29 Nisan 2009 Çarşamba

nasıl oluyor da???

fena halde madde bağımlılığım geldi..madde madde madde...madde madde yazasım ama birbirleriyle hiç alaka kuramayasım var...bi tür hiperaktivite diyelim...bi anda aklıma geldiği sırayla döküyorum...seçeriz işe yarayanları aralarından...

-anam beni kadir gecesinde filan doğurmamış ama benim için koca bir sülale dua ediyor herhalde ,başıma kötü, olumsuz, çirkin, çirkef, itici hiçbir şey gelmedi...anlatacak bi mikim hikayem yok sömürecek duyguları..."böle şanslı kişi seni seçtim pikaçuuu" diyerek birine derin derin anlatacamm, karşımdaki “wahh wahhlayacak” filann...(tabii ki nazar değmesin ,bunun arkasında derin psikozlar da olabilir ama...ben ulvi bi insan olduğumdan kötülük köşe bucak kaçıyor olabilir,veya üzerimde manyetik itim gücü olabilir,cadı olabilirim ,seçilmiş kişi olabilirim bilmem ne)

-bu sene bahçedeki erikler de yanmış bitmiş kül olmuş...benim erik sevdam kursağımda kaldı mı...dallarda kiraz...gel bana bazı bazıı...kirazla avutmaya karar verdim kendimi..

-bugün yine yağmur var kasvetli şehrimde...canım canımmm...nasılda kapkaraa bir hava vardı...ben her yazlıkları çıkartma hevesine girdiğimde yağ sen usul usulll ...

-herkes her şey için şükredebilir elbette ama benim şükrüm, akşam yemeğinde yediğim zeytinyağlı barbunyaya gelsin...o neydi öleee...güne işikin daha iyi bir şey yoktu...yada unuttum, dilimde barbunyanın tadı kaldı sadece...

-aslında tek derdimin "akşam ne yemek yapsam" olmasını isterdim..evet evet...kesin kadınların hepsi yemek yapmak, çocuk doğurmak ve evlerinde kocalarını beklemek için dünyaya gelmişler...hatta kadının, nano teknoloji uzmanı kocası, olağan üstü bir teknolojik gelişmeden bahsederken"-hayatım biliyorum çok önemli şeyler anlatıyorsuuun amaa,sanırım tuzu biraz az oldu ,şimdi aklıma geldi,hemen dönüyorum"diyerek uzaklaşmak için...konuyla ilgili o kadar fikirsiz olmalılar yani...ne güzel olurdu boş gözlerle bakabilmek...

-bide ;iki duygusal cümle yazdık bir önceki yazıda ve anladım ki ben gerçekten blog aleminin maymunu ilan edilmişim de haberim yokmuş...bu yazı bunu desteklemiyor mu...evet kabul...maymun yılında doğmuşum çin takvimine göre...çine taşınmak mı gerekiyor etnik özelliklerimi açığa çıkartmak için...hayırrr..buyrun burdan yakın...(ne dedim şimdi ben:S)

-ben, zorlasanız zorlasanız “a.q, göt herif, şerefsizz ,o...pu çocuğu“gibi küfürler edebiliyorum...elden bu geliyor, yapabileceğim en fazla bu...ama msn deveya telefonda küfrettiğimde de gülmeyin be arkadaş ...ama artık benim küfürlerimi de ciddiye alınnnn...ben de kaba olabilirim, bende argo konuşabilirimmmm, bende bendeee: ( ...

-dolmuşta veya otobüste neden yanıma ya kül tablası ya da olmadı kokarca gibi herifler oturuyor(yok yok sadece dolmuşta)...şöyle bi baksanız keşke oturacağınız yeri seçmeden önce, akça pakça temiz bi kız oturuyor ordaa...gitseniiiz, arkadaki kıl tüğ yumaklarının yanına otursanız...olmadı oturmasanız ama bana çooooook uzaklarda dikilseniz...bir tür haremlik selamlık yapsak...”insan” ve “insan benzeri “ diye...nefesimi tutma sürem sandığınız kadar uzun değilll ,lütfeeennnn...

-sanırım 1 mayıs günü çalışacak olmamın şuan çığlık atma isteğimle bir ilgisi olabilir...iş arkadaşımın şehir dışına çıkmak için izin alması buna katkıda bulunuyor daolabilir...(benim planımı gerçekleştiriyor.öncee benn düşündüümmm yaa)...bu tatile 1 gün önce başlayıp pazartesiye kadar tüm işlerle tek başıma ilgilenmek öngörüsünde bulunuyor ve beynim bunu abartıyor da olabilir...ama bunların hiçbiri benim hislerimin ne kadar kuvvetli olduğu gerçeğini değiştirmiyor...a.q hislerimin...bittim bennn...

-telefon denen aletten neden bu kadar soğudum ki..bazen kimse yoksa uzun uzun çalmasına izin veriyorum belki sıkılır kapatır diye...hadi gündüz anladım,akşamları bana neden hesap soruluyor "o cep telefonuuu nerene soktuuun" diye...yada biraz daha kibarlaştırılmışı...tüm gün telefon ile bu kadar samimi olmuş birinden, akşamları da anında cevap beklenebilmesi hangi psikoloji kitabında normal insan davranışı olarak geçer...o kitabı yutturuurum ....

-kendimi tedavi etmekten,kendi kendime telkinde bulunmaktan,herşeye mantıklı açıklamalar getirmekten,doğru sonuçlara doğru varsayımlarla varmaktan ,bu cümleyi kurmaya devam etmekten sıkıldııım..."bu anlık birşey,geçecek" "sakin ol nasılsa önemi yok birazdan unutacaksın", "vevappp vermeeeeee, bırak mükemmel olduğunu düşünmeye devam etsin", "sakin ol,herşey çok güzel olacak"gibii saçmaaa sapan ama saçmaa sapan cümleleri kafamdan geçirmekten sıkıldım...beyin mıncıklaması olucaammmm yakında...pıhtı atacaakkk ...

-size de olur mu bilmem ama eskiden zaman geçsin isteyen ben "yarın keşke olmasa"demeye başladım.....yoo yoo...sakın bana “tatile ihtiyacın var ,biraz ara vermelisin “klişesi yapılmasın...gerek yok...ben yapıyorum zaten, ama bu kürkçü dükkanı yerinde durdukça burada mutlu olmayı öğrenmeliyim...ne demişler sağlam kafa sağlam vücutta bulunur...hahahaahah...özgürce saçmalayabilmek ne keyifli...anasını satiim bunları yazıyorum ama yarın her şeyin normale döneceğini biliyorum...bunu da biliyorum kahretsiinnn...rutine bağlarım ben nasılsa, endişeye mahal vermeyelim...laa laa laa laaaaaa....

not: adı blog ve gerçek yüzümü herkes görsün..böle tuhaf anlar gelip geçiyor işte...

nott: resimde ki mi ne...onun adı"nanowire"...gözlerimizle göremiyoruz...bu görüntü 10binlerce kez büyütülerek alınabiliyor...nano i-podun içinde bunlardan varr:))

28 Nisan 2009 Salı

rağmen sevgiler



Sevgimiz hep koşullara bağlıydı. Daha toy zamanlarda. Marifetti “ ben onu karşılıksız,her şeye rağmen sevdim” cümleleri kurmak. Sevgiye şartlar koşar, daha “azı” veya daha “çoğuna” ihtiyaç duyardık sevebilmek için. Koşullarımıza uymayanı sevdiğimizde “katlanıyorduk”. “tüm olumsuz özelliklerine rağmen seviyorum onu” “herkes gıcık oluyor ama “ben” seviyorum”. Hepsi ne kadar bencilce cümlelerdi. Birinin arkadaşımız olabilmesi veya etrafımızda olabilmesi için koşullarımız vardı. Hâlbuki tek koşul “sevebilmek”omalıydı. Koşullar yerine oturuyorsa ne ala. Ya oturmuyorsa. O zaman lütfediyorduk sevgimizi. Wayyy. Çok büyüktük biz. Onu tüm kötü yönlerine rağmen sevebiliyoruz. Mütevaziliğe bak.Bencilliğin ,ukalalığın, kendini bulutların üzerinde görmenin alasıydı bu, ama fark etmiyorduk bile. Ne büyük erdem sahibiydik çünkü.

Aradan zaman, aradan deneyim, aradan sevgiler geçti. Hala hiçbir şeyiz belki , ya da belki de “her şey”.Hala öğreniyoruz. Bitmeyecek ,tükenmeyecek bu öğrenme süreci. Bitmesin zaten. Ama zaman ve insan “rağmen sevgilerden” sıyırdı aldı bizi. Birini “rağmen” sevmiyoruz. Daha az ve ya daha fazla olduğu için de sevmiyoruz. Seviyoruz işte. Rağmen ile başlayan cümleler ,bunu düşündürtecek özellikleri gelmiyor aklımıza. Sevgiler o kadar azaldı ki “seviyoruz sadece”artık.

Severken fark etmeden bile olsa daha “az” hissettirmemeli karşındakine insan. Bunu anlatabilmenin en güzel yolu da gerçekten böyle “hissetmemek” olmalı. Bunu öğrendik. Ama doğru anlatmayı öğrendik mi acaba. "Senin eksiklik ve hata gördüklerini ben görmüyorum bile." “Senin takıldığın yerler umurumda bile değil, farkında bile değilim” diyebilmeliyiz. Bunu gösterebilmeli., hissettirebilmeliyiz. Ama işin tuhafı bunu bilinçli yapmamalıyız. Öğrenilebilir bir şey mi bu yoksa kendiliğinden mi oluşur bilinmez. Ama bu tür sevgiler istiyoruz ve besliyoruz bahçemizde. “Ne olursan ol gel” cümlesinin “ne olursan ol” kısmını atmak gibi.

Birini sevmek onun gibi olmak demek değil, onun gibi düşünmek, onun gibi hissetmek hiç değil. Kendimizi sevmek için bu kadar çabalarken aynada ki siluetimiz gibi birini sevmek zorunda mıyız ayrıca. Sevmeye çalıştıklrımızı adam gibi sevemeden henüz, belki de birkaç kişiyi , herkesi sevmek de neyin nesi.

Son olarak; “biz”li cümleler kurmam bu tür cümleleri “ben”li cümlelerden daha çok sevmemden.Ve beklide öle olmasını dilememden. Koşulsuz sevgiler dilerim herkese.

26 Nisan 2009 Pazar

"eyy gül cemalini gizleyen bloggerr...göster bana yüzünüüü" mim

İşten güçten vakit bulup yazamıyordum…bi yazı üzerinde çalışıyorum oda tıkandı kaldı...biterse keyifli birşey olacak umarım...ama baktım bu arada mimler almış başını gitmiş yine…

Rigor Mortis ve hayalbemol ve kelebekim mimlemiş beni…her ne kadar mim yazmayacağım desem de 3 olmuş aynı konu…bu yazı kıtlığına girdiğim günlerde döktürüvereyim bari dedim ne yapiim…

Bakıyorum da herkes birilerini tanımlamış… eee…var benim de zulamda birkaç blogger elbette… olma mııı...
Önce tanıma gerek kalmayanlar var…suretinden haberdar olduklarım ama haberdar olmayanlar için biraz bahsedelim;

Zeus kaan resmini gizlemiyor zaten…FF takip etmeyenler için söylüyorum kiii; ben ona boşuna zeus demiyoruummm ;)

Sonra kelebekim var…saç rengi her daim değişen güler yüzlü neşeli ,herzaman biraz yoğun ve yorgun…bal gözlü dilber diyorum ona...çok güzel gözlere ve çok güzel bir yüreğe sahip...konuşurkenn sürekli söylediğimiz "ayy aynı benn aynıı ,bendee bendeee, yaa ağzımdan aldın" gibi şeyler....ruhlarımız çok yakın yani…çok güzel gülüyor ve güldürüyor…her eve lazım bölesi...

Dijital kelebeği de gördüm…çok ısrar etti…gönderiyim noolur, gönderiyim fotoğrafımı ,beğenirsen çocuklarının babası olurum dedi…yooo çok uzak İzmir, mümkün değil ayrılamam karasal iklimimden dedimmm…İzmirli bi kızla pembe panjur alın,onun altında oturun mutlu mesut dedim)))

monera
var…çekik gözlü eski Türklerden kendisi…kelimelerle oynamasına hayranız…bugün almş çocukluk hayali olan elektronik gitarı...nişan sünnet ve düğün törenlerinde çalacakk:))))

Manukyanı eğer msn de bikinisiz bir fotoğrafta görürsen kulağımı kesicem…o bildiğiniz “çıtır”…her daim çıtır kalacak kıvırcık hatun…

Ohhh hepinizi deşifre ettim işte: ) kızmazsınız değil mi…yok canıımmmmmmmmm..
Ahhh birde son olarak gül cemaline nail olduğum caponizma var…güzel bi çıtır vesselam…uzun siyah saçlar ve kara gözler…mmmmmm

Şimdi sırada hayal gücümüzü çalıştırma çabamız var…doğruya doğru,belli gerçekler var…meraklıyım bennn…hemde görsel hafızaya sahibim…önemli yani görmek….aaa olmuyoo hayal gücü hayal gücüüü…çıkın ortaya hepiniz canımm…eee…vazgeçtim gizemli kalın siz…merak etmeye devam…

Hayırlısıyla bi şu mim yazısında sadede gelseydim ben...

Winston Wolf; İzmirli bir hatun olması yeterli aslında tahminler için:) boyu çok uzun olduğu için ondan tırsmıyor değilim…elinin tersiyle ittirse yerdeyim o dakika…(abartma okuyucuu cüceyim demiyorum …1.65 boyum) makyaj yapmayı sevmediği için doğal bir güzelliği var büyük ihtimalle…saçlar orta boyda dalgalı,gözler kahve sanki…elleri güzel mesela…acelesi yoksa yolda salına salına etrafı ve insanları izleyerek yürüyor ve çok keyif alıyor bundan…acelesi varsa yanından geçeni görmüyor gözü ama herkes ona bakıyor o sırada…ilgi çekici çünkü…tarif edilemeyen türden bir karizması var…basına bere geçirse yine de “cool” duruyor…rahat giyinmeyi seviyor…genelde spor…etek giydiğini sanmıyorum hiççç ama hiççç…elbise belki çok özel günlerde…ve bir de şuan gülümsüyor büyük ihtimalle… bu satırları okurken yanii…

Sırada ki ünlümüüüz Zeugma; şimdi belli şeyler var elbette onunla ilgili…ne de olsa öğretmen…giyimi kuşamı ona göre…ama onun kendine has bir havası olduğunu düşünüyorum…diğer öğretmenler gibi değil..sade ama her zaman sade ve şık…mesafeli bir duruşu var insanlara karşı…o bir şair…duygu insanı yani:)…genelde durgun görünüyor ama içinde muzur mu muzur,haylaz mı haylaz bir çocuk var…fırsat ve uygun ortamda o çocuğu göstermekten çekinmiyor…sevdiği zaman tam seviyor ve kimseyi kırmak ya da incitmek istemiyor…bu yüzden de en çok kendisi kırılıyor ve üzülüyor belki…düz saçlı,kahve belki:P, ince yapılı,narin biri var kafamda onunla ilgili(120 kiloysan lütfem kafamdaki görüntüyü bozmaaa zeugmaaaa:))

Sami hazinses en eğlenceli kişiliklerden biri o…tam bir yurdum delikanlısı…ince uzun,zayıf,kirli sakal belki…kıvırcık saçlı(bu avatarından dolayı tahmin:) bir de kuşkularım var o avartar gerçek resmidir mi ki ne ki mi…yazılarında ki kadar komik bi adamsa tadından yenmez…ama bazılarında görünenden çok daha fazla bir şeyler olduğunu hissedersiniz ya…işte öle biri…sanki bize “hahaha siz buzdağının görünen kısmıyla yetinin” der gibi bir hali var…

Efenim erkeklere devam devam edelim…yorumlarıyla şereflendiren LA78'ser(biraz tuhaf bi isim ama bu kalıp kolunda da yazıyor..Ankara sokaklarında yazın bağıracak yani “ben burdayııım” diye dövmesiyle…Tunalıda karşılaşılması ihtimal dahilinde blog yazarlarından)
Kendisi pek bi ulakaaa, pek bi şımarıkkk olsa da yazıları keyifle okunası bir blogger:))…kaliteli ve marka giyinmeyi seviyor…her zaman şık ve uyumludur heralde ..değilse ayıp yanii …şu sıralar aşk acısı çektiğinden yüz ifadesinin “benim hiç annem olmadı” modunda ki küçük emrahla benzeş olması muhtemel: )

Beni mileyen ve tanımlayan Hayalbemol; tanımıyla yine beni bloggerların maymunu yapmış ama:P…affetim hemen… seviyoo beniii:) zaten sevmeyen ölsün…kendisi herhalde ortamın ağır abisidir…her zaman dengeli her zaman sözü sayılan ,fikri sorulan o insanlardan olmalı …170-180 arası bir boy,beyaz tenli,fırsat buldukça kirli sakal bırakmayı seviyor ama işinden dolayı bırakamıyor olabilir…rahat giyinmeyi ,doğayı seviyor…görmüş geçirmiş bir hali tavrı var…başta mesefeli insanlara karşı…tarsın ölçün biçsin..”hah bu”desin sonra…yani gözü kara sayılmaz…eee tabii çocuk değil artık:)( ne kadar net tasvirler yapıyorum…uydurmaya amma müsaidim yaa…pess:)

bitti valla…alınan darılan olmasınnn…bazı yorumlarım nazım geçenlere geldi…yani hepsine…nazım geçmeyene bile geçiririz yani..alooooo…bir de şunu farkettim de sanırım erkek bloggerlar kendilerini pek gizlemiyorlar...öle özel bir çabayla yani...neden hep merak edilen hatunlar...deşifre olmaktan korkmak gibi geliyor bana...çoğu en özelini anlattığı için resminin görülmesini ve yakın çevresi tarafından tanınmak istemiyor olabilir...ve ya kompleksleri vardır türlü türlü...bu olabilir...
ben "hiç kimse" olmayı sevdiğim için resmini kullanmıyorum...yani kimliksiz olmaktan çok memnunum...

bu arada "hani benn hani bennn diyenlere";gönül ister ki sabaha kadar yazsın yesari…ama ben de insanım ben de ölümlüyüm(inanmaazsınnn okuyuzuuu bende ölezeeeğimmmm)


yine yaptım:S

yine değiştirdim ama bu sefer kimse beğenmese bile duracak bu tema...yoruldumm bittim usandım artıkk...temaya laf edenlere sevgilerimleeeeee...

22 Nisan 2009 Çarşamba

unutabilmenin dayanılmaz hafifliğii...


şükürler olsun ki ikizler burcuyum...yani kendine hayran bi tip değilimdir ama bu ani ruh hali değişikliklerini seviyorum...yaa dayanamam ben öle...uzun uzun depresif hallere...ne kendimde ne karşımdaki insanda...

dün berbat bir gündü...yoğunluk ve tüm bu yoğunlukla tek başıma ilgilenmek zorunda kalmakta cabası...sorun değil ama keyfim yokken 3 kat daha zor geliyor...800 telefon görüşmesi ,müşteriler, yanıt bekleyen sorular ve sorunlar...ama bugün de aynı yoğunluk olmasına rağmen keyfim yerinde...hatta gereksiz derecede yerinde...yani olumlu herhangi bir gelişme yok...bu durumda buna şööle bir açıklama getirmek mümkün..."çevrenizdeki herşeyi algılamanız sizin ruh halinize göre değişiyor"(prof.dr yesari:P/)...dışarda bir hayat var ... sizin içinde bulunduğunuz şartların nasıl göründüğü sizin bakış açınızla ilgili...nasıl bakıyorsan öle...(aslında kaşık eğilmiyoorrr neooo:)...görecelik var manevi alanda bi kuplee:)...polyanna değilim ama ben kaşındığım zamanları da bilirim:)...hani benim manyak tarafım vardır...severim arada böle derin dalmayı...ayağımı yere vurup çıkmayı tekrar...yani eğlencesine kendime dert yapabilirim...çünkü herzaman söylerim...sağlık ve para probleminiz yoksa diğer problemlerin bir önemi yoktur...lükstür böyle bir lüksüm var şu sıralar...herkes kendine lüks problemler çıkartıyor gibi geliyor bana...özellikle bizim yaşımızdakiler...(yaa tamamm yaa tamamm benim yaşımda eşek kalmadı biliyoruumm ..aaaaa...susss)...ama hepsi geçiyor...geçmeyenini görmedim...ne kendimde ne başkasında...en büyük aşklar da unutuluyor, aşk acılarıda...süresi değişiyor sadece...bir şeye canım çok sıkıldığında kimni söylediğini bilmiyorum ama okul hayatımda birinin beynime mıh gibi işlenmiş cümlesi geliyor...sınavımın çok kötü geçtiği birgün...dert yanıyorum ama sözle değil...belli ki iyi değilim...kimdi acaba bunu söyleyen..."şunu düşün,bundan 1 hafta sonra şuanın bir önemi olacak mı"...yani değiştirebileceğimiz birşey yok...olan olmuş...geçmiş...üzülmek ne kadar anlamsız...geleceğe çapa atmak doğru bir yöntem olabilir bu anlamda...çok keyifsiz birşey yaşadığımızda 1 hafta sonrasına da düşünmek kendini...veya o andan sizi çıkartacak herhangi bir zamana...o anı yaşadğınızı unuttup, geçip gittiğini hissetmek belki...anlık bir rahatlatma olabilir...ama işe yarar genellikle bende...ne biliim...öle birşey iştee:))

unutmak ne güzel bir özellik bize bahşedilen...ya olmasaydıı...düşünemiyorum(düşenimiyoruum düşünemiiyoruummm/yaa ne güzel filmdir arabesk)

bugün iş yerinde bi fincanı severken buldum kendimi...böle bulmuş temizlik yaparken kadın....cam bir türk kahvesi fincanı...ama nasılll sevimlii nasıll...böle herkese gösteriyorum...tuhaf tuhaf bakmalarından anlamalıydım bi gariplik olduğunuu...ama yani napiimm...tüm günün içinde güzel birşeydii...

işe ilk başladığımda b*kunu çıkarmıştım stress olayının...sorumluluk sahibi olmak zor..uyuyamıyordum bile...herkes gülüyordu..."ilk başta bizde böyleydik"...şimdi biraz daha sakinim...ama yine sabahları veya gecenin bir yarısı yapmam gereken birşeyle uyanabiliyorum..."ulan nasıl unuttum,allammm nolur yarın sabah unutmuş olarak uyanmayayım"...ama eskisi kadar sıkıntı yapmıyorum...çünkü herşey bana bağlı değil...hiçbirşeyi tamamen kontrol altına alamayacağımı biliyorum...kontrol bende olsun istemezdim zaten...herzaman kendimiz için istediğimiz iyi olmuyor çünkü...göremiyoruz ...yeterli değil görüşümüz , yok öle bir erdem...kendin için en iyi olanı kesin bilen var mı...insan yanımız bu...

hiçbir sorun çözümsüz kalmıyor nitekim...ben beynimi yesem de yemesem de...gerçi deneyim de önemli elbette...bir süre sonra sorunların kaynağını bildiğiniz için çözümü de eskisine göre daha kolay bulabiliyor ve yol alabiliyorsunuz kolayca...aynı hayat gibi...her geçen gün biraz daha deneyimliyoruz ve öğreniyoruz...denemeden de öğrenebiliyor daha zeki olanlarımız...amerikayı tekrar keşfetmeye gerek yok...görmek anlayabilmek...çok mu büyük erdem...

yaa ne kadar kıda cümlelerle yazdım bu yazıyı...yaa allah aşkına bişiy anladınız mı bu yazıdan...ben yazdım ortaya...mümkünde anlamlı birşeyler çıkartın içerisinden....kısa cümlelerle çok şey anlatmaya çalışıyorum genelde...herkes o cümlede ne anlatmak istediğimi anlayacak...anlamak zorunda sankii...ama bu benim günlüğüm değil mi;)

bu aralar sadece iş iş iş...çok yoğun...eve taşımak istemiyorum ama aklım yine içinden canavar çıkan o müşteride...halbuki ne kadar güzeldi,bebek gibi...poposunun ne kadar güzel olduğunun dedikodusunu bile yamıştık patronla(hatun patroon hatun...abartma okuyucuuu)

yarın 23 nisan ama benim için tatil yok...neşe dolamıyor bu insan yani...ama ben şimdiden içimdeki haylaz çocuğun bayramını kutluyorum...ve sizin de tabii...içinde ki çocuğu katletmemiş olanların da 23 nisan ve egemenlik bayramı kutlu olsun:)...ve yeğenlerimindee elbettee...

21 Nisan 2009 Salı

hayatta kalabildim bugün de...



2 gün önce bi akşam vakti;

Eve dönmek için kullandığım rutin yol...kulağımda müzik...akşamları Ankara’yı biraz sevebiliyorum...aslında fena bir şehir değil diye geçiriyorum içimdem yürürken...kendini güvende hissedersin, heran başına nasıl bir felaket gelecek diye düşünmezsin...sürekli kontrol altında tutmana gerek yoktur çantanı,telefonunu,cüzdanını,kendini belkide...İstanbula gittiğinde evden çıkarken herkes tarafından uyarıldığın gibi sen gelen misafirlerini uyarmak zorunda değilsindir....gülersin sürekli çantasını kontrol eden İstanbulluların haline...aynen bunlar geçiyor aklımdan...dedim ya...akşam biraz sevebiliyorum bu şehri...hele kulağımda müzikle...

1 gün önce gece saat 22:00;

Telefon sesi...yetişemiyorum...ev çalıyor bu sefer...arayan 2 numaralı patron...
-”yesariii çok üzgünümmmm raybanın için üzgünümmm”...
-”ne raybanı ,ne olduuu”
-“marketin önünde arabamın camını patlattılar...5 kişi...tam 8 dk kaldım markette...çantamı almışlar...güvenlik görevlisinin gözü önünde...üst kattan bir adam görmüş...bir arabaya binerek kaçmışlar...ana cadde de yaa..marketin önü...ışıl ışıl..şimdi geldim karakoldan”
-“inanamıyorummmm...neler gittii”
-hiç sorma , biliyorsun işte...bla bla bla”

Bu akşam, saat 17:30;

Bir müşterinin evine gidiyor iş yerindeki arkadaşım...1 saat sonra geliyor...ondan sonra müşteri arıyor...
“-arkadaşınız gelmiş ama bir kavga çıkmış sanırım...eve çıkamadı...”telefon kapatılır
-“yaa neler olduuu?”
Apartmanın önüne park etmek isteyen arkadaşıma binada yaşayan bir travesti bıçakla saldırmış...neyse ki ceketini eline alarak siper oluşturmuş...sadece beline gelmiş koca bıçak ama sıyırmış...hiçbirşey yok...ama kavga büyümüş...polisler...etraftakiler arkadaşıma gitmesini , başını belaya sokmamasını , bu tiplerin içeri girip çıkmak konusunda deneyimli olduğunu, ailesini düşünüyorsa gitmesini söylemiş...sadece bir apartmanın önüne park ettiği için neredeyse canından oluyormuş...bu kadar basit...Ankaranın göbeği...A.Ayrancı...

Bu gece ben;

Tüm apartman şirket olduğu için, tek başıma evde, hatta binada kalmaktan korkmadığım için “deli” olarak nitelendirilmiş olmaktan çekinmezken bu gece tüm kapıları pencereleri kontrol ettim, kapının tüm kilitlerini kilitledim...utanmasam apartmanın kapısını kilitlemeye inecektim...ama korktum...böyle şeyler herzaman olur elbette...ama aklıma getirdiğim güzel düşünceler bu kadar hızla mı buhar olup gitmeliydi...bu her ne ise....bu kara bulutlar...bu sıkıntılar...biran önce dağılsın...bu ülkede hergün yaşayabildiğimiz için , hayatta kalabildiğimiz, çarpılmadığımız, tacize uğramadığımız için şükür mü etmeliyiz...şükür edelim elbette...hayatta “kalabildik” diye değil ama...

kelimelerim tükendi bu gece...

20 Nisan 2009 Pazartesi

çöp şiş..çöp ev..çöp cin ali...çer çöp...

nasıl uyuz görünen ama keyifli bir pazar geçirdim...şehir dışına çıkmayı düşüyordum ama pazar sabahı o kadar üşendim ki...şu grip illeti yüzünden hafta içi yeterince dinlenememiş olmamın acısını güzelim güneşli pazar gününden çıkarttım...tüm gün yatak ,tv odası, mutfak üçgeninde geçti...ilaçlarımı aldım...bilgisayarımı kucağıma,çayımı sehpama koydum...film izledim...blog okudum...tv de iğrenç programlar izledim...uyudum...kalktım...uyudum....tekrar kalktım...evdekiler şehir dışında olduğu için yediklerimin bulaşıklarını bile yıkamadım...akşama doğru mutfak kapısında o yıkamadığım birkaç tabağı görünce gözümde canlandı 2008 yazı...ve derhal bulaşıkları yıkadım, yerleri süpürdüm, tozları bile aldımmm...uuuuu..

neden bu telaş dersenizzz...(dersiniz dersiniz:))

bazen insana bir kişi yeter...gönül ister ki aşık olduğu insan olsun o...ama öyle olmuyor her zaman...ben de bir kuzen varrr...dostlar başına...yazın ev ahalisi yazlık yolunu tutunca ben koca evde tek kalınca İstanbul’dan kuzenim geldi benim için (benim için demem gerekiyor burdaa:D yok yok gerçekten benim için)...geldiler diyelim aslında...o ve 3 bavulu....bavullardan biri tanesi sadece ayakkabı dolu...
bizi boş bir odaya koysalar bile biz yine de eğleniriz güleriz nasılsa dedik...başladık yaşamayaaa...(yaşamak denirse elbettee)

hatırlayabildiklerim...

bizim oturma odasında bi L kolduk vardır...L nin bir tarafında kucağında bilgisayar ben, diğer köşesinde o...birbirimizle msn den konuşacak hale gelmişsiz...yolda bile L şeklinde yürüyecektik artık...bi akşam tembellik diz boyu...bitmişim...bizimki keyfi varsa, zorlarsam işe geliyor...gelmiyorsa evde pinek halde...ben akşamın bilmem hangi saati eve geliyorumm...evin erkeği modu…eve ekmek getiriyorum sanki…hay allammm…aman yarabbiii…. çöp evvv...alışık değilim ki...insan zannediyorki iki hatun evi her daim temiz tutarız...gül gibi geçinirizzzz....ama ne zormuuşş hem çalışıp hem ev ile ilgilenmekkk...

bi akşam L koltuk.... "-kak kız su getir" "- hayatta getirmem bana ne" ...yarım saat sonra..."-kız öldüm ya susuuszluktan" "- ablacım hadi sen büyüüümsün bi meyve suyu gazuz mazuz kap gelll".."cıxxx şimdi kim kalkıpp ta mutfa gidicek"...3 saat sonra.."ya yesari sen küçüksün küçükler su taşır ya a aaaa hadi amaa"..."abla ölsemde beni kaldıramazsın mutfak çok uzakkkkk"....5 saat sonraa...vücuttaki su oranı gerçekten düşer küçüklükten şansızım ya iş başa düşer büyük bir efor sarfederek..."ablacım ben mutfa gidiyorum hakkını helal et heee"...derim... yanıt.. "yürü git yesari kızım, şimdi kim helal edicek ya çok uzun bi cümle"..."kak hadiii"

yaa geçtiğimiz yaz Ankara bence yüzyılının en sıcak yazını geçirdi...hergün tekrar edilen cümle..."şu mağazadan kullanılmayan klimayı getirsek miiii"...."evet evet bugün söyleyelim Emre'ye getirsin onu muhakkak...ararız servisi kurar"..."tamam"....ama hergüün...sadece cümle halinde kaldı.... en son bir çarşafı ıslatıp yattığını fırçayı basmıştım...hasta olacaakkksıııınnnn.....gebereceksin manyaakkkk"...ertesi gün kim çarşafı ıslattı dersinizzz!!!

evin her yerinin kadın kıyafetleriyle dolu...mutfak ve kolidor hariççç...alış veriş manyağına dönüşmüş iki insan görünümlü canavar (aahhhh ahhh o zamamlar kriz mi vardııı) iki yatak odasını yatacağımız bölümler hariç açık pazara çevirmiş...her yerr her yerr etiketi üzerinde çeşit çeşit kıyafett...yahuu 15 çift ayakkabı aldıkkkkkkk...hala aklıma geldikçe “o ben miydim” diyorum...şaka gibiii...ama vallaa çok güzel indirim vardııı...yanii, ucu açık ve bir kez bile giymediğim o çizmelere(şahikaa modeli) nasııılll intiyacıım vardıı ama nasıııllll!!! işte soru bu "nasıl"....bana onu nasıll aldırırsın yaa...benim tarzım mı o...bak yine aklıma geldi...Zee her gördüğü yerde o çizmeleri soruyor banaaaa...ayyy...sakin olmalıyımmmm....

sabah kalkıp işe gidiceeez... soru "ayy bugün ne giysekk" "ne demek ne giyseeekkkk...."ne" ne demek...gir odaya kendi kendine konuş be kadın...geç şu yığının karşısına ve karar ver hangi kombinasyonu seçeceğine ...hepsi gözünün önündeee"daha varlığından haberdar olmadığımız parçalar var orda...

asıl bomba şu...bi mağazadayız(marka da vermemek gerke…sonra laf oluyoo:D)...yine alış veriş turu...hava o kadar sıcak ki evde bizimki çıplak gezecek utanmasaa...(hayıırr okuyucu hayal etmee...kes şunuuuu)...bana reyondan birşey gösteriyor..."-yesari bak çok güzel...çok rahat ve hafif bir şeye benziyor...çok ucuz...sana da alalım mııı" ben şöle bir gösterdiği bez parçasına bakıyorum "-hayır iyiyim ben böle..."diyorum...
akşam ede...bizimki duştan çıkmış rahat!!! bez parçasını giymiş içerden bağırıyor...."-ayy kızımmm keşkee sende alsaydıın...bu gerçeeeektennn ama gerçekten çok hafifmiş....
hafif dediği kıyafeti tarif ediyorum...elinize mini tulum şort alınız ve onuuu göğüs hizanızdan göbek deliğinize kadar makasla carrt kesiniz..şöyle göğüs göbek deliği bi ortaya çıksın..arkadan bakıldığında ise şortun string haline gelmiş olduğunu düşünün koca bi popo yüzünden..hehhh bu bizimkinin rahat anlayışıı..eee rahat tabi kızım, çünkü kral çıplakkk )) bizimki üstünde bişi var sanıyorrr oysa kadın şefffafffff..ama para verdiya üstünde bişi var sanıyor..ve her adımında göğüslerden biri dışarı bizimki gir emri veriyor ....kolidorda gülmekten yere yapışmış bennn...

zaten koridordan fırlattığı ayakkabının eşini bulmak için seke seke dip odaya gitmeye çalıştığı manzarayı unutmuyorummm...
ikimizde de "abi" fobisi var...evde iki kız olduğumuzu bildiği için onun abisi benim kuzenim olan abimizzzz nadir akşamlarda uğruyor bize ...bir akşam arıyor"kızlaar yemek var mı"..."honkkk...yemek miii....eee kem kümm....yook...ama ayarlarız birşeyler....ne zaman geliyorsun"..."gelirim 1 saate kadar"...L koltuğa lehimle yapışmış biz 1 saat içerisinde nasıl çoşku ve heyecan içerisinde evi silip süpürüyoruzzzz ama nasıll....kıyafetlerin olduğu odalar hariçç ortalık normal insan yaşam alanı şekline giriyor...gösterdiğimiz performansa biz bile şaşırıyoruz be gelen misafiri güler yüzle kapıda karşılıyoruz...makarna suyu ocakta…ortalıkta teknoloji ile ilgili hiçbir araç gerek yok...kitaplar serpiştiriyoruz etrafa...bir iki işle ilgili doküman...gayeett masumuzzz...

evde yemek yaptığımıza dair hatıralar için zihnimi zorluyorum ama cıxxx...cümleelr ve kelimeler var akılıma gelen..."kızımm çok acıktıım""ne yiceeezzz""bi yemek yapmadıın mı bütün gün evdee"...meyve , içecekeler!!!,kuruyemiş filan net kafamda da....sanmıyorum ya...daha çok şunlar var..."acıktım""kebap49""kafemiz"coconut""mangal""burger king"tunalıya inelim mii"...bunlar yemek isimleri olamaz değil mi:S...neyse....hatırlayamadım...ama aç kalmadıkkk onu biliyorumi…ev yemeği hasreti nasıl bir şeydir anladım ama…

buraya yazamadığım hikayelerin birin deee....neysee...

ayyyyyyyy amma yazdım...böle oluyor işte...sakin sessiz huzurla evde otururken hiçbirşey yazamıyorum...canım burnumda iş güç tepemdeyken yazasım tutuyor...böle birşey....çok yoğunen ,kafam başka şeylerle meşgulken , yada yapmam gereken binlerce iş varken kesin kafam daha çok çalışıyor...en doğru kararlarıda ,çözümü zor görünen sorunların çözümünü de böyle zamanlarda buluyorum...bu yazıya çok ara verdim yazarken...hayranım kısa kısa aklına biriyle,birşeyle ilgili yazı yazanlara...benim aklıma gelen şeyden bu yazı çıktı işte...ben bile okurken sıkılıcam kesin...pfff....neyse böle işte...çok keyifliydi...okuduğumda o keyfi almayabilirsiniz ama ben yaşarken çok eğlenmiştim...bu yaz böle bir imkanımız olmayabilir gibi geliyor...ama bakalım..

17 Nisan 2009 Cuma

müşteri mi memnuniyeti...


müşteri her zaman memnun edilecek diye bir kural mı var…biraz da onlar bizi memnun etsinler canım…hiç mi bizim memnun edile silimiz olmaz….olurrr…söyliim ki sizde bilin böyle bir şey olduğunu…
şimdiiii…daha önce de değinmiş gibi yapmıştım…genellikle tasarım yapıyorum…projelendiriyorum evin bir bölümünü diyelim…yaptığım iş gereği müşterilerimiz pek bi çok bilmiş olur…genelle kelli felli aileler, hani çoğunlukla eğitimli,belli bir yaşam düzeyine sahip filan falan….para onlarda yaniii…ama o para beni almaya yetmez canımmm…yetmeeezzzz…yok öle bişiii…

iş yerinde genelde 3 kişiyiz…ben , ekip arkadaşı(benimle aynı işi yapan) ve bir adet patron…diğer patron bazen olur bazen olmaz…otursun oturduğu yerde…

herkesin müşterisi genelde bellidir…görüşmeler saatle verilir , müşteri gelir görüşme yapılır…(ulan havuz problemi sanki)…mekan küçük olduğu için herkes ortama hakimdir…ama herkesin bir tarzı ve kişiliği olduğu için birbirimizi kollamaya çalışırız…bundan önce ki yazımda belirtmiştim…bazen bir hatunun üzerine kaplan gibi atlayacağım sırada iş arkadaşım kurtarır hayatını zat-ı muhteremin…

benim dayanamadığım en büyük kusur insanda (kusur ise eğer) “aptallık”tır…benim yaptığım iş ile ilgili herkes çok şey bilmez ama herkesin bi fikri vardır her nedense…ve o fikrin en doğrusu kendinin ki olduğunu savunur bazısı…madem öle ben neden proje hazırladım bi sölee bana, neden bana geldin…aaaaa…oluru var olmazı varrrr…mal ortada.…mekan ortada…eee bu durumda senin bilmediğini ben biliyorum…ilk önce söylüyorum sakince ve sıcak bir tonla…ama bilmemekte ve anlamamakta ısrar ediyorsaaaa…işteee o sırada hemen diğerleri giriyor devreye…önemli nokta şu: ben eğer sabit bir şekilde, hiç konuşmadan müşterinin yüzüne bakmaya başlamışsam etrafta acı acı çanlar çalmaya başlıyor, hemen biri müdahale ediyor...şöle olsa böle olsa diyerek beni uzaklaştırıyorlar olay mahallininden…genellikle inanılmaz iyi anlaşıyorum müşterilerle…hiçbir zaman belli samimiyet sınırlarını aşmıyorum…espriler havada uçuşuyor buna rağmen…zeka seviyesine göre:P…veya daha çok abla kardeş, abi kardeş, arkadaş ilişkisi kuruluyor…öle sıcaklığımla samimiyetimle değilde yaptığım işle etkiliyorum çoğunlukla…işe hakim olmanız çok önemli…herkesin benim için söylediği “çok profesyonelsiniz”…iç ses “kiiiiiiim ben miii…bırak allaaseennn ne alakası var…çok komiksinnn…ben ekonomi okudum işim olmaazzzdı ama gel gör ki burdayım…profesyonelmişşşş…pırt”…ama sevdim mi de seviyorum…mesafeyi yakınlık ne olursa olsun “siz” diye hitap ederek koruyorum…müşteri asla “sen” olmaz…sen yaptığım bir tanesi en son tokalaşmak için uzattığım elimi tutup kendine çekmiş ve öpmüştü beni(yanağımdan elbetteee,abartmaa okuyucu)…neyse ki nişanlısı yoktu yanında…ama diğer şaşkın bakışlardan kurtulamamıştık…

bugün ilk görüşmelerden biri…patron ilgileniyor müşteriyle…ama herkes müşterinin arıza olduğunu 3. saniyede anlıyor ve kolluyoruz birbirimizi…herhangi bir ritim artışında hooop diğeri kapacak pençelerinden müşteriyi…herkes bıyık altından gülüyor…geldi gelecek , içinden canavar çıkma durumu beklenmekte…müşteriyle ilgilenen kişinin iç sesi duyabiliyorsunuz bir süre sonra…

-”allahımmmm bana verdiğin zeka ve bu zekayı kullanabilme erdemi için şükürlerrr olsuunnn…hı hıı senin karının seni neden terk ettiği zaten belli..kadın iyi dayanmış yineee…pahalıymışşşşş…hadi ordaannn…ne anlarsın kiii senn…evet çok iyi oluyor etrafı değil beni incelemennn…daha çok sevdim şimdi seniii, be adammm ne istiyorsun neee”

Mağazada 3 kişiyiz ama 6 kişi konuşuyor sürekli;

–aa evet bence çok iyi oldu bu iki rennnk(allaahıımmm hiç mi iki rengi yan yana koymadın…görmüyor mu gözlerin …bi bakk bi baakkk…bu renkleri biz yan yana getirmiyoruuzz bile mağazada ….hayatlarında ilk defa birbirini görüyor bu renklerrr…nasıl bi zevksizlik abidesisin ama naasııılll)

-yaa bence harika olduuuuu efendim..(allahhıımmm fabrika bana küfredecek bunu ürettirmeye kalkarsaammmm…bittiğim andır...)

-siz nasıl isterseniz tabii ki öle yaparızzz( imdaaaaaaaaaattttttt)

-bence harika bir fikir bu…ama gelin bir de şöyle deneyelim(needeenn bennn nedeeennn ama nedennn….)

-X beeyyy bi bakar mısınızzz? Sizce…bla bla blaa(ayyy bunu elimden alll yoksa şimdi bu proje elimde patlayacak lütfeennnn)

-izninizle ben bi fabrikamıza soruyorum bir problem çıkarır mı bu isteğiniz üretimde…(lanet olsun bunu sorduğumda kıçıyla gülecek üretim müdür bana…sanki bilmiyorum saçmalık olduğunu…bari yüksek sesle gülmese de telefondan duyulmasa…açmadan konuşmuş gibi mi yapsammm…yine madara olucammm…iki paralık karizmam vardı…off off…)

-hoşçakalınnn…görüşürüüüüz, ben size yarın haber veririm muhakkak…ne demekkk rica ederim…görevimizzz(allahıımm şükürler olsun gidiyorlar…başım şişti başım…al birini vur ötekine…hepiniz çok biliyorsunnnuzz…siz nasıl aile oldunuz nasıl…daha tek konuda hemfikir olamadınız…hele siz ikiniizz, nasıl evlendiniz..nasıl aynı anda evet dediniz nasıılll…ah ahhh…öldüüümm…kafama ettiniz yeminle yaaa)

Bu örnekler şükürler olsun ki çok fazla değil…anasını satiim ama arıza her zaman arıza…millet vekilinden tutun da esnafına,ev hanımına,sıradan memuruna kadar…heeepsi aynııı heppsii…

Bu arada hastanelik olanları baş patrona paslarız…o yorar biz öldürürüz…herkes ateşten kaçar gibi kaçıyor bazılarından…etraf birden boşalıyor o tip müşterilerde…işte onların isimlerini satıştan ,üretime, montajcısından muhasebecisine herkes biliyor…yani adamı aleme resil ediyoruzzzz el birliğiyle…: ) valla siz siz olun arızalarınız gizleyin alış veriş sırasında… siz ne kadar uyumlu ve huzurlu olursanız karşınızda kinden de aynı şekilde muamele görürsünüz ve ilginç şekilde işleriniz tıkır tıkır işler…kimse size gıcık kapmasın kimsenin ömrünü yemeyin…ki sonra önünüze türlü türlü engeller çıkmasın…

16 Nisan 2009 Perşembe

pembe kart mı mavi kart mı neoooo?



çok fecii hastayımmm...amaa çok aamaaaa çoooooook bölee çook...:)) abartıyorum tabii ama ben kolay kolay hasta olmayan bir bünye olduğum için sarstı diyebiliriz...melül melül bakıyorum insanların suratına....düşünemiyor, konuşmuyor, konsantre olamıyorum...yazı hiç yazamıyorum...o yüzden hazırdan yiyor ve eski bir yazımı yayınlıyorum...yani yazmışım atmışım köşeyee...iyi yapmışım böle şeyler yaparakD:...ayy çok yorgunummm...bölee iştee...

bu arada resim trinity...üni de saçlarımı kestirip gelmişim okula...beni bu hatuna benzeten kızı ağzından öpecektim neredeysee:D...yazı eski ben eskii...ayyy yaşıyor ve yaşlanıyoruz anasını satiiimmmmmm....dostlaaaarrr dostlar....



Siz hiç mezun olduktan sonra sizi öğrenci sanan ilk belediye otobüsü şoförünü öpmek istediniz mi? Bu cümleyi anladıysanız istemişsiniz demektir. zaten istemediyseniz o gözünüzün kenarlarında ki çizgileri de umursamıyorsunuz demektir. Heyy be kim tutar sizi. Sizden mutlusu var mı?? Ben daha 24 yaşında başladım bu komplekslere. Herşey artık belediyelerde sivil kart kullandığım "o" gün başladı. Büfede ki amcaya 5lik sivil dediğim gün, dün gibi aklımda. Amcamda hiçbirşey olmamış gibi vermişti bileti. Hiç tuhaf tuhaf bakmıyordu. “ Nee sivil miiiii?” diye şaşırma ifadesi yoktu yüzünde.ya sanırım yüzüme bile bakmamış olabilr. Hiçbir şey olmamış gibi uzatıvermişti paranın üzeriyle birlikte o "pembe" kartı. Ama ben maviyi hep daha çok sevmişimdir. O uzun öğrencilik hayatımda.

Tamam uzatmıyorum. Sonra elimde hiç kitap taşımamaya başladım. Öyle öğrenci çantam filan da yoktu. Her nedense arkadaşlarımla yüksek sesle konuşup gülmüyorduk kafelerde. Hatta böyle davranan bi guruba ters ters bakarken yakaladım kendimi bir an. Toparladım toparlamasına kendimi de neydi o bakış Allah aşkına. Sonra baktım olacak gibi değil attım kendimi İngilizce,kişisel gelişim, bilgisayar programları, çiçek düzenleme, gergefle çin işkencesi(gergef ne yaa:S) kurslarının kapısınaa. Sertifikaları sıralarken eğleniyordum. Nede olsa böyle kurslarda her zaman sizden büyük birileri olur. Sizde 18 liklerle hiç ilgilenmez gününüzü gün edersiniz. Bende öyle yaptım ama hesaba katmalıydım bu kursların 3 aydan uzun sürmediğini.

Zaten eğitim dediğin ne ki? İnsan kendi kendini eğitmeli. Birazda gerçek hayatta öğrendiklerimizi pratiğe çevirelim diyerek düştük yollara. Neyse ki şehirler arası yollarda sivil ve öğrenci ayrımı yapmıyorlardı. Buraları es geçiyorum ve dönüyorum Ankara’ya tekrar. Pek arkadaşım kalmadığından ve aradan epey bir vakit geçtiğinden artık dert etmiyorum sivil hayatı. Hatırladığımda ise finalleri, vizeleri, bana yüz vermeyen erkekleri(:P),laçka olmuş sahte dostlukları getiriyorum aklıma, geçiyor. Ama güzel kardeşim sivil olmak başka, artık yaşlanmaya başlamak başkaaa.

En son kuzenimle şu msn denen iletişim şeysinde sohbet ederken onu özlediğimi söyledim. Bana demez mi “ yesari kız sen yaşlanıyor musun ne?” diye. HAYIIIIR.BU BİR KABUSSS OLMALIIIII. UYANMALIYIIIMMMM.

06/08/2004

:S nasıl olmuş bu tema....ayyy ...

nasıl olmuş nasııll nasıılll bi söleeeeyin nasııl...1 den 10 a kadar puan verin...sonra onları topliicaam..topladığım o puanlarııı nappııcaammm...bi söleeyin nasıll olmuşşşşş:S

15 Nisan 2009 Çarşamba

milli ruh...





zeugmamdan devraldım izinsizzz...öykü başlatmışş...olabildiğince çok blogda böyle bir uygulama...daha fazla Atatürk resmi görmek istiyoruz yani:)...hadi bakalımmm...
...Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!...

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK 20 Ekim 1927

13 Nisan 2009 Pazartesi

ortaya karışıkkkk...


Uzun bir hafta sonuydu...uzuuun bir yol...

Geçen hafta 20 aylık yeğenim telefonda “tezeee” dedi ve tabi ben yerimde duramadım o dakikadan sonra...çünkü malum ,abim almış cadı karısını gitmiş hafta sonu için ablama...ablama telefonda “sakın o cadı geline teyze demesiiiiinnnn...teyzesii benimm onuuunnn beeennn” bizim geliiin tabi o dakikadan itibaren “gelll teyzeecimmm, geell” diye sevmeye başlamış ufaklıığı, fırsattan istifadee:) peki ben ona bu fırsatı verir miyiimmmm....aslaa... attım kendimi Cumartesi günü Yalova otobüsüneee...

Yolculuk pek bi keyifliydi yine...dergilerimi aldım...çok ilginç ama sadece yolculukta “ uykusuz ve penguen” okuyorum...normalde almıyorum...
düşündüğümden kısa sürdü... “Amat-İ.Oktay  Anar" bitti...maşallah kitap “son osmanlı jack sparrroowww” tadında....nasıl bi kitaptı o öleee...yerli karayip korsanları mübarekkkk...tüm film karakterleri mevcut kitapta...tavsiye edilirrr...

Hava kötü olduğu için güneş deniz v.s pek sarmadı....ama o küçük şeyy acaip olmuşşş...dünya tatlısı...bi tuhaf ...küçük adam sanki...ablama “bunu İncirlik'ten mi çaldınız itiraaaf ediinnn” dedim...ama napiiim... türk çocuklarıyla ilgilisi alakası yok...gerçi bebeklik resimlerinde bende sarışınım ama bu tamameenn farklı bir tip...”tezee bakkk tezee bakkk” diye dolanıyor etrafta...

Nazar değmesin....

Dönüş yoluda keyifli olcaktı ki öndeki abi!!! yolculuğu benim kucağımda yapmaya karar verdi...yaa biraz düşünceli olsanıııızz biraaazzz...aaaa...ben daha homosapiyenimi kucağımda uyutmamışım...elin adamına bakkkk...töbee töbeee...

Yaa bu yol, yolculuk filan bi tarafa...bi sürü şey kurcaladı tabi bu süre zarfında kafamı...otobüste kuzenlerimden birini aradım doğum günü için...yanında olmayı çok isterdim...morali çok bozuk...tek kelimesinden anladığım için “hediye almadı değil mi senin kozalak “dedim...doğum günü için onca kilometreyi aşmış gelmiş ama hediye almamış....şimdiiiii bu kozalaklara söylenecek iki çift lafım var....öncelikle karşınızda ki hatun benim gibi az gelişmiş erkek aramıyorsa ve size ne istediğini söylediyse sizde ona göre davranmalısınız...”özel günlerde hediye anlamsız, bence habersiz ve sıradan günlerde alınan hediyeler daha kıymetlidir”yalanı gerçekten yalandır...elbettee insan hediye bekliyor...hediye almadın diyelim ama bari “onu aliiim miii, bunu aliiim mii, beraber alışverişe gidelim , beraber alalım “gibi saaaçmaaa sapaaan şeyler uydurmayım...ve bu cümleleri aslaa kurmayın...”aliiim mii”..ne sinir birşey yahuuu...hediye almadın anladıkkk ...e be kozalakkk bi çiçekte mi alamadın eline de öle gelemedin yanına kızıınnnn...yok yok...benim ilkelim bile bunu yapamaz yanii...olsa yapamaz yanii...en azından bi tekerlek icad eder benim içinnnn...ne biliim bi kafasına elma düşer...yıldızlara bakar “sevgilim senin için dünyanın yuvarlak olduğunu keşfettimmmm...aslında öküzün boynuzunda filan değiliz” der ufkumu geliştirirrrr...senin gibi “senin için ne avliiim, ne icat ediimmm” demezz...her geçen gün kıl yumağım için şükrettireceksiniz...evrim mişşş...tersine evrim geçiriyor türk erkekleri....

daldan dala atlıyorum ....BÖ ödülleri başlamış ayrıca...baktım göz attım...yakışıklı bir kaç hiç tanımadığım kişiye oy verdim...iyi resim seçmenin avantajları....ama napiim hiç takip etmediğim çeşit çeşit kategoride blog varmışşş... blogmania favorim elbette...kişisel kategoride oy vermedim...anlamsız bulduğum için...”aa şunun hayatı daha ilginçç, bunun hayatı ilginç değil ama iyi laf yapıyor ağzı, aaa bunun çok çalkantılı hayatı var” tarzı birşey olacak benim için...gerek yokkk...
eee... başkaa...hah...çok komik aramalarla google da aramışlar ve bloga ulaşmışlar...çok güldüm...

rezzan kiraz banko zatennn...kadın kendisi de merak edecek yazacak ismini diye endişe ediyorum...ayrıcaa; "17 yaşındayım göğüslerim çok küçük bundan sonra kendi kendine büyür mü" yazarak sayfama ulaşan genç kızımızı ayakta alkışlıyorum...önünde saygıyla eğiliyorum...bunu aynen bu şekilde yazarak ne bulmayı umdu, ne bekliyordu acaba...hani böle "yes" "no" cevapları veren bir top var...soru sorarsın ,oda öle bir cevap verir...kendisi aynı cümleyi tekrar yazacak olursa direk benim sayfam çokacak karşısına...cevap veriyorum;ahhhhh güzel kızıııım o bu sorularla nereye varacaksın nereyeee...büyümez o büyümeeezzzz..kim bilir sende daha ne sorular vardır... ayy benimmm dertli başımmm...

"sadece sen vaktini ayırıp bu aptal yazıyı okuyorsan" bu cümle ne ve beni neden buldu...bana bir mesaj mıydı:P..ne yani kimse okumaz mı benim yazdıklarımı, kimse vakit ayırmaz mııı ne demekk istiyorrsuun neeeee...

yaa bu yazı böle olsun...ordan burdan şurdan...çok yorgunummm...ama yazmayı özledim...blogu özledim...takip listemi özledimmmm...hepinizi özledimmmm...başım ağrıyoooorrr...(kafam iyi değil yani Emre;))

kaldı mı ki bişii başkaaa başkaa...hah...

tamam yaa tamammm...ben bunu tek başıma kaldıramiicaammm...kuzenimin eski sevgilisi aşık olmuşş...ya da olmak üzere...bana müjde verir gibi keyifle anlattı bunu...tekli ilişkiye geçme aşamasındaymışşş...ayyy bu kuzenin eski sevgilisiyleee kanka olmaakk ne ağır bi yükmüüüşş ama ne ağıırrr...pişmaaanıımmm çok pişmanımm....ama ben demiştim ona...”yok siz zaten arkadaşsınız , yok benimle ne ilgisi var...yok o seni çok seviyoooo...eeee, bu mideme yediğim yumruk ne olacak...nereye gidecekkk...offf...amannn yaaa...oda silsin artık o yeşil iconuuu...oy benim dertlii başımmmm: (
bitti...

10 Nisan 2009 Cuma

yol mu...nereye çıkar bilinmez...

kısa uzun orta karar farketmez...ben severim yolcuğu...ama yola çıktıktan sonra...çıkana kadar böle bi rehavet bi tembellik "ayy kim gidecekkk taaa oralara, yaa aslında benim kesin işim vardır yapacak , hiç gideceğm yok"gibi...yola çıkana kadar...ama cumartesi iş çıkışı ,hatta bir kaç saat önce izin alıp beni aştiye bıraktıkları çoktur iş yerindekilerin...evi arar haber veririm "ben gelemicem akşam,pazartesi görüşürüz"mesafeler çok uzak değil,pazartesi sabah idare edilebilir saatlerdir...ve sabah 5 gibi bir otobüs vardır bu ucube şehre gelen muhakkak...

neyse şimdi bu rehavet var üzerimde ya, o yüzden bu yazı böyle...yarın otobüse binip gidebilirsem dönüş hikayemi bi coşku havasında yazabilirim...tabii ölmez sağ kalırsak...malum yok:)(tamam tamam ölesine söledim...erken ölmeyi istemiyorum ama çağırırsa sevdiği kulunu yanına yapabileceğim de birşey yok.kaldı ki gece korkuyla "ayy ben ölücem" diye ölümden korkan bir de yapım var...ayy bi parantez bu kadar uzatılabilir mi amaa bu kadarrrr)

yol dedik, yol hazırlığı olur...ama benim ki farkettim ki bi başka oluyor...sanki hiiç bi yere gitmicemm yarın benn...ne bu rahatlık...ama şu var gerçi...benim bi yere giderken de dönerken de kontrol ettiğim 3 şey vardır...bu 3 şey dışında unuttuğum hiçbirşey krize neden olamaz...benim için en azından...nedir efenim bunlar...kredi kartlı cüzdanı, telefon, anahtar...gerisi problem değil....hayat boyu vazgeçilebilir...

ama şehirler arası yolculuklarda yanıma aldıklarım bu kadar değil elbette...bi atiim dedim yatmadan önce yanıma alacaklarımı...önce şarj edilecekleri ettim filan ama liste halinde yazarsam daha düzenli olabilir...

-i-pod, ve prize takılan şarji...
-fotoğraf makinası,şarjı , bilgisayar bağlantı kablosu
-taşınabilir disk,bilgisayar bağlantı kablosu(gideceğim yerde birilerinin ihtiyacı olur,film veririm alırım,fotoğraf makinasının hafızası dolar ,resimleri atmam gerekir, hep beraber çektirdiğimiz eski fotolara bakmak isteriz v.s)
-henüz karar vermemiş olmakla beraber genelde yanıma aldığım dizzzüüüsüüüümm...(özellikle şarj edilmiş ,çünkü artık wireleess özellikli otobüsler çoğalıyor),ve kısa şarji.
-iki adet cep telefonu, heryerde bulunanmayan olanın şarjı...(yani şarjı bulunamıyor, e dolayısıyla gittiiğim yerlerde telefonda...hay yaraabbiim...işte şarj yaa şarjj)
-en minimize edilmiş şekliyle makyaj malzemesi.
-kitap.
-bir iki eşya...minumun yer tutabilecek.

şimdi bu listeden çıkartabileceğim sonuçları sııralamak isterdim ama o gücü kendimde bulamıyorum...umarım yolculuk ve sonrası keyifli olur...umarım giderim ben bu arada...yine deliliğe sardım...fena durumlar...en kötü olduğum moddur bu...şudur aklımdan geçen cümleler.... "bu insanlar neden konuşuyor, neden gülüyor, ne bu şimdi muhabbet mi, ben buna cevap vermezsem çok daha tuhaf görünücem şimdi, bari anlamlı anlamlı kafamı sallimmm , ama şimdi ben başımı sallayıp ilgileniyor muşum gibi yağtığımda 3. 4. cümleleri kuracak, en iyisi ben işim varmış ve çok melgulmüşüm gibi davranayım, ne güzel insanların gülmek ve konuşmak için hayat enerjileri var, şunun ağzına çaksam bi tane mesela , herkes kesin delirdiğimi düşünür,...............gibi...bu iç sesi durduramam...dudaklarım o gülümseme hareketini mikseniz yapamaz...ağzımı bıçak açmaz...tamammen ifadesi gezerim...herkes uzak durmaya çalışır...bu bir felaket senaryosudur...senaryo mudur peki...

içimden yaşam enerjimi aldılar...çok fena bitiyor bu yazı ama durdurabilirim...geçer elbette...ama en korktuğum düşünce sürekli beynimin için de dönüp dolaşıyor işte yine...o cümle endişelendiriyor zaten beni...en çok o cümle...herşeyi boğazımda düğümlüyor..."hayattan istediğim hiçbirşey yok"

not: aq, yazıyı bu şekilde bitirmek için başlamamıştım...

9 Nisan 2009 Perşembe

kısa kısa...




son günlerde sevinecek ,ağzımı kulaklarıma yol yapacak bi sürü şey oldu...
zeusumm çatalkaram beni blog mania da yazdığı yazısıyla onore etmiş efendim...şimdi böle sakin sakin yazıyor olmama bakmayın, tam tersi şekilde gecenin o saatinde sevinçten başımı tavana vuruyordum...yazıya yaptığım yorumdan da bunu anlayabilirsiniz zaten...nasıl sevindimmmm ama nasıılll...kendini başkasından dinlemek güzeldi elbette ama amaa bu bölee pek bi hoş oldu...emek verdiğiniz,bebeğiniz gibi gördüğünüz bir konuda yazılmış bir yazı ve çok güzel cümlelerle...blog maniada bazen blogları tanıtıyorlar...zeus kaan da dün beni seçmişşş...seni seçtim pikaçuuuuuuuuuu demiş yanii:)) yerim seni dedim ama hazımsızlık yaparız dedi...kullarına karşı nasıııll da şefkatllii nasılda ilgilii görüyorsunuz dimiiiiii...boşuna yunan tanrısı ilan etmedim onuu...

tema konusunda eleştiri getirmiş ...haklıdır ne dese...erkek teması olduğunu düşünüyor ben de tam tersine takmıştım...kurdelalar çiçekler filan...yerine daha iyisini bulamadım ki...ama el atıcam ona da...bekleyin...bahar değişimlerin habercisiii:))

sonraaacımaaaa resimde çok şeker olmuşşş yaa..benim ismimi taayyibin tutması neye mesaj anlamadım ama :P:P sözümü dinlee tayyipp...ayağğınııı denk alll...bu devirde kimse padişahh değilll:P

bir de ödül konusu var...(beni de smart blogger seçmişler :P,)BÖ ödülleri varmış geçen seene çok problem ve tartışma yaşanmış...kişisel blogların ödül kategorisinde değerlendirilmesi tuhaf geliyor açıkçası...diğerlerine karşı bir önyargım yok...ama insanın kişisel döküntüleri neye göre ve kime göre değerlendirilir bilmiyorum...zeusu "topluluk bloglarında" destekliyorum..diğerlerine de bakıcaz artıkk..oy veren tarafta olmak keyifli olacak...stress yok,endişe yok, bişi yokkk..heerkese başarılar şimdiden..

ay böle sakin sakin yazıyorum...arkada çizmeye başladığım ve devam edemediğim bir proje bekliyor...tıkandım kaldım...ama bana geri dönüşümü fena olacakk..

"bir rüya gördüm" beni ödüllendirmiş....ne ile...smart blogger ödülü ile...şimdi yeni yeni birbirimizi tanıyoruzz arkadaşlar çok yüklenmiceeem ama ne buu nee...şimdi smart mı oldum beeen...elden ele dolaşmış...ortada yüzlerce samart blogger dolaşıyorrr...neymişş smarmışım bendee...aynı ödülü kaçç kişi alıırr kaaççç...herkes mi smart canıımmm...ne bu böleee...:)) mim bitti bu mu başladııı:P

hehehe...teşekkür ederim bir rüya gördüm'e...kendisi çok güzel yazmış zatenn bu konuda...takılıyorum ben...bloggerların canı sıkılma durumu...malum...mim bitti bunu buldular...çok naziksin brg(bence kendine kısa bir isim bulmalısın yoksa böle kısaltırım sen de bana sinir olursun:) ben tabiki bu ödülü kimseye göndermiyorum...ortalık malı olmuş bu ödülü birilerine gönderirsem kafama geçireceklerini biliyorum çünkü...ama benim zeka küplerim var tabi bloggerlar arasında...onların böle beynini yemek istiyorum yaa...monera alemi, sami hazinses, baarma, WW, pucca bunlardan bir bölümüne örnekkk:D

bide bugün halka küpemi buldum...ne saçmalıyorsun demeyin...tek halka küpe takarım ben...ama onlarcasını kaybederim...yenisini almaya utanıyorum artık...şaka gibidir...bir tanesi önüme düştü bu sabah, sen bi sevin bi sevinnnn...

canımı çok sıkan bir tek haber vardı dün...eve giderken radyoda dinledim biraz araştırdım ve iyice sinirlerim zıpladı...küçük ve önemsiz ,rutin görev değişikliği diye bahsedebiliyorlar birde bu olaydan...rutin bir görev geğişikliğiymişşşş...bir halk nasıl bu kadar aptal yerine konur ve bir ülkede görevini gerçekten yapan bir insan nasıl görevden alınır...nasılını hepimiz biliyoruz...özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Murat Gök görevden alındır...istifa etmesi bekleniyor...birileri gerçekten görevini yapmasından rahatsız oldu...birilerinin kovanına çomak soktu...ayy yine geliyor benimkiler...koyun milletiz...böyle bir savcının işinden istifa etmesini izleyeceğiz yakında...her geçen gün ülkeme güvenmi biraz daha yitiriyorum...bence bunu yapanlar bu kararı verenler tek kelimeyle "vatan haini"...ülkeyi satmak , birilerinin siyasi ,maddi çıkarlarına ülkeyi satmak bu oluyor işte...gözümüze baka baka hemde...

blogumu kapatmadan birileri susuyorum:)

8 Nisan 2009 Çarşamba

gelmiceeeemmmm, bırak peşimi feysbuk...



“Facebook hesabın dondurulmuştur.

Hesabını tekrar etkinleştirmek için, eski giriş e-postanı ve şifreni kullan. Siteyi eskiden kullandığın gibi kullanmaya devam edebilirsin.

Umarız çok yakında geri gelirsin.”


NEE GELİCEEEEEMMM NEEEEEE….GELECEK OLSAM NEDEN GİDİMMMMMM….

Sevgili okuyucu şu yukarıda ki cümleye ulaşmak için nelerrr çektim ama nelerrrrrrrrr…bu facebook kafayı yemişşş, yemin ediyorum yemiş kafayııı…yok yok…böle psikoloji eğitimi almış ama sonra bu eğitim yüzünden tırlatmış kişiler var başındaaaa…bu ne buuuuuuuuuu…

Yaa bi hesap dondurmak böyle uzun ve çetrefilli yollardan geçer mi…insanı bu kadar psikolojik olarak yorar mıı…hııı…bu nee buu…

Şimdi böle kalktım sabah, işe geldim rutin…. İşler güçler bilmem nee…arada canım sıkıldı…kuzenimle konuşuyorum…napıyorsun ne ediyorsun…feysbukkk sıktı dedim…ama sen exlerine bakıyorsun…şuna bakıyorsun benim profilden….sırf senin yüzünden kapatamıyorum…oda “vur g*tüne rahvan gitsin” “bakmiicamm a.q” dedi…(tamam kanımız aynı evet ama bazılarımız küfür sever…ona çok yakışıyor hemmm size neee..hhıhh)…tamam o zaman siliyorum dedimmm…siliyoruuumm bakkkkk….sildiim….

İşte bu "sildim" dememin üzerinden sanırım 1 saat geçti baştaki sona ulaşana kadar…

Yarabbimmm uçmuş kafayla mı kurdular bi siteyi nedir…

Zaten öle hesap nerden kapatlır ne yapılır bilmioyrum…onu ararken oyalandım baya…hah buldum dedim…iki kelime “hesabını dondur”yaşasın buldum derken tıkladım…ama ne göriiiiiiiiiiiiiiim neeee…

En sevdiğim birkaç kişi ile çekilmiş,benim eklediğim yan yana 5-6 resim…mutluyuz keyifliyiz resimlerde böle…harika resimler yani…özenle seçilmiş…çok güzel…ve resimlerin üzerinde şu cümleler…. “Ahmet seni özleyecek…Mehmet seni özleyecek…ayşe seni özleyecek..fatma aslında sana tapıyor ama sen nereye gidiyorsun…kezban teyzen seni göremeyince ne yapacakkk…bunları hiç düşünmüyor musun…bu özlemle yaşanır mııı” gibi…“ulaann şaka gibisiniz,siz nasıl manyaklar sınızzzzz…niye beni özlüyorlaarrr…bu ne şimdi” oldummm…öle mal mal resimlere bakıyorum….resimlerin altında da “işte ahmete mesaj gönder, ona mesaj gönder, buna da mesaj gönder” …sanki ölüyorum anasını sattiim….vasiyetimi yazıcaammmm…ben ne mesaj atiim…zaten özleyecek diyorsun…”beni özleyin anacımmm” mı diyeceğimmm mesajda…benim yokluğumu bile fark etmeyecek belki…insan demez mi “siliyorsan sil profilini bana ne bundan “ diyee

Neyse ,resimler biraz zorladı açıkçası…öle baktım bi süre….sonra bu resimlerin hepsi zaten taşınabilir diskte var anasını satiim…dedim…indim bir alt kısma....işte orda da soruyor neden hesabımı dondurmak istediğimi..yok ben istiyorum ama iznin olursa feysbuukkçuumm…allammm…her satırda bir sebep…ama tıkladığında bi satır açılıyor altta…”işte aslında şunu şunu yaparsanız böle bir sebep kalmaz”…”bunu yapmadığınız için bundan şikayetçisiniz,ama düzeltebilirizzz”…diğerine tıklıyorsun…”ama bunlar hep senin isteğinle”…”şöle seçenekleri tıklarsan mail gelmezbizden hiççç"…."seni rahatsız etmeyiizz inan bizeee”

Ama neler nelerrrr…bi tek şey yazmamışlar “yaa ama yaaa gitmeeee…bak biz senin için tüm bu sorunlara bi çözüm buldum”

Yaa sana neeee sana neeeee…gidiyorum ben…nedenini söylemek zorunda mıyımmm…sevgilim misinnn senn ne çabuk alıştın banaaa ne çabukkk…ailem sorgulamıyorrr…

Lanet olsun dedim sonunda…”-bir süreliğine gidiyorum ,tekrar dönüceem”gibi bir seçenek vardı onu tıkladımmm…altında da boş bir alan bırakmışlar…daha çok neden belirtmek gerekiyormuşşş…oraya şey yazmayı düşündüm biran”hepp senin bu ısrarlı tutumun yüzünden ,kaç kez söyledim ısrardan nefret ederim diyeee…ama yoook…laftan anlamazsın kii...hepp ısrarrr hep ısraarrr…bunalttın beni,bunalttınnn ….hıh”

İşte bu maceradan sonra da yazının başında ki o cümleleri sarfetti bana..küfretmedi , hakaret etmedi…gururlu,mağrur, başı dik ama üzgündü…valla ben bi rahatlama hissettim o kadarrr…

Kandırdımmm seni feysbuukk, kandırdımmmm…dönmiiceem ki dönmiceemm kiiiiii…

7 Nisan 2009 Salı

homosapienimi geri istiyoruuuuuuuummmmmmm!!!...


Yoookkk yok…karar verdim…basit şeyler isteyeceğim hayattan…”basitlikte huzur vardır” felsefem benim artık…süper bir şiir vardı bu felsefeyi anlatan…yazarım onu da bir ara…

Her şey modernleştikçe ve zaman ilerleyip teknoloji dünyayı ve bizi ele geçirdikçe ben ilkelliğe geri dönüş yoluna daha fazla giriyorum…olmuyor böl yaa… erkek erkekliğini bilecek, kadın da kadınlığını…gerek yok modern çağ , milenyum bilmem nelere yokk inanın yokkk…

Neymiiişşşş erkeğin asli görevi? Eve “çiğ et” getirecek kardeşiiim…görevini bilsin…Homo sapiensin sen….takım elbise gitmek,arabaya binmek, eşitlik, modern dünya , yaşam şartları ,yaşam kalitesi bilmem neee…hikaye bunlar…tamam kabul ediyorummm maymundan gelmedikkk…ama maymundan pek bir farkımız da kalmadı artık…evrim evrim nereye kadar….ne yani şimdi bu modern hayata uyum sağladın daha mı iyi oldu…yok yok…ben homo sapiensimi geri istiyorum…adam sabah çıksın evden akşam sırtında bi geyikle, antilopla filan dönsün eve…al sana et getirdim desin…ben de böle boynuna atliim…”canım yaa çok besiliymişşş bu , harika parçalamışsın “diyim…öle silahla filan avlamasın hatta…adını şuan bilmediğimiz av aletlerimiz olsun…canımız sıkılınca akşam onlara isim uydururuz…

ne bu yaaa akşam hazır gıda veya dışarıdan söylenen yemeklerle beslenmeleerr filan…evde doğal gaz faturası 5 ytl gelen arkadaşlarım var benim…ocakta çay bile yapılmıyor…benim kocam şölee kocaman bi ateş yaksııın….sonra biz getirdiği eti pişirelimmm…yok yok pişirmeyelim çiğ çiğ yiyelim anasını satiim…

Sonra ben o antilop kürkünden kendime seksi iç çamaşırları dikiyim..malum gece mağaramız soğuk oluyor…adam böle dibimden ayrılmasın taş yatağımızda…yarın ki projeyi bitirmek için çalışma odasında sabahlamasın…ne çalışma odasııı, ne projesi yaa…ne yani “yarın acaba geyik mi yoksa şölee küçük ot obur bir Ankylosaurus mu avlasam” diye mi düşünecek…canım sapiensim benim…geceleri tamamen benim o…ışığıda keşfetmedik zaten daha…ay ışığında beraberiz ohhhh…

Sonra minik maymunsu çocuklarımız olsun…erkek eve yemek getirir kadın çocuk doğururrr…aynı para-çokomel eğrisi gibi…bayılıyorum bu eğriye…bize makro , mikro bilmem ne ekonomilerinde öğretmemişlerdi…cem yılmaz sağolsun…

İşte boy boy tüğ yumağı maymuncuklarımız olsunnn akşam sapiensimin getirdiği eti pişirirken bunlar mağaranın salon bölümünde dinazorusçuluk filan oynasınlar…oğullarıma babası nasıl avlanılacağını öğretsin , nasıl uçan uçmayan ,kaçan kaçmayan dinazorlardan kendini koruyacağını filan meselaa…ben yemeği hazırlar koyarım önlerine…gerçi topu topu bir odamız var…öle seyrederim ben onların ilkel hareketlerini…

Geçmişe dönmek istiyorum ben çok geçmişeee…öle çok bilmiş olmasın adam…vazgeçtim önceki mimde anlattığım saçmalıklardan…okumasın,dinlemesin,geliştirmesin kendini, eğitim de şart değil zaten…eşeklik baki kalıyormuşşş hemmm…ben hiyerogrifler çizerim…tarihimizi anlatırım çocuklarıma…işim ne akşama kadar…çizerim mağaranın duvarlarına, gelecek nesillere de bi faydam dokunur…annenin görevi değil mi hem evlatlarını yetiştirmek…o giydirsin yedirsin korusun…ohh ne basit…süper sistem…ne kadar karmaşık herşeyyy…adamın dağda bayırda başka kadınları da gözü görmez…bizimki zaten kolları uzun orangutan gibi bir şey o süslü komşu mağara kadınları ona bakmazzz bilee…içkisi yok kumarı yok, internete fazla takılması yok,pornosu yok,serseriliği,çapkınlığı yoook…yeni bir şey görse, bir volkan patlasa mesela, bir böcek veya balık evrim geçirse kime anlatacak….benim yanıma gelecek elbette…bilirim ki gidecek sosyal ortam yok…huzurrrr beee huzuurrr azcık…ne kadar az gelişim o kadar çok huzur…ilişki kuralları diye bir şey yok, oyunlar yok...alavere ,dalavere, sahtelikler,göz boyamalar,olmadığın biri gibi davranmalar...size karışan aileler yok...büyük ihtimalle bi etçil zinazorus tarafından yutulmuşlarr...

“ben seni ararım”lar yok…arar mışşş?
- "Nasıl yani…aramak ne demek hayatım…"
-"bak şimdi ben orda bi ateş yakıcam…dumanı şey demek olacakkk…”cillop gibi bir spinazaaruz yakaladım demek…"

-”hayatımız evliliğimiz/ilişkimiz çok rutinleşti” geyikleri de olmaz…hem evliilikk neeee evlilikkk…nasıl rutinleşecek….etrafında devasa devasa tür tür dinazor,tuhaf bir bitki örtüsü….daha önce görmediğin çeşit çeşit hayvannn…sıkılmana imkan var mı…ohhaaa derler sana…canınn sıkıldı bir şey icattt et…adama sarma…oda sana sarmasın…o zaten saramaz zavallımmm…

Benimle tartışmaz, kıskançlık krizlerine girmez,bu pantolon neden ütülenmedi demek/hani pantolon/…zaten adamların hepsi aynı…son derece çirkin ve az gelişmiş…napabilirim ki elin mağara adamını ki, kıskansın..bunun sarışını esmeri uzunu kısası mı var ki...kadın ruhundan anlayanı, anlamyanı filan....kadın zaten ne istediğinin farkında değil...istediği tek şey akşam eve gelecek av eti..bakar mısınız sistemin mükemmelliğine…ben böle bahçeyi filan düzenlerim…allaaahh neler neler icat ederim…bahçe aletleri, tabaklarrr, tencerelerrr, daha ateşi bulucammm yahuuu…herkes benden bahsedeceekkk…gerçi bahsetse ne olur…ortada o kadar az insan var ki “ego” nedir onu bile bilmiyoruz henüzzz…. Ayy uyanmak istemiyoruummmm…hayırrr hayırrrrr…ben kaptan mağara adamımı istiyoruuummmmm…

Hah…ne diyordum…adam dediğin sabah ava gidecek….

4 Nisan 2009 Cumartesi

ikizler burcu gerçeği(3)

En kolay kendi burcumla ilgili atıp tutmak olur sanıyordum aslında…ama pek öle olmayacak… şöööle yapıyorum bu durumda…kendim dışında tanıdığım ikizler burcu insanlarını düşünüyorum…ama bu daha fazla karıştırabilir ortalığı…çünkü biri diğerine benzemiyor bu insanların…

Ay benim facebookta grubum var ikizler burcu ile ilgili(hayır okuyucu, yapma bunuuu, arama ikizler burcu gruplarını facebookta…yapmaaaaa…yüzlerce vvarrrrr)
Özel günler de abuk subuk mesajlar gönderiyorum üyelerine toplu halde…çok keyifli cevaplar geliyor…bir ikizleri en iyi ikizler anlar sanırım…

Öncelikle ben iki tip ikizler burcu insanı olduğunu düşünüyorum…bu kesin…hatta 2 az…4,8,16...genel anlamda ikizleri seviyorum…ama bunların kendini yetiştirememiş, şapşal şapşal ortalarda gezen bir türü mevcut…onlar için ne desem boş…güven vermez, ben merkezcidir, boş bir kutuyu anımsatır, çokkk konuşur, ama çook boş konuşur, sizi yorar da yorar…hayatta önem verdiği tek şey kendisidir ve en kötüsü yalancıdır…çok yüklendiğimi düşünenler olabilir…ama ne yazık ki haklıyım…bu da bir tür ikizler burcu…fazla bahsetmeye değmez…böle tipleri görünce kaçın…yükselen mükselen…bozmuş bunları… bişi olmuş onlara...açıklanamıyor…bazı güzel,hoşş yanları varsa da,o kadar derinlere gizlenmiştir ki göremezsiniz…

sanırım kendini yetiştirememiş olan her insanın böle özellikleri olabilir…ama onlar bunu en azından susarak gizleyebiliyorlar…bu tip ikizler susmayı başaramadığı için bağırıyor bangır bangır… bu söylediklerim yüzüne söylense kabul etmez…onları etrafındakilerden sorun;)

Geçelim normal ikizler burcuna : )

Ben ikizler insanının bundan önce ki hayatında bukalemun olduğunu düşünüyorum… istisnasız hepsi bukalemun atalarından bahsedecektir size… bu kadar çabuk uyumlanabilen başka bir burç insanı var mıdır…utanmasa oturduğu koltuğun şeklini alacak…şehir ev mekan çevre değişikliklerine en kısa sürede uyum sağlar ve bulunduğu yerin şartlarına uyar…bu insanlar için bile böle…yanında kim varsa onun şartlarını ölçer tartar…işine geliyorsa o kişinin aynası olur bi süre sonra…onun gibi konuşur, onun kelimelerini kullanır…onun sevdiği müzikleri dinler…onun kitaplarını okur…

Julia Roberts ile Richard Gere’in bi filmi vardı…”Runaway Bride” filmi herkes izlemiştir…bütün nişanlılarını düğünde terk eden bir kaçak gelin vardı…ismi maggi…hatta afişi gözümün önüne geldi…bu postun resmi o olsun …gazeteci rolünde Richard amcam….. tüm eski nişanlılara soruyor filmin bir bölümünde”-Maggi yumurtayı nasıl sever”hepsi anlatıyor,işte şööle böööle, AYNI BENİM GİBİ…aynı benim gibi…yani hepsiyle birlikteyken onların yediği gibi seviyor yumurtayı gelin kızımız…buna benzetiyorum ikizler burcunu…bazen “kişiliksiz miyiz anasını satiim…ne lan buuu…onunlayken onun gibi bununlayken bunun gibi…öle böle” olmak normal mi diyorum ama belki de biz buyuz…hiçbir zaman kesin kalıplarımız yok…benim için yok…hayatımda hiçbirşey kesin değil…kalıplardan hoşlanmıyorum…doğrularım ve değişmezlerim var elbette…ama her zaman söylediğim ve gerçekten inandığım söz “değişmeyen tek şey değişimdir”…ve değişime ayak uydurmak zorundayız…bence işimiz biraz kolay bu anlamda…mesela bu kriz durumundan en az etkilenen yine ikizler burcu insanlarıdır bana kalırsa:P…

hep bir arayış içinde…hayatı öğrenmek daha fazla öğrenmek , yeni bir şeyler aramakla meşgul…rutin şeyler bu yüzden feci canını sıkıyor…en fazla kullandığı cümle o yüzden “offf çok canım sıkıldı ama çoooooooooooookkkk”..kesin şu “sıkıntıdan ölmek” deyimi bir ikizlerin marifeti…aksi mümkün değil…

Film yorumu yarıda kalmasın…hayatının merkezine sadece bir erkek ataması yapacağı en büyük hata olur bence…çünkü asla yeterli olmaz(yani 1 erkek yetmez anlamı çıkardın ya bundan okuyucu…pessss…onu mu demek istedimmmmmm)…akıllı bir erkek bir ikizler kadınını kendisini geliştirmesi için desteklemeli…yoksa yandı…ne diim…onu yerrr yerrrr…çiğğ çiğğğ hemde…

Valla bence ikizler burcu insanı ile beraberken canı sıkılan varsa beri gelsin…gelsin gelsin çekinmesin…görelim endamını…eğer canı sıkkın değilse, sizin “neyin var” sorularınıza “yok birşey “ dediği o illet modda değilse (kii her zaman bir şey vardır…ama uğraşmayın, söylemez, sadece geçmesini bekleyin, kısa sürecektir) inanılmaz keyifli vakit geçirirsiniz…zaman nasıl geçiyor anlamazsınız….onun yanında kasılmanıza,triplere girmenize, bi havalarda olmanıza gerek yoktur, izin vermez zaten…bir süre sonra bakmışsınız kendiniz gibi olmuşsunuz…her ne iseniz, o gibi hissedebileceğiniz biridir ,kıymetini bilin…kasmayın boşuna…yemez bunları…

Bir ikizler burcunu delirtmek istiyorsanız aptal yerine koyun..yapın deneyin…valla baakkkk…o eşsiz “haddi bildirilmiş insan psikolojisi” neymiş sizde görün…ona yalan söylemenizi, aptal yerine koymaya çalışmanızı görmezden gelmeye başlamışsa “geçmiş olsuuuunnnnnn”…biz ikizler tarafından en ağır cezalandırılma şekli artık önemsenmemektir…sizi önemsemiyorsa…vayy halinize…değer verdiğiniz bir ikizler insanı varsa bu noktaya gelmemeye çalışın…bu noktanın dönüşü yoktur…kendinizden soğutmayı başarmak için gerçekten çok uğraşmanız gerekir..sonsuz bir hoşgörü ve sevgisi vardır…ama sınırlarını zorlamayın…insan kaybetmeyi veya hayatına soktuğu insanları kolay kolay hayatından çıkartmak istemez…ama çıkarttığı birine yol vermiş demektir…

Depresyona girdiği zamanlar her şeyin rutine bağladığı zamanlardır…bir günü diğeriyle aynı geçiyorsa ve bunu değiştirecek bir şey bulamıyorsa diptedir…yalnızlığı sevmez ama kendi zamanları olsun ister her insan gibi…böle bişiyler işte…

Pek bi ciddi yazı oldu yahu…ikizler erkekleri için bunlar geçerli midir bilmiyorum..ama şahsen bizzat kendim uzak durmayı tercih ederim ikizler burcunun karşı cinsinden…

Burada bitirsem olur dimi…bir burç muhabbetinin daha sonuna geldik…emeği geçen herkese teşekkürü bir borç bilirim…kelebeğim ömrüm kızmış oğlak burcunu uzun uzun anlatmadım diye ama ona da söledim…git burç sitelerinde dolaş kızım diye…ama benim yorumlarımı merak etmiş…iyice uzmana yattım yani:)

neyse...bu masalda bölee bitmişşşş...

3 Nisan 2009 Cuma

çakma rezzan kiraz serisi(2)



Çakma rezzan kiraz geldi hanııımmm…

Anam gugılda “rezzan kiraz” ve ya “burç yorumları” yazarak sayfama gelmiş onlarca insan oldu yaaa…şaka gibiii…kadın dava açsa savunulacak tarafım yok….


Açıklama:yazılarımın Rezzan Kiraz hanımefendi ile hiçbir ilgisi yoktur..tamamen kendi iç döküntülerimdir…bi gidin yaa..kadının kendi web sitesi filan neyim vardır…oralarda takılın…biz büyücülük, forçuntelırcılık filan oynuyoruzzz burda…gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur yaniii…laa havle…çarpılıcamm şimdiii..

önceki yazının yorumlarında çok eğlendim…minik bir açıklama daha gelsin bir konuda…gerçekten bu konuda özel bir araştırma yapmadım…zaten yazıyı yazıyorum vee hemen yayınlıyorum(tüm yazılarım için bu böle…özel bir konuda bilgi vermek için yazmıyorsam)

Herkesin iyi bildiği burçlar vardır…diğerlerinden daha ön plana çıkan ve hakkında ileri geri konuşabileceği…benimkilerde öle…çok abartmadan yazdım…uzar gider yoksaJ

Neyse..nerde kalmıştıkkk:P

“Rain and me” istek yapmış başak burcu için…onla başlayalım…

Başak:Yani hakkında çok fazla şey yazamayacağım bir burç başak burcu aslında…patronlardan biri Başak…bide bir iki özel insann…ama zor insanlarsınız vesselam…sizi memnun etmek çok zor yaa…yani tek kelime mükemmeliyetçisiniz…her şey doğru yapılacak…yanlışa ve aptalca hataya tahammülünüz yokk…kendiniz ölesiniz çünkü…hiçbir şeyi unutmaz, atlamaz ve üstün körü, naletayn (bu kelime lazlara özgü mü:S) yapmazsınız….dolayısıyla karşınızda da öle insanlar istiyorsunuz sanırım…(çok mu iddalı olduuu: ))

Buna rağmen sizden peygamber olur anacım…bilmiyorum ama tanıdığım başaklar zor kişiliklerinin ve memnun edilirliklerinin yanında çok iyilerdi…yani nasıl desem…seni senden iyi korur ve kollar ya birileri…onlar işte öle… sizi sizden bile korumaya endeksli kocaman yürekleri var…ama ben insanoğluyum yaa…bir zavallı kulum…yanlış yapmayı bile severim…ama zavallılarım, hep iyi niyetlerinin kurbanı olurlar…hep mi kazıklanırlar ve birileri onları sürekli kullanırrr, ama hep miiiii…

bi de sinirlenince gözü bir şey görmeyen , çabuk celallenen ve içinden canavar çıkan tipler vardır ya…bence hepsi başak burcu…şöle tabir ediyoruz biz onu “içimden alian çıktı”…: ))) sinirlendiğinizde öle oluyorsunuz…birden içinizden canavar çıkıyor…
(hakkında pek az şey bildiğim burca bakın…yok yokkk kesin havaya girdim bennnnn…)

Balık: yaa çok zor bu konuda yazmak…iyi bir şey düşünemediğim nadir burçlardan…çift karakterli olduğumu unutturan, kendi burcumun dengesizlik özelliğine şükrettiren balıklar…hepinizin ruh sağlığı konusunda endişelerim var…kaç tane insan var içinizde yahu sizin…kaç taneee kaçççç…sizden uzak durmaya çalışmasam paranoya yapacaksınız bana…yok yok…ıı ıhhh…üzgünüm yoruluyorummm:S

Bir balıkta en zorlandığım şeyy / kendi rahatlığımdan dolayı olsa gerek/ “acaba darılacak mı, acaba şimdi üzülecek mi ,ayy kesin şimdi ağlamaya başlayacak “ ve ya “acaba yine ne yaptım” şeklince kendimi böle her an diken üstünde hissetmem…ama ben öle çok düşünerek , kelimelerimin altına binlerce anlamlar yükleyerek konuşmam…

ben sadece tek kişiye odaklı yaşayamam…lay lay lom dolanıcam etrafta…herkesle konuşup ilgileniciiim…sadece senin olamam…sahiplenme hemennn(bu cümleyi sakın sadece aşk meşk gibi algılamayın…tüüüm ilişkilerde böle…aile arkadaş dost sevgili karı koca)…valla siz sağ ben selamet…yengeçleri sevin….onlar sizi sevsin:) …onlar sizi anlar…romantizm ,duygusallık ve tam bir dişi arayanlar için ideal kadın modeli olabilirler…sinirlendirmediğiniz ve her daim kibar ve düşünceli olduğunuz sürece sorun yoktur…(bu yorumun acımasızlığı için sufi senden özür dilerim)

Terazi: ne diim ben terazi için…valla aklıma gelmiyor hiçbirşey…çok çokkk az insan tanıdım terazi..çok duygusal olduklarını…sabırlı olduklarını…sevgi pıtırcığı olduklarını biliyorum...ben çok iyi anlaşır mışım ama hani terazi hani:) …kendilerini saygıyla anıyoruz…hehe…sivrilmiş hiçbir yönünüz yok hatırladığım…

Aslan: öhömmm öhööömm…şimdiiii…başlıyorummmm…aslanımmm benimmm….:))

Yaa ben bi aslan arıyorum ama “belamı arıyorum” demekle aynı anlama da gelebilir bu…şüphelerim varrr bununla ilgili:)…

Seviyorum yaa aslanları…böle bi “cool” duruşları var onları çekici kılan…kadını erkeği pek bir şeytan tüyü sahibi oluyorlar…

Haklarında çok bir şey söyleyemicem…işte lider , kendini beğenmiş ve bu kendini beğenmenin hakkını veren ve dolayısıyla hakkını isteyen…saygı duyun hleyyynn onlaraaa …

Hakkından tek gelecek burç akrep valla…bi tek bunu söyler bunu bilirim…geçen kuzenime şöyle dedim “aslansın kısım sen , ne oldu senin aslanlığına” zavallım dedi ki;
-kızım aslan maslan kalamdıı…unuttum bu akrep yüzünden tüm özelliklerimi, aslanlığımı yitirdim…bir aslan var ki benden içeri..artık ben bile göremiyorum, içime kaçtı bu adam yüzündennn” dedi. Demek ki neymiiiş, dinsizin hakkından imansız gelirmiş : ))

Eleştirim aslanlara yönelim bir tanecikkk…öle mükemel olduklarına olan inançları , liderlik merakları çokta umurumdaydı…amaaaa, birine “laf sokma” konusunda ki üstün başarıları takdire şayan…sizin neye, ne derece ölçüde sinir olabileceğinizi, ve hangi”ince elenip sık dokunarak hazırlanmış” cümlenin sizi sinir merdivenlerinizin en üst basamağına çıkarabileceğini çok iyi tartıp ölçebilirler…bu konuda yapabilecekelerinden de geri kalmazlar…o merdivenin en üst basamağına çıktığınız an sizi durdurabilene aşk olsun…sinirlendiğinizi belli etmemekle onun boğazına sarılmak arasında kalır öle dumur olursunuz…eleştirileri can yakarrr…kızdırmayın siz de ama canııım…geri dönüşleri pek fena oluyor çünkü…(yok yokk g*tum kalktı benim…beni tek lokmada yutarlar haberim olmazzz…Allahıımmm sana geliyorummm:S)

Kova : yükselenim, zeka küpü burcummmm…valla tek kelime ekleyemicem…zeki diyorum başka da bir şey demiyorum…

Yay: sevgili yaylar...bugün hayatınız da bir değişiklik olmayacak...ne bekliyorsunuz ki...oturun oturduğunuz yerdeee...heheheh

yaa ben böle burç köşelerini filan pek bi komik buluyorum yaaa...anlamsız yanii...

yay burcu ablam var başka da kimse yokkk..varsa bile o kadar alakasızım ki anlatamam...bildiğim tek şey yazmak,okumak konusunda onu örnek aldım...hepsi öle midir bilmiyorum ama güzel yazı yazar, okur okur okur, edebiyata meraklıdır...yeni birşeyler oluşturmaya da...özgürüğü önemlidir...özgürlüğüne dokunmayın...ok yaydan çıkmasın...delirtmeyin admııı...bidee benii çokk severrr:) ayy valla çok seviyoo...hiç bölee sitem mitem etmez...öküzlük yapar dururum sürekli...aramam sormam uzun süre mesela...bi kere bile " neden hep ben arıyoruuum "demedi...ilginç...çokkk ilginç...bi de iki tane canavar yeğen yaptı bana... seviyim onları, onlar da beni sevsinler diye..."tezeee tezeee" desinler peşimden diye...herkese benim ki gibi abla versin rabbim ne diim...bi de bu aralar evlenmemi çok istiyor zavallı...napsıın oda...mutlu olsun istiyor kardeşi...bilmiyo ki kardeşinin ödü kopmuş evlilik denen şeyden...(bilioo biliyooo:))

(ay ne güzelmiş insanın düşündüğü şeyleri böleeee anlatması...valla yıllarca içimde biriktirmişimmm..söledimm rahatladım vallaa...ohhhh)

taam çok uzattım farkındayım...sabrınız için teşekkür değil tebrik ediyorum...

eeee..eksik kalan tek burç; burçların şahııı, insanların duyduklarında “ııııııııııııııı” dediği, bazılarının kem küm ederek söylediği “ikizler burcuuuu”…ayrı bir yazı yazıcam elbette...hıhh…

(az akıllı değilim haa…mimleri bitirdim filan…konu sıkıntısı çekiyordum…böle lite yazılar iyi geldi..bide seri haline getirdim..ohh valla…her burcu bir molaya sığdırdım vallaaa:))

Bitti…sabrınız için teşekkürler...ikizler pıtırcıklarımmm yazıcammmm bekleyinnn:)

2 Nisan 2009 Perşembe

yesari rezzan kiraz...(1)



baştan söylüyorum alınmaca , darılmaca, gücenmece yok...ben tamaaamen kendi fikilerimi beyan edeceğim ve kimse üzerine almayacak...korumaya geçmeyecek...savunma mekanizması yapmayacak...zaten tanımıyorum hiçbirinizi dimi amaa:)


yazının çoğunu hayatımda tanıdığım insanları göz önünde bulundurarak yazacağımm...(yani atıp tutacağım anlayacağınızzzz..)

her burçtan en az 2 tanıdığınız olmuştur...ve bu iki kişinin en azından böle ne bilim...1 tanesini ciğerine kadar tanımışsınızdır filan gibi...

beni pek ciddiye almayın...bir burç geyiğinden sonra dökiim bakalım eteğimde ki taşları dedim...
konu burçlar...kafama neyi taktıysam o konuda yazıyorum...şahsıma münhaasır burç yorumlarıdır...

Yengeç: İdeal eş, sevgili, baba , olacaklarına yönelik rivