...ama ne gıcıktır yaa...yok o yok bu yok şu...

tabii benim bir yerde sabit durabilme sürem 2 saatle sınırlıdır...ben yerimde kıvranmaya başlamıştım ki mola verdik ve ben kendimi arkadaki boş koltuklara attım...

neyse yok hoş güzel de ....gittiğimde kalabalık toplanmıştı zaten...herkes şehirler arası artıkkk..toplanınca kimin ne dediği anlaşılmıyor...sadece çok güldüğümü hatırlıyorum...gerçi biz hep çok gülüyoruz...ama aklımda kalan cümler ikiz halalarımdan birinin damadın ananesine "teyze gülseneee biraazzz...ödüm kopuyoo senden "demesiydi...ben kopmuşum....zavallı kadın önce şaşırdı sonra gülmeye başladı...:))

akşam bizim kızlar(kuzen sayısı oldukça fazla) beraber kaldık ve yapmadığımız dedikoduları yaptıkkk...bi sürü fotoğraf çektik...pazar günü hava biraz daha güzel olsaydı buraya eklemek için bir kaç resim çekecektim...ama ne yazıkki çok yağmur vardı...aslında dönmek bu yüzden biraz daha kolay oldu...Allah güneşli havalar için şimdiden bana yardım etsin...hiç dönmek istemiyorum o zamanlar bu şehre...bir resim ekliyorum güneşli havalarda çekilmiş...anlayın haaalimiiiiii:((

pazartesi sabahın kör saati bindiğim otobüste aynı muavinin olması ve kendisinin bana 0(sıfır) ilgi göstermesinin kötü birşey olduğunu hiiiiiiiiiiiç düşünmüyorum...çok güzeldi çoooooooooooooo

haaa bir de; dönüşte tam gişelerden sonra bir leylek gördüm...yerdeeeeee;)...ikna edenden Allah razı olsun:))

bu arada mimlenmişimmm...tam bir blog "dropofblood" beni mimlemiş...lakaplarla ilgili...lakabınız nedir...sanırım böyle birşey...çok fazla yok denilebilir...en geneli ismimin kısaltılmış hali...ama çok çocukken takılan "bulaşık" herkesin bildiği ve muhabbetini yaptığı bir lakaptır...nedeni hep yara bere , kir pas içinde bahçeden içeri girmemem olabilir...sonra "ukela" der kuzenlerimden biri...gelinim"cadı görümce" derr...(ben de ona cadı gelin)...hocalarım "bay başkan" derlerdi...ya da soyismimle çağırırlardı....aaaa amcam geldi aklıma....çocukken sürekli o işe giderken bahçede görür bağırırdım balkondannn..."kepçe kulaaaakkk"...oda bana "çekiç kafaaaa"derdi...hergün yeni birşeyler bulur ve güne böle başlardıkk...çekiç kafayım ben yaniii:))

bu arada dijital kelebek bugün aynın mim için mimlemiş...ona da cevap vermiş oldum sanırım....


şimdilerde de "yesari" diyor herkes:)

20 Mart 2009 Cuma

blog yazarı attım eve:)

efendime söliimmmmm...şimdii ben Yesari...özgür iradesiyle bir diğer blog yazarı arkadaşımı bloguma attımmm...:))çok dil döktümmmm...gel dedimmmm...sana blogger koleksyonumu gösteriim dediim:)...nuh dedi peygamber demedi hatunn:)...yani aslında azcıcık tehdit etmiş olabilirim...biz ona ikna yöntemi diyelim sadece...kendisi herşeyi "tek "yapmayı seven bir kişilik olduğundan bir bit yeniği olduğunu düşündü...ben onu okumayı hep severim, dolayısıyla verdim parasını, yazdııı kardeşiiiiimmmmm:))(tamamm yaa tamammm :)))...o benim ilk takip ettiğim yazarlardan...en abuk, sabuk, ciddi, gayri ciddi yorumlarıma katlanabilmiş biri olarak bu tuhaf isteğimi de kırmadı ve yazdı benim için... işte böleeee....winstonum wolfum benim için yazdı ben size sunuyorum...bu bir konuk yazar uygulamasıdır:)



nereden nereye

yaşanan herhangi birşey ya da yaşamdan herhangi bir kesit; çok kötü de geçse, çok kötü de bitse geriye güzel bir şeyler kalmalı insan zihninde.bir fındık kırığı kadar da olsa.
hani sabah geç kalmışsındır işe. üstelik geç de kalkmamışsındır,saçını yapmamışsındır.
oyalanmışsındır saçmasapan bir şey ile. misal, giyeceğim diye kafana taktığın çorabın tekini bulamamışsındır da o yüzdendir gecikmenin sebebi.
halbuki geç kalmamış olsan, kafanda ,vaktinde kalkıp, dolaptaki kaşardan ve tost ekmeğinden,şöyle kaşarın eriyip ekmekle kaynaştığı bir tost yapmak vardir.
ama o çorap yok mu o çorap; salak gibi onu aramışsındır.

piyasada da yoktur üstelik. başka bir çift giymişsindir.

hatta giydiğin bu çorap çiftinden de nefret ediyorsundur. bütün günün de bu yüzden gözlerinin ayaklarına takılmasıyla geçecektir.


bu kaybettiğin boktan vakit, tost yapma hayallerini suya düşürdüğünden, ayakkabılarını giyip tam kapıyı çekecek iken, annenin dün geceden pişirip fırının içinde sakladığı fındıklı kurabiyeler aklına gelir ya hani, mutfağa ayakkabılarla dalıp 2 adet kurabiyeyi cebine tıkarsın öyle çıkarsın evden.
hızlı adımlarla yürürken otobüse yetişebilmek için (ki gitti o otobüs coktan, boşuna bu telaş) cebindekilerden birini çıkarıp atarsın ağzina.

büyüdükçe büyür o ağzında. tükürüğünle kaynaştıkca kurabiyenin hacmi iki katına cıkar ya hani, onu sindirip söndürmeye calisirsin aklinca tükürük ve dişlerinle.
ama o kurabiye harcındaki asi kırıntılardan biri bağımsızlığını kazanıp, genzine kaçar.

burnunla sağlam bir nefes versen dışarı, kurtulacakmışsın hissiyatı uyandırır ya hani (sokaktasın ya,yapamazsın, mendilinde yok cunku canta tasımıyorsun)
tıkar seni o küçük mikroskobik kırıntı. gözünden yaş getiresiye tıkar.
ikiniciyi yiyesin kaçar .cebinden çıkarıp, yolunun üzerinde olan evlerin birinin zemin kat penceresine bırakıverirsin ,allah cezanı versin, diyerek.
otobüse yetişme telaşından farkında değilsindir ki cebinde kurabiyeden arda kalan kırıntıları.

onları uzun bir süre orda unutursan böceklenme ihtimali bile vardır o kırıntıların.
bilmezsin bunları, aklına bile gelmez hiç.

elbet işe geç kalmışsındır.
elbet umrunda degildir.
elbet umrunda olan tek sey nefret ettigin çoraplarını giymiş olmandır. üstelik gece eve dönmeyeceginden sürekli o çoraplarla yüz yüze geleceksindir tüm gece.
hatta ertesi gün de aynı çiftle gününü geçirecegin düsüncesi bile seni çıldırtmaya yetmektedir.

aksam olur.
çıkarsın işten.
elini cebine atarsın, kırıntılarla temas edersin.
o kırıntılar var ya o kırıntılar, kabusun olmustur senin o kırıntılar.
sağ elinin başparmağı ve işaret parmağıyla cebindeki kırıntıları yakalamaya çalışırsın,topladıklarını da yere silkmek yerine ağzına götürüverirsin istemsiz olarak.o ağzında akşam olmuşlugun getirdigi kekremsi tadı alıp götürür o kırıntıların arasına kaynamış fındık parcacıkları.ulan keske bırakmasaydım sabahki kurabiyeyi bile dersin.
tadı kalır damagında kırıntıların ya hani.coraplarına olan kinin bile gecer.
agzındaki fındık parcacigini dislerinin arasinda eze eze sevimli sevimli yürür gidersin...

diyeceğim şu ki;
saçmasapan hayatının bir yerinde ya da bir anında, hiç geçmesin ve bitmesin istediği yayvan bir gülümseme olmalı insanın dudaklarında.



winston wolfe

19 Mart 2009 Perşembe

ve...son


Dur.
Daha seni seviyorum demeyi bile beceremedim.
Şimdi gitmesen ne olur.
İşe yarayacağını bilsem
Yalvarırdım.
Ama
Değersizleştirir insanı
Diz çökmek
Ve senin
Değersiz şeylere tamah etmediğini bilirim.
Ne çok şey biliyorum
Ahh
Birde
Gitme dediğimde
Kalacağını bilsem.


16 Mart 2009 Pazartesi

bugün temizim( miyim)


Merhaba, benim adım Yesari, 28 yaşındayım ve bir alkoliğim..ay amannn ne diyorum benn, ben bir internetkoliğimmmm…:S yok mu böyle bir kelime , olsun lütfen…word de hata veriyor ama yerine yeni bir kelime alternatifi sunmadı…
Ayy çok sinir oluyorum kendimeeee…size de oluyor mu bilmiyorum…ama rehabilitasyon merkezleri kurulmasını talep ediyorum…grup terapileri ve seanslar istiyorum kendime özel…ilaç kullanmak istiyorum bunun için…ama alışkalık yapmasın tabii…bir alışkanlıktan kurtulduk derken yenisine başlamayalım…

Şimdi şöleee ki; hiçbir bağımlılığım yok….sigara hayatımda içmedim, denedim , olmadı, herseferinde kusacak gibi oldum, alkol öleee zateeeeen arada bir, uyuşturucu esrar mesrar peeehhhh….ama güzel kardeşlerim , bacılarım ablalarım abilerimmmm…ben bu bilgisayarımdan neden uzak duramıyooruummm nedeeeeen ama nedeeen…

Televizyon izleyemiyorum, yani bunun nedeni internet değil aslında, midem kaldırmıyor…haberleri maberleri internetten takip edince öleee ali kırca mırca çekecek halim hiç olmuyorrr…e Türk dizileri maluuum…yabancı dizileri de ölee 5 hafta geriden takip etmek işime gelmiyor , onlarda internetten halloluyor…sinema konusuna girmeyelim yakında talim terbiye kurulu mu telekomünikasyon kurulu mu kim bilmiyorum birileri beni fena enseliyecek…sana o zaman mapushaneden yazarım sevgili blooog…hatta tespih bilemmm neyim yaparım…

İş yerinde işimi mecburen bilgisayarda yapıyorum…yani aksinin mümkünatı yokkk…internet msn elimin altında …inanııın mecburiyetteeeeenn…

Bankacılık işlemlerimin çoğunu internetten hallediyorum…(evet ukala okuyucuu tabiî ki para olduğu zamannn ,para yokken boş boşşş boş hesabıma bakmıyorum)…hatta biri bankacalık işlemi yapmak istediğinde direk beni arıyor şu eft şu havale…amme hizmetine döndü bu durum…

Ee şeyyy…içimi de internete döküyorum…en yakın arkadaşlarımla en sevdiklerimle genelde en çok internetten iletişim kuruyorum…(keyfimizden değil heraldeeee, napalım hepsi ayrı ayrı şehirdelerse)…annemle babamım sesini duymam gerek, bide abimim bedava günleri var en son şöle söyledim canıma abime “bugün kapatacak mısın bu telefonuuuuuuu:D”

Beni birtek kitap ve zaman geçirmeyi sevdiğim insanlar uzak tutabilir bilgisayardan…yani öleydiiiiii:( (((…peki ben ne yaptım…internetteeennn binlerde e-kitap indirdimmmm…yok yok korkulacak bir şey yok…sevmedim…ben böle kitabın sayfalarını koklayan tiplerdenim…kitabın kendisini seviyorummmm…ama bu yeni teknolociii canına okuyor bu zevkiminde …cantamın içinde incik mincik oluyor diye çoook teknolojik telefonuma e-kitap okuma programı yükledim ve otobüste , minübüste, orda burada canım sıkılınca ordan okuyorum…fena olmuyor ama öle yakında gözüm bozulabilir…birlikte vakit geçirilen özel insanlar mı??? Hah onların hepsinin köküne kibrit suyuuuuu…bunların %70 inin en yakını 350 km uzaklıktaaa…yeterli bir açıklama oldu sanırım…

Velhasıl kelam ben bu alışkanlıktan kurtulmak zorundayım…yapabilirim inanıyorummmm..neden olmasın…ben de normal bir insanımmm…akide şekeri yer, sakız çiğner, çekirdek çitlerim….biliyorum biraz kilo alabilirim ama yaz geliyor…yürüyüş yapabilirim artık seymenlerde…olmadı işe yürüyerek gelirim…eee…hem etrafımdakiler için de faydalı…dumanından , amannn işte sesinden rahatsız oluyorlardı…biraz da kıskanıyorlardı beni ondan…kucağımda bütünleşmiş vaziyette görüntü rahatsız etmeye başlamıştı birazcık!!!
Ama amaaa…ama film izlemek isterseeem yaa…lost'un yeni bölümü düşecek haftayaaa…yaa sevenelerimmmmmmmmm…yok yook…kendine gellll….

Yaaaa bu arada nedir bu mim furyası….blog aleminde böle heidi gibi lay lay lom dolaşıp keyifli keyifli tur atıyordummm…manyağa döndüm…kim kimi mimlemiş…mimlenen mime yanıt ne vermiş…o kimle ne polemiğe girmiş…kim kimle ne yapmak istiyorrrr!!!!...maymuna döndüm yaaaa…eğlenmek için yapıyorsunuz anlıyorum, canınız sıkıldı filan ama ben daha yeniyim yaa…biraz zaman geçsin, benim de canım sıkılsın ben de yeni oyuncaklar ararım kendime…ama yazma şevki mevki kalmadı maşallaahh....mimlerin rengi de tuhaflaştı....düşünün…ben blog okuyarak başlamadım yazmaya…direk balıklama atladım …bir de blog içerisinden olmayan okuyucuların durumu varr….giriyor sayfanıza…”aaa ne şeker blogg, ne güzel yazmışşş, aaa şöleee başlamış yazmaya, ne güzel geliştirmiş, hmmm bak sonra şunlar olmuşşş…hmmmmmmm!!!:S sonra su diğer blog yazarıyla sevişmek istemişşş…e olabilir …normal heralde bloglar arasında böyle birşeyyy….neden olmasınnn…eee işte sonra….” :D benim gözümde böyle bir şey canlandı…ama çok eğleniyor herkes…

Tamam susuyorummmm…internet konusunda bildiğiniz bir ilaç varsa itinayla tavsiye alınırrrr….

13 Mart 2009 Cuma

meeezuunniyeeeettttt komedyası...


fena halde kıskandım ben de yazıyorum...böle doğal mimler olsun meselaa...ohh ne güzelll...

neyi kıskandımmm şölee söliimmmm hayalbemol yazmış benden önceee mezuniyet gecesi anısını...her mezuniyet bir kabusa dönüşür mü yaaa...nasıl bir ortak özellik bu...bana nee bende yazıcaamm bende yazııcaaammm:)

ben pek hevesli değildim açıkçası...pek haz ettiğim ortamlar sayılmazdı o zamanlar...ama herkes bir hevesli bir hevesli...gidelim bakalım dedik...mezuniyet öncesi yaşananlar ayrı bir olaydı zaten..arkadaş gurubumuzdan can ciğer kuzu sarması iki kız şans eseri aynı kıyafeti aldıkları için 3. dünya savaşı çıkmıştı mesela...bir daha konuşmadılar...ben bu olaylar karşısında nutkum tutulmuş şekilde olayların birbirini takip etmesini ve büyümesini izlemiştim...mezuniyet kıyafeti yüzündeeen kanlı bıçaklı olmuşlardııı...neyseeeee

mezuniyet gecesi herşey peri masalı gibi başlamıştı...ankaranın eeeennn meşhur otelinin balo salonunun kapısında birbirine iltifat eden insan yığını....en yakın arkadaşımla otele yakın olduğu için bizim evde hazırlandık...onun erkek arkadaşı bizi evden aldı , zaten 10 adımda ulaşacağımız otelin kapısından girdik...ahh ne seranomi ne seranomiii...

akşam gayet güzel başladı...12 de balo bitecek ve bir gece kulübünde gece devam edecekti...en yakın 2 arkadaşım kıyafetlerini bizim evde değiştirecekler ve yine kulübe bizden gidecektik..plan tamamm....tamamm...mııııııııııııııı???

herşey aşk acısı çeken alevin eski sevgilisini telefonla araması ve çakır keyif konuşması ve karşıdan olumsuz şeyler duymasıyla başladı...daha o zamanlar ağzıma içki sürmediğim için tüm olayları ayık kafa yaşayan tek kişi olarak sanırım çoğu benim hatırladıklarımın yarısını hatırlamıyor...o gün anladım...sarhoş insanlar ayık kafayla çekilmiyoorrrrrr...

alevciğimiz zil zurna sarhoş olmuş balo bitti...şimdi o kısmını bende hatırlamıyorum amaa (şok geçiren bünye alkol etkisi yapmış olmalı) bizim eve gelecek insan sayısı 3 kişiden 3 araba insana çıktı...bu kızım hala muallakta ve kimse hatırlayamıyor....bu arabalardan birini dolduran insanların kesinlikle hiçbirini tanımıyorummm...ama hiçbirini...

evin önüne park eden 3 araba, inen kızlar aşağıda bekleyen erkeker ve alevin tüm evi,tüm apartmanı, tüm mahlleyi inleten ve beynimize o günden sonra kazınan tekrar repliğiii "beeenn zarhooosssss deeeğğğiiliimmmmmm" allahıımmmm..apartmanın 1. katında topuğuna takılıp yırtılan elbisesinin ve topuğunun peşine koşmaasıı...elbiseemm de elbiseem elbiseem de elbiseemmm...erkeklerden F nin elevi kucağında 4 kat çıkartması ve benden önce kapıya ulaşan bu iki kişiye kapıyı açmak zorunda kalan ev insanının gördüğü görüntü karşısında tırsıp içeriye kaçması...allahıım ne resillikkk...evin ahalisinin bi kısmı uyumuşş elbette...kolidorda ve yatak odamda tanımadığım yarı çıplak insanlarrr...bi yandan alevin evde kalması kararlaştırılıyor..derhal müdahalee bu kızı napıp edip ayıltın burda kalamazzz...düşünemiyorum yabancı bir evde uyandığındaki tepkisini...b hamle tuvalete yöneliyorum orda ihtiyaç gideren F....amannn allahıımmmm...(tabiki sırtı kapıya dönükkk) bi ara odada yarı çıplak ve ilk defa gördüğüm bir kızı gösteren şule (4 yıl yediğimiz içiğimiz ayrı gitmemiş) "yesari sen hiç benim göğüslerimi görmüş müydün?" diyee sorduuu...yürü şulee yürüüü...3 er 3 er inmeye başladık merdiven basamaklarını...

yolda arabayı durdurup kusan o delikanlı arkadaaşşlarımın tüm karizmalarının gözlerimin önünde eriyip gitmesi içler acısıydı...trafik felce uğrar ve kornalar eşliğinde tüm Ankara sizden nefret ederrrr...kulüpte eğlendim çünkü o kapıdan çıktığım anda benimle eve gelecek olan sadece şuleydi...eve dönüş yolunda şulenin kanka dediği o illet olduğum herifin alkolünde verdiği rahatlıkla bizim kıza olan duygularını fiili olarak göstermesi iğrençti...yanımda kıza neredeyse tecavüz edecektiii...(bide neden erkeklere güvenmiyormuşummmmmmmmmm)

neyseki bu mezuniyet partileri dağılıp ayrı diyarlara gitmenize yakın yapılıyor...çünkü o geceden sonra herkes birbirine zıt yönlere doğru gitmek istedi...

sabah 7 gibi eve girip direk kendimizi yatağa attık...saat dokuz...kuzenim ve teyzemm odamıza giriyorlar "beeen sarhoşşş değiliiim, been sarhoşşşş değilimmmm"...biz de kafamızı daha fazla yastığa gömüyoruuzzz....

ahkam ahkam ahkammm...(1)


Kimden blog


Madem adı ahkam defteri...kesiyorum efendilerrr... peki ne zaman ahkam kestiğimi düşünüyorum ; deneyimlemediğim bir konuda yazarken...konumuz ilşkiler ve evlilik...ne kadarrrrrrr değişik bir konu değil mi...ama en fazla “atma” imkanı olan konu bu ve malzeme asla bitmez...

İlşkilerle ilgili düşüncem şu...mantıklı olan tarafın ölee diyoo...sizin için uygun kişi, değer yargıları , yetişme şartları, aile yapıları sizinkine yakın kişilerdir...herzaman 2 kere 2 dört etmeyebilir ama genelde eder...çünkü başta olmasa da ilerde aradığınız şey evlilikte de ilşkide de “huzur” olacaktır...anlık hormonel halüsinasyonlara kapılmamayı başarbiliyorsanız sizin için doğru insanı da seçebiliteniz vardır...elbette bu “ortak özelliklerden” kastım, birbirinizin kopyası olacaksınız demek değil...aslında tam tersi...farklı alışkanlıklar ve farklı ilgi alanları çok önemli...hayatta önem verdiğiniz değerler aynı olduktan sonra günlük alışkanlıklar, keyif alınan aktivitelerin farklı oluşunun bir önemi yok...zaten günü eğlenceli kılacak olanlar da onlardır...

ben kimsenin kimseyi değiştirmeyeceği bir ilişkiye inanmam...(kaldıki öze kimse kimseyi değiştiremez, alışkanlıkların değişmesi özü değiştirmez) tam aksine eğer bir ilişki seni geliştirmiyor ve farklı alternatifler sunmuyorsa ne anlamı var...sen zaten aynı süreç içerisinde, tek başına da yürüyordun...birinin sana bambaşka bir seçim sunması keyiflidir...dikkat edin değişim demiyorum , gelişim diyorum...(dikkatli okuuuu:P) daha önce deneyimlemediğin birşeyi beraber yapmaktan ve bundan keyif almaktan bahsediyorum...hiçbir zorunluluğa gerek olmadan ve belkide hoşuna gidecek bir şekilde...daha önce dinlemediğin bir müzik tarzı bile olabilir bu...sevmediğin türde filmleri beraber izleyip keyif aldığını görmek...farklı alışkanlıklar edinmek...farklı bir bakış açısına sahip olmak...daha önce hassa olmadığın konularda hassasiyet kazanmak...ilişki dediğin gelişmeyip bir yerde kendini tekrarlayıp duruyorsa bitmeye mahkumdur bence...

(Çok mu eğitim kitabı havasında oldu allaaaaseniz bu yazı...ama daha bi sürü şey yazıcam...durun dayanınnn...)

Genç yaşta olan evliliklerin daha doğru ve sağlam olduğunu düşünüyorum...nedenine gelinceeee...(evlilik koçunuz yesari konuşuyorrr)

Biriyle bir yola birlikte başlayıp aynı yolda yan yana yürümek , birbirinizden fazla uzaklaşamayacağınız anlamaına gelir...beden olarak demiyorum...aradan 10 yıl geçsede normal bi birliktelik sürecine göre hareket etmişseniz(özgür ilişki , herkes kendi hayatını yaşasın, benim kendi hayatım var , senin kendi hayatın var , ben arkadaşlarımla takılırım, sen de arkadaşlrınla vakit geçir safsataları değil kastettiğim), herkes evlilikte ki sorumluluğunu bilip o taşın altına elini sokmuşsa, kendinizi o kişiden çok uzakta bir noktada bulamazsınız isteseniz bile...yani beraber gelişmişsinizdir ve büyümüşsünüzdür...beraber yürümek öyle birşeydir çünkü...”yol arkadaşım” ne demek düşünmek gerek biraz...eğer aradığınız gerçekten bir yol arkadaşıysa tabiki...
Ama eğer tekseniz o yolda , arada yolda karşınıza birileri çıkmış veya yollarınız çakışmışsa birileriyle ve onlarla kısa yolculuklar yapmışsanız, sadece o yolun uygun bir yerinde sizinle aynı noktaya, belki yan yana değil ama, paralelinizde gelmiş birini bulmak çok zor...(ne dedim ben şimdi)...

Bazen arkadaşlıklarda bile yaşanır...”ortaokuldan beri birlikteyiz, en iyi dostum, oooo kaç yıl oldu ...beni ondan iyi kimse tanıyamaz “dersiniz...ama hayat çoktan sizi farklı şehirlere, farklı hayatlara sürüklemiştir...hala sizi ondan daha iyi tanıyan biri yok mudur gerçekten...ya da siz onun tanıdığı kişisiniz midir halaa...sanmıyorum...yollar ayrıldığında, herkes kendine farklı bir rota çizdiğinde bir karar verilmiştir...iyimser olmayın lütfen...bazen tek bir gün bile çok şey değiştir insanda...

Keşke herkes kendi iklimine uygun birileriyle karşılaşsa ve mutlu olsa...ama zaman zaman telaştan, zaman zaman ümitsizlikten, zaman zaman da hayat koşulları sizinkiyle alakası bile olmayan biriyle çarpıştırıveriyor çizginizi...sizin sade patikanızın üzerinden bir otaban geçiyor yani...onun izleri ve yarattığı yıkım geçmiyor uzun süre...belkide hiç...kalbinizde ve aklınızı darmadağan ederek herşeyi değiştirebiliyor hatta...

(amma benzetme yaptım yaa...umarım benim dışımda birileri bu yazdıklarımı anlar,laa havleee, gittikçe anlaşılamayan şu okumaktan nefret ettiğim yazarlara dönücem)
Doğru insan , doğru ilşki diye birşeye inanmıyorum...herkesin seçimleri şekillendiriyor ve o ilişkiye “doğru” sıfatını ekliyor...bakmak değil görmek gerekiyor bu kısa yolda karşımıza çıkan “o” kişiyi...görebilmek doğru seçimler yapabilmek bir erdemse eğer, umarım zamanı geldiğinde devreye girsin...

12 Mart 2009 Perşembe

ben bir küçük ölümlüyüm...

bugün işe gitmedim...az önce doktoruma gittim...yine bir sürü laf yedim...hassasss bünyeymişte bilmem neymişte...teyzemle verip veriştirdiler...bide yanındaki hemşireye diyor ki doktor "3 yıl önceki hastam, burnu kanamışşşş" "hayıııııırrr 1 ay olduuuu" orda bi geyik dönüyor...kesin norkozcunun hatasıdır diye...öle olurmuuşşş...herkes birbirine b*k atarmış böyle birşey olduğunda...

neyse baştan başlıyorum....1 ay önce deviasyon ameliyatı oldum malum...aradan aslında 1 aydan fazla süre geçti...geçti dimi...2 şubat yaa...pess...işte tenim hassasmış filan falan...ben gün aşırı doktoru görüyordum...ama burnum hiç kanamamıştı...taaaakii iki gün öncesine kadar...peki bu bünye kan görünce naaaparrrr...yok yok bayılmadım....yattım geçmesini bekledim...gelelim dün geceye...durup dururken tekrar kanadı...evi ayağa kaldırdım bu sefer...herkes başımda...hadi dindi dedik...2 saat sonra yineee...ama bu sefer durmuyooo....saat olmus 23:00...ben kesin öleceğime kanat getirmiş vaziyette doktoru aradım...şehir dışındaymışş...yarın geliyorum dedi...şölee yap böle yappp...durdurduk nihayetinde...



peki hayatında bu kadar kan görmemiş benim bu süreç içerisinde ve devamında aklından geçenler neler?

-bu kadar kan aktı, kesin kan kaybından ölücem

-aynada gördüğüm bembeyaz surattan sonraa; kesinlikle ölücem

-acaba burnum değilde beynimden gelen kan olabilir mi?yani bu bir beyin kanaması mı?

-bu kadar kanı yuttum, ve kesinlikle tadı hoşuma gitmedi, vampir değilim...



-başım dönmeye başladı , kesin ölüceemmmm

-ya ben uyurken kanarsa ve herkes uyuyor olduğu için yalnız başıma ölürsemmm

-biran önce sabah olsa, keşke sabahhh olsaa ve herkes uyansaa...

yaa ben ki böle güçlü, soğukkanlı, cesaretli görünen insan, iki burun kanamasından sonra bu hale geldiysemm başkaları ne yapmasın...rezil kepaze oldum vallaa...dünden beri tekrar kanar korkusuyla yataktan çıkmıyorum...bu mektubu da hasta ve yorgun yatağımdan yazıyorum:P

kesinlikle herşeyin başı sağlık...helee benimmm içinnn...gözüm başka birşeeyy görmüyoooorr..ayy amma tatlı canım varmışşşşşşşşşş...Allah tüm hastalara şifalar versin....Allahıımmm sana geliyoooduuummmmmmmmmm....:S

not: gördünüz değil mi, kan resminin bile en masumunu koydummmm:(

mim serisi...

noluyoooo yaa noluyooooo...hakan-can mimlemişti...sonra dün hayalbemol mimlemiş...bugün baktım kelebeğin ömrü mimlemiş...bu kokoloji şeysinde bi bit yeniği var ya öğrenelim bakalım...yani istenmeyen çöp gözünde bitermiş yaa... öle bi durum bu...yılandan korkmam yükseklikten dorktuğum kadarrrrr...el insaaaffff...

yine de 3 oldunuz , kıramıyorum siziiii...

Kimden 80 Black and White HD Wallpapers 1920 X 1200 (www.allwallpapersfree.blogspot.com)


1- Paraşütle atlamaya karar verdiniz ve ilk atlayışınızı yapmaya hazırlanıyorsunuz. Yerde sıranızı beklerken yukarıdan atlayanları seyrediyosunuz. Aklınızdan neler geçiyor?

-ne kadar güzelll yaa...sürep alayışşşş...ne cesaretli insanlar var haaytttaaaa...valla helal olsunnnn


2- Sıranız geldi ve uçak 3000 metreye yükselirken siz de kendinizi hazırlıyorsunuz. Arkanıza hiç bakmadan önünüzde açılan kapıya geliyor ve kendinizi aşağıya bırakıyorsunuz. Aşağıya atlarken ne diye bağırıyorsunuz?

-alaaahııımmm sana geliyorummmmmmmmmmmmm....


3- Güvenli bir biçimde yere indiniz. Paraşütünüzü toplarken bir eğitmen size doğru geliyor ve bir şeyler söylüyor. Eğitmen ne söylüyor?

-korkudan şoka girdiğim için duyamıyorum tabiki ne dediğini...tebrik ediyordur jeralde...ne bilimmm...dudak okumaya çalışırımmm...kendime gelmemi bile beklemedi adama bak yaaaa...

not;biri bana cevapların anlamını gönderrsinnnnn...ne kadar saçmalamışım görelim...

10 Mart 2009 Salı

benim cici travmam...




Lise anıları güzeldi filan ama o yazıdan sonra yazılması uygun bir yazı konusu olacak sanırım...yorumlardan biri sıradan lise anıları olduğu doğrultusunda...gereksiz yazarı çiğ çiğ yesem doyman...:D...gerçekten düz yazı halinde sanırım sıradan lise anılarıydı...ama yaşarken ve benim koşullarımda benim yaşadığım şekliyle pek sıradan sayılmazlar...bunu şöleee açıklamak gerekirseeee...

konumuz benim eski kırık bir gönül hikayem...kırık ve yarım kalmış diyelim...yazıyorum ama sanırım bu yazı yazmak sandığımdan biraz daha zor olacak...

2006 da böleee yonja monja hikayeleri tavan yapmış filan ben biriyle tanıştım...sanal ilşkilere tamamen saçma ve anlamsız bakan biri olarak(elbette internetten tanıştığım insanlar oldu ama hiçbiriyle 2.kez görüşmedim hernedense!!!)aslında bu tanışmayı da pek ciddiye almadım...ama bazen umduğunuz gibi olmayabiliyor...klasik karşılıklı etkilenmeler filan derken 2 aydan fazla süre sohbet ettik...onunla ilgili tanımlamalara girmiyorum...gerek var mı...yok...ama düzgün bir adam olduğuna emin olabilirsiniz...(e nede olsa benim ilgimi çekebilmişşş:P ilgimi çekmek ne demekse,adama düpe düz aşık olmuştum)
gel zaman git zaman, telefonla filan görüşmedik,yüzyüze görüşmeden telefon muhabbeti ikimize de anlamsız geldi...bu arada ben öle duygularını pek belli eden biri olamdığım için karşı tarafta yoğunluğun daha fazla olduğunu söyleyebilirim...sonra kendi kendine gelin güvey olmuşsun demnmesin, hakkım yenmesin:P

tamam tamam hikayenin sonuna yaklaşıyorum...(evet biraz hızlı bitiyor:))

ben bu lise davalarımdan bahsediyorum bir gün konuşurken...şöleydi böleeydiii (sıkıcııı lise anıları değil mi gereksizz yazaaarr:))...ama bir ayrıntı daha veriyorum ona anlatırken...diyorum ki "imam hatip olduğu için benim gibi sivri tipler pek hoş karşılanmazdı...düşmanım çoktu yani...diğer kızlar benim bu hallerime fena gıcık olurlardı...onlar gibi olmaman beni idareye şikayete kadar götürmüştü..."

ve o andan sonra olanlar oluyor...kendi isteğimle mi imam hatipi tercih ettiğim sorgulanıyor, konu biraz irdeleniyor ve konu o günlük kapanıyorrr...

şimdi hepinizin kafasında bazı şekiler canandığına göre kısa bir açıklamada size gelsin...küçük bir yerde büyüdüm ve o aile yapısı, çevre şartları gibi sebeplerle imam hatipe gittim...o küçük ilçenin en başarılı lisesiydi ve imam hatipli olmaktan hiçbir zaman utanmadım...bana gerçekten çok şey kattı...orda da kendim olarak kalabilmeyi başardığımı yazılarımdan anlamışsınızdır sanıyorum...kız erkek karışık bir okul olduğu için öle erkek görmemiş bir halim hiç olmadı...erkeklerle herzaman daha iyi anlaştım ve bu o gün ki şartlar için pek hoş karşılanmayan bir durumdu elbette...

ve hayır şuan türban takmıyorum...üniversite çıkarttım bir daha da takmadım...üniversitede hiçbir şekilde siyasi bir yapının içerisine girmedim ve kimse de bana yaklaşamadı zaten(elbette denemeler oldu)...başımı açmamda ailem destek oldu hiçbir şekilde farklı bir yaklaşım ile karşılaşmadım bu seçimimden dolayı...yani ben benim ve eğitim hayatımdan hiç şikayetçi değilim...iyi ki imam hatipte okumuşum diyorum hala...

gelelim beyimize...lisesini bilmem ama siyasal mezunu ve solcu bir kişilikti..benim için önemli miydi? hayırr...onun için önemli miymiş...fazlasıyla...bu konuşmamızdan sonra tavırlar 360 derece değişerek bir hafta içerisinde beni msn listesinden veda bile etmeden sildi...tuhaf gerekçeler sundu bu bir hafta içerisinde tavır değişikliğini sorguladığımda...aptal olmayı ve o bahanelere kanmayı çok isterdim...

şimdi bu bir travma mı derseniz evet benim için öyle...ilk kendim olduğum için böyle birşeyle karşılaştığım ve bunun bende açıkça yara açtığını düşündüğüm için bunun bir travma olduğunu düşünüyorum...

şuan ki durum nedir peki.... ben de hepiniz gibi yiyor içiyor ağlıyor gülebiliyorum… inanmazsınız kafesime yaklaşan ve bana fındık fıstık atan hiç kimseye zararım olmadı bugüne kadar, hatta aksine onlarla çok iyi dost olabiliyorum…:)) bu konuda yapılan geyiklerimizin sınırı yok elbette..."ben imam hatipliyim diye bölee yapıyorsunuz dimiiii... beni sevmiyorsunuzzzz…biliyorummmm beni sevmiyooorsunuzzz" gibi;)


aa söylemeyi unuttum arkasına bakmadan topuklayan arkadaş gitmeden o yeşil ikonlu abinin yanıbaşına, gereken kişiye ulaşması adına küçük bir ileti bırakıyor "YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN"...sahii ne diyorrr?? Anlayanınız varsa bana da söylesin…
ama ama durun ya benimde bi iki son sözüm olsun gidene neyim eksik ben bunu hak etmedimmii

evet….

Sevgili solak..sana solak diyorum zira solcu diyesim yok.. çünkü senden çok daha fazla solcu çok daha fazla milliyetçi çok daha fazla hümanist çok daha fazla halkçı çok daha fazla aydın,çok daha fazla çok ama çok daha fazla ..insanım ben…başımdaki örtünün altında bir beyin taşıyorum ki o beynin bu güne kadar tek bir kalbi kırdığı söylenemez…hayatımın dersini verdiğini düşünmüşsündür eminim giderken bana…öylede bil sen canın sağolsun..ama hayat ne ekersen onu biçtiriyor ya mutlaka…sana bunları yaşatmak zorunda bırakan hayattan senin adına özür dilerim…dilerim aklınla değilde yüreğini koyduğun sevdaların dostlukların ve hatta hatta ideallerin olur hayatta…dediği gibi şarkıların…dünyayı güzellik kurtacak..bir insanı sevmekle başlayacak her şey ve her şeyiyle her şeye rağmen…sağlıcakla kal..


ADA - ZULFU LIVANELI

9 Mart 2009 Pazartesi

kelimelerin gücü adınaaaa....:)




yazmaya başlamam ve yazma işini kıvırdığımı farketmem lise yıllarıma dayanıyor...ablamdan kıskanıp günlük tutmaya başlamış ve yazı karakterlerimde bile ona benzemeye çalıştığımı hatırlıyorum...bu ortaokul yılları tabii...

annem ablamın günlüklerini okumakla meşgul olduğu için ben kendiminkileri onun keskin gözlerinden koruyabilmiştim...bir de sanırım evde sergilediğim kişilik yüzünden pek bir sıkıcı hayatım olduğunu düşünmüştür ki; yıllar sonra çocuklarıyla ilgili yorumlarında benim için "yaa bi seni tanıyamadım, bir türlü çözemedin, ablanın günlükleri vardı ordan okuyordum , sen arada böle sessiz sakin büyüdün"demişti. tabii bu madalyonun görünen tarafııı. nasıl oldu bilmiyorum Dr. Jekyll and Mr. Hyde tarzı bir hayat şeklim ortaya çıktı...

lisede beni tanımayan yoktu gibi birşey...yani tuhaf şekilde dönem dönem erkekler dönem dönem kızlar kendilerine beni rakip görürler, düşman ilan ederler, çetecilikle suçlarlardı...: )) düşmanım olanlar zamanı gelince dostum ,dostum olanlar düşmanım olurdu...pek bi sıkılgan birşeymişim yaa:))dengesizlik konusunla mutlak bir denge sağlamışım maşaallaahh...(şuan ki lise anılarına göre oldukça masum ve kendi içinde çılgın bir lise dönemi.ama her daim temiz anılar) yaptıklarım, giydiklerim taklit edilirdi(hiçbirzaman mütevazı olmadım) cat botlarıyla ilk defa geldiğimde sarı çizmeli mehmet ağa lakabıma marus kalmıştım okulda...kör cahiller işteeee...kızlardan biri şöle demişti"yani heralde böyle bir botla okula gelmeye aslaa cesaret edemezdim..çok ilginçsin" yaaa halbuki ben o botları aldırabilmek için ne kadar uğraşmıştım...özgüven filan bırakmaz bu lise arkadaşları insandaaa:(

öğretmenlerin hepsinin tanıdığı ve soyadıyla çağırdığı, her aktivitede en önde, her dönem takdirname alan ama inek olamayan, böle tuhaf renkli, tuhaf karmaşık, tuhaf kimlik arayışında bir dönem işte. ama harika yıllardı kesinlikle. işte okulun en popüler adamına aşıksın ama adamdan tek karşılık alamamışsın, adama aşık olan diğer kızlar sana düşman olmuş, tehdit mesajları gönderiyorlar.yazarken bile gülümsüyorum.(elbette son yıl gelip aşk-ı ilan edildi amaa hayat benim için başka birşeydi artık,herkes kendi yoluna gitti)

herneyse işteeee...günlüklerim o zaman modaydı...milletin başının etini yerdim...sen de yaz...birşeyler yaz...bunlar anı olarak kalıcak..."nasıl yaa , ne yaziim, ben yazamam ki" geyikleri bana işlemezdi pek...heralde dönemimin tüm sınıfının bir iki satır yazısı vardır lise günlüklerimde...moralimi biraz bozuk gören hocamın birinin "neyin var, çok dağıttın, alıcam o günlükleri elinden" dediğinde de işte bu yüzden tüm sınıf karşı çıkmıştır heralde:D

sanırım lise 1 filandım...bahçenin boş olduğu bi gün voleybol direğine birşeyler yazmıştım...spontane o an aklıma gelen komik ilginç bir yazı...sanırım şöle birşey" şuan bunu okuyorsun ama neden okuyorsun bilmiyorum..aslında hiç ilginç birşey yok...hatta hiçbirşey yok...ama sen hala okuyorsun...birşey çıkacağını umuyorsun sonunda ama yok...bence hemen bırak bunu okumayı...ciddiyim hemen okumayı kes...devam etme daha fazlaa.." filan falan...

aradan birkaç gün geçti ve ben unutmuştum çoktan yazı olayını...bahçede kızlarla otururken en popüler çolcuklardan birinin o file direğindeki yazıyı okuduğunu farkettim...yavaş yavaş suratındaki ifadenin gülümsemeye döndüğünü ve arkasından arkadaşlarını çağırıp diğerlerine göstermesini izledim...hepsinin tek tek okuyarak gülmeye başlamaları...

aynen o an gülümsediğim gibi gülümsüyorum şuan...kelimelerin gücünü somut şekilde gördüğüm andır...kelimeleri seviyorum...arka arkaya dizmeyi...ve birinin onları okumasını da seviyorum...yazıyorum işte bu yüzden...

bu arada o direk en dibine kadar dolmuştu...altına cevap, onun altına el cevap...sürmüştü bir süre böyle...

yavaş yavaş büyüceeemmmm merak etmeyiiin...daha sonra dersane ve üniversite anılarım varrrr:)kayıtlara geçsin ki yarın bügün torunlarımın torunları bu Yesari kitabesini bulsunnnnn..."eskiden bakın böleee bloglara yazarlarmış...çok ilkel ama bize o döneme ait bilgiler veriyor" desinlerrr:D

kayıp düşler



Geceden kalma rüyalarda
Noktasız,kafiyesiz türkü gibisin
Bestelenmemiş şiirler
Bitmeyen cümleler
Var olmayan korkular gibisin içimde
Bir bilsen acımı
Bir bilsen içimde kopan kızılca kıyametleri
Al yazmaya işlenmiş bir desen gibi işlenmişim ben.
Esmer bakışları ararken gülüşlerinde
Avuçlarında kar soğuğuyla gülleri tutan
Ve ördüğü nasırlı hayatı
Bilmeden bilemeden sulayan deli çocuğa döndüm
Üstelik ipini elimden kaçırdığım gençliğimin
Tıpkı çocukluğumun ipini kaçırdığım gibi
Ve artık geriye dönüp bakamıyorum
Kim bilir belki de asırlardır hasret kaldığım
Asırlardır özlemini çektiğim
Uçurtmamı ve düşlerimi bulamayacağım bir daha
Hani o olmayan korkularla dolu düşlerimi
Ellerine dokunamadan daha
Gözlerinin içine bakamadan doyasıya
Kaybettiğim düşlerimi
Bulamayacağım,yürüyemeyeceğim yaşama bir daha
Ama sen düşünme bunları
Boş ver
Kaybettiğim düşler düşünsün beni
Bitmeyen sancılar ağrılar
Yaşamadan yitirdiğim yıllar düşünsün beni
Nasıl olsa tutsağıyım nasırlı hayatın
Karanlıktaki yıldızların
Nasıl olsa tutsağıyım kazanmadan kaybettiğim sevdamın
Sen boş ver düşünme beni
Lambasız sokakların
Soğuk ıslak kaldırımları düşünsün beni.

B.Ç


Not: benim için yazılmış tek şiirdir...gözümün önünde olsun istedim...

6 Mart 2009 Cuma

müşteri!!! memnuniyeti mi..pehhhh....




taammaammm...hepsi geçtiiii....yine normale döndümmmm...yine aranızdayım...yüksekler güzeldii ama inişim hızlı olduu...beni tekrarrrr aranızaaa alabilecek misinizzzzzzzzzzzzzzzz:(((((çok fazla şımarmadım umarım, bi yerden sonrasını hatırlamıyorum çünkü:(((


söz bidaaaa yapmıcaaaaammm...:((


en son yazımda da söylediğim gibi o gün kimse beni tanımadı...kimse imza istemedi filan ve ben izinli değildim...bu süre içinde normal mesaimi yaptım yani...

Ankara'dayım öle çok fazla sayıda kişinin yaptığı bir işi yapmıyorum, bir markadan bahsediyoruz ve memur hayatı yaşamıyorum...işim hakkında pek birşey belirtemeyeceğim ama müşterilerimin dedikodularını yapacağım bugün...her kesimden müşterimiz var demek isterdim ama değil...

hepsi belli eğitim seviyesinde(değilse bile parası var eğitimliymişşşşşş gibi görünüyor yada gerçekten kendini yetiştiriyor) belli gelir seviyesinin mecburen üzerinde (hayır bercedesss benz de çalışmıyorum, sürekli aklından işimi düşünüp durmaaa, düşünmee yaaaa sadece yazıyı oku, sattığımız ürünün önemi yokkk, hayırrrr sigortacı da değilim: )ama her nedense bu müşterilerin %60 ı aldığı ürünle birlikte seni de ve hatta şirketi de satın aldığını düşünüyor... yaa güzel kadesimmmm, aldığın şey sadece ürettiğimiz birşey...bakkkk biz üretiyoruzzz, sen alıyorsun...çok basittt...yani para çokomel , para çokomelll, para çokomelll(bkn:cmylmaz DVDDDDDDDD)

Ben o ürün paketlenirken içine konmuyorummmm, sonra sen ürünle birlikte beni evine götürmüyorsunnnn...ben hep yerimdeyim...ne gerek var dünya senin etrafında dönüyormuşşşşş gibi hareket etmeye...ne gereekkk varrrr, neeeee...benii nedeeen geriyorsssunnnn kiii...bunu ilk yapan sen değilsiiiiiiiin...tamam herzaman alınmaz, ayrıntılı bi iştir, biraz yorucudur amaa, e be kardeşim istekleri bu kadar abartmanın ve çok biliyormuş gibi davranmanın çok anlamı yok ki...

çok net belitmek gerekirse eğer sen iyi bir insan, normal bir birey gibi hareket edersen senin işlerin de gayett keyifli ve sorunsuz halledilirrr...bu bir defa değil, defalarca karşılaştığım bir durumdur...eğer karşınıza gelip oturan insanlar pimpirikkkliiii kılı kırk yaran, antipatikkkkkkk, ayrıntıcıııı, miyyyy miyyy miyyy tiplerse kesinlikler binbir sorun yaşarlar...kimsenin başına gelmeyen talihsizlikler silsilesi gelir başlarına...üretimden satışa herkes hayret eder...bugüne kadar bu tür şeyler yaşanmadı hiçççç, nasıl olur gibi konuşmalar geçer aralarında...bu psikolojik mi bilmem...adam inanıyor çünkü kesin bir aksilik olacağına...evreni de inandırıyor sanırım...ve başına açılmayan iş kalmıyor...

ama böle sevimli, güleryüzlü,sıcak, sabırlı, akıllı!!!!, problemsiz müşterileri kimse hatırlamıyor aramızda...sadece işlerinin nasıl yolunda gittiği ve problemsiz teslimat yapıldığıyla ilgili yorumlar yapılıyor...bi aile havası , işin her aşamasında keyifli görüşmelerr...ohh ne güzel dimi...hayatımın her aşamasında karşıma çıkmıyor meselaa...teslim edildi bitti...hal hatır sormak için arasınlar...ama ne o öleeeee yaaa...evinde yaşanmaz ki her müşterinin...beraber uyuyalım isterseniizzz diyeceğimm geliyor bazennn....

siz siz olun eğer pimpirikli bi kişiliğiniz varsa bunu bir şekilde tedavi edin...benim ki sadece bir gözlem...ama bu insanların tüm hayatları boyunca bu şekilde sorun yaşadıklarına inanıyorum...hayatın tüm kontrolü elinizde değil...kabul edin rahata erin...ama boşverin demiyorum..ayrıntılara dikkat edin...ne istediğinizi bilin...kontrolünüzü yapın...herkes hata yapabilir..ama ne kendinize ne çevrenizdekilere hayatı dar etmeyin..."ömrümüüü yedii ömrümüüüüüüüüüüü"dedirtmeyin bi insana yaaa...aaaaaaa...yeter beeee:P: ))))

(yaa düşünme boşunaaaa, bulamazsııınnnnnnnnnn:)))

bu yazıyı yazışımdan aşağı yukarı 5 saat sonraki görüşmem;

gördüğümmm en obsesiffff , ennnnnnnn ruhh hastası moddaaaaa müşteriyle karşılaştım...kadın 2. dakikada öyle bir enerji yaydı ki, konuşma şeklinden dolayı anında iş arkadaşıma pasladım" bu kadını elimden al , yoksa gerçekten bugün burda birşey yaşanacak" dedim..böyle bir kadınla müşteri olarak değil, insan olarak bile daha önce karşılaşmadm...yazıyla aynı gün karşılaştığım bu olay şaşırtıcı...bu kadını bize yönlendiren diğer bir müşterimizin"eşi çok problemlidir, tüm işlemler 1 gün içinde yapılmalı, eşinin kesinlikle haberi olmamalı" diyişi şimdi daha fazla düşündürücüüüü....anammmmmm...korkuyorummmm...bu nasıl bir kadındııııııııııııııııııııııııııı...



Para...Parra...Parrra... - Rüçhan Çamay

4 Mart 2009 Çarşamba

"günün blogu" ...şımarıklık diz boyu...:)




Dün gece bloxooda forumda bir konu tartışıyorduk. Bende son bir şey öğrendim hemen yazıp uyumaya geçicekken sitede “günün blogu” olduğumu gördüm…

Şimdi gayet ölçülü, cool, vakur, soğukkanlı ve hatta itidal sahibi biriymiş gibi beni tebrik eden herkese teşekkür etmeli ve tabiî ki sitede beni seçen admin yada site kurucusu olarak nitlendirdiğimiz kişilere minnettarlığımı dile getirmeliyim…Yapmam gerekeni biliyorum gördüğünüz gibi…

Amaaa yaaaaaaaaa…ayyyyyyyyyyyyyy….Bennnnnn,gecenin o saatinde bile bi heyecanlannnnnn…bi sevinnnnnnnnnn… ama nasıl sevinmekkkkkkkkkkkkk…yani böle görünce şok oldum önceee…başka bi sitenin resmi ama benim sitemin ismi vardı…biraz geç düştü jeton…çok sevindim kısacasııı…msn de sohbet ettiğim arkadaşım inanamadııı zatennnn..hızlı hızlı bir saniye durmadan yazdımmmm bi süre ne olduğunu ona anlatmak için…(ayy ya ben tatildeyken , yada internete ulaşamayacak bir yerdeyken , ya da ya daaa internete kıran girseydiii o gün ve ben günün blogu olsaydımmm:S)

Ama yaa sabah katlım…aynaya baktım…yine bennn…değişen bir şey yok…dişlerimi fırçaladım…üzerimi giyindim…işe giderken yolda yine kimse beni tanımadı..yine kimse imza istemedi … güne başladım…hesapta yine para yokkkk…yine ay sonu , yine çepte beş kuruş yokkk…kimse bugün bana izin kullan da demedi…yine full çalıştımmm…amannnnnnnn olmazzzz böleee amaaaaa… : ))))

Neyse. Napalım artıkkk:P

“Benim etim ne budum ne” durumundan kaynaklı bu sevincim. Gerçekten yeniyim ben bu blog konusunda. 2009 ocak 1 benim blog dünyasına adım atışımdır. Öncesinde herhangi bir blogu okumuşluğum bile yoktur , o kadar vahimdi durum yani.

Aşağı yukarı 2 ay içinde çok keyifli şeyler öğrendim , çok tatlı insanlar tanıdım. Çok keyifli bir dünyaya girdim yani. İlk günlerim çok komikti. Şekilci bi kişilik olduğum için heralde bin tane filan template gördüm, yükledim, sildim filan falan. Sitenin adı ne olsun, benim adım ne olsun. İngilizce olmasın Türkçe olsun. Ay bu çok saçma oldu başka bişiy olsun. Her geçen gün yepyeni şeyler öğreniyorum zaten. Yani ben burayı çok seviyorum aslında.

Kimsenin beni tanımaması, aslında “biri” olmaktan çıkmak, “herhangi” biri olmak inanılmaz bir şey. Kimliklerin gizlenmesi veya açıklanması kişiye kalmış bir şey. Ama ben bir yüz , beden olmamaktan, yolda karşılaşabileceğiniz herhangi biri olmaktan çok keyif alıyorum. Burada ki samimiyeti de çok seviyorum. Sanki herkesin bir diğerini yıllardır tanıyor gibi olmasından. Çünkü yazılarınızda kendinizi gizleyemezsiniz. Satır aralarından bile okuyabilirler sizi.

Ben biraz lafı uzatıyor muyum ne?!!

Bugün ayın 4 olması şeker bir tesadüf…yani heralde tesadüf diye düşünüyorum:)

Sizi tanımaktan çok keyif alıyorum. Her geçen gün daha da özel hale geliyor blog günlerim. Hepinize teşekkür ederimmmmmmmmmmmmmmm.

3 Mart 2009 Salı

teğet geçmişmişşşş...geometrisi kaçtı acabaa bu başbakanın???

Böyle bi sıkıntılı hava var…yazmak gelmiyor içimden…herkesin sorunları maddi şu sıralar…çok aşk acısı duymuyorum…yok o öle dedi, bu böyle yaptı gibi anlamsız konuşmaların içinde de bulmuyorum kendimi…ben zaten yapmam da hani bana da yapılmıyor artık:P

Herkes benim dediğime geldi…(nasıl egoo amaaa) her zaman bana derdim olup olmadığını soranlara derim ki “ Sağlık ve maddi sıkıntı yok..gerisi dert değil zaten”.Ama genelde bunları da söylemem o ayrı konu. Yani şimdilerde insanlar gerçekten dertli ve bu genele yayılmış durumda. Hiç ekonomik çıkarımlar yapıp finansal analizler üzerinden konuşmayacağım. Okul zamanında bile sevmezdim, şimdi hiç işim olmaz.


Kriz bana neler öğretti???

Bir kere boş boş AVM gezmemeyi, o mağaza senin bu mağaza benim aylak aylak dolaşmamayı öğretti. Hatta kuzenimle Zara’da dolaşırken (%870 İndirim ne demekkk yaaaaaa) “hemen koşarak buradan uzaklaşıyoruz” dedim be çıktık mağazadan. Yani ben sanırm son 3 aydır hiçbirşey almadım. Ama bunun için ciddi çaba sarfediyorum.

Kredi kartı kullanmamayı öğrendim. Hatta kredi kartım olduğunu unutmayı.

Yemek sipariş ederken keyfime ve damak zevkime göre değil, cebimdeki paraya göre tercih yapmayı öğrendim. Yok efendim öle bol keseden saçmak.

Dışarıdaysam; “Nasılsa birazdan dönücez, evde yeriz” demeyi öğrendim.

Dışarıda daha az vakit geçirmeyi, evde kendime daha çok zaman ayırmayı öğrendim.Ev oturmalarını özlediğimi fark ettim.

Şehir içi yolculuklarda (aciliyet yoksa) taksiyi değil, dolmuşu tercih etmeyi öğrendim.(hehehe…hiçbir yere tutunmadan yolculuk yaptım 40 tane akrabamla!!!!. Çünkü düşeceğiniz , yamulacağınız bir boşluk yoktu:))

Cebinde 20 ytl varken, yarı yarıya paylaşmayı öğrendim.

Patronumdan şunu duydum “50 milyon değerinde şirketim var ama cebimde 50 Lira yok” Büyük başın büyük derdi olurmuş, bunu fark ettim.

Ailenin ne demek olduğunu tekrar öğrendim.. Ailesinden uzak yaşayan biri olarak zaman zaman iletişimde sorunlar yaşasak bile her zaman benim yanımda olduklarını hatırlattılar bana. Abim resmen teşkilat gibi çalışıp , ordan buradan bilgi toplayarak benim kredi kartı borçlarımla sorunlarım olduğunu öğrendi, kredi çekti kendine ve borçlarımı ödedi. Bu yüzden utancımdan kredi kartım var demeye bile utanıyorum. Babam da aile olduğumuzu ve bu tür zor zamanlarda birlik olup sorunu olan kimse o sorunla hepbirlikte baş edeceğimizi söyledi. Yani ben bu krizde aslında ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım. Kendime çıkarmam gereken dersleri de tek tek çıkardım. Umarım bu derslerden bi kez daha sınıfta kalmam.

Uzun sözün kısası azla yetinmeyi, çoğun kıymetini bilmeyi öğrendim.

Ankara memur kendi denir durulur.Biraz küçümsenerek belki. Ama açıkçası eğer İstanbul’da yaşasaydım sanrım her şey iki kat daha zor olurdu benim için diye düşünüyorum. Çünkü Ankara’da bir otobüs kartınız varsa tüm günü dışarıda cebinizdeki 20 Lira ile geçirebilir ve hatta yemek yiyebilirsiniz.Ama sanırım İstanbul’da buna “mucize” diyorlar.

Umarım herkes için bazı şeyler olumlu katkılar da sağlamıştır bu kriz dediğimiz meret. Bazılarımı “Hani bardak” diyebilir ama ben hala bardağın yarısının dolu olduğuna inanıyorum.Ve herkesin krizin olumsuz etkilerini en kıza zamanda atlatmasını diliyorum.

2 Mart 2009 Pazartesi

duygusuzluktan üşüyorum...


neden bazı insanlar birine değer vermemek için bu kadar çaba sarfeder...


birini önemsemek, hakettiği değerde davranmak bu kadar zor olmamalı...ben haketmeyene değerliymiş gibi davranıyorsam, hakettiği gibi davranmak daha zor olmamalı...


anlamıyorum seni inan


ama asıl anlamadığım ben neden birine değer verdiğimde, karşımda ki bunu hak ediyor mu etmiyor mu anlamakta bu kadar geç kalıyorum...ya da neden abartıyorum...o istemiyor değer verilmeyi...ben neden zorluyorum....onda olan iyilikleri görmeye çalışıyorum her seferinde...


iflah olmaz bir iyimserim sanırım...karşımda ki insana olan inancımı yitirmiyorum her ne halt yerse yesin...ama yediğim her darbede, her duvara çarpışımla iflah olma yolunda ilerliyorum...ya da kendimi avutuyorum...benim onlara inanmam , onların da kendilerine inandığı anlamına gelmiyor çünkü...


yüreğimi küçültmeyi öğrenmem gerek...

1 Mart 2009 Pazar

The Holiday (2006)



bayılıyorum böyle sürprizlere...bi filmi sabun köpüğü gibi olsun...akşam canım sıkılmasın , gece rahat uyuyabileyim...testereler,, katiller filan görmiim....sabah unutmuş olurum nasılsa diyerek başlatıp, içinden harika bi film çıkması olayına diyorum...çok sevdimmmmm...sizde seviin, sizdeee nooluurrr...sizde izleyin...ben biliyorum aslında yarın sabahın köründe kimleri D&R ın kapısına dikeceğimi ama uyuyorlardır diye rahatsız etmiyorum...ulaşamadıklarıma burdan ulaşıyorum işte...nooolurrr sizde izleyin...

filmi izleyipte o hobbit evinden bozma gibi olan ingiliz evinde olmak istemeyecek biri yoktur bence...Bu işi biliyorlar bu yapımcılar...bence turizm bunun temeli arkadaşşşş...insana soğuuuk ingilterenin, soğuuk ve ucubee bi kasabasına gitme fikrini bile sevdirebiliyorlar ya pessss...yani bi de şey var tabiii...jude law...çok sevmem ama filme cuk oturmuş....cameron diaz bence ah mary vah mary den sonra kesinlikle komedi filmlerine çok yakışıyor...mimik ve çılgın hareketlerr...şeker yaaaa...

ben filmin ana fikrini içeren Kate Winslet dialoğuna bayıldım...alt yazıdan da buraya aktarıyorum...

...bir insanın alçalabileceği en alt seviyede olma hissini anlayabiliyorum.
Bünyende var olduğunu bilmediğin yerleri bile nasıl acıttığını.
Ne kadar saçlarını kestirirsen de...veya yeni jimnastik salonlarına yazılsan da...
...kız arkadaşlarınla kaç kadeh şarap içsen de...
...her gece yatağına yattığında...nerede yanlış yaptığına
veya nasıl yanlış anlamış olabileceğine dair her detayı tek tek gözden geçiriyorsun.
Ve o kısacık zaman diliminde...nasıl mutlu olduğunu düşünebildiğini.
Bazen de ışığının yandığını görüp...


güya mışıl mışıl uyuyacaktımmmmm...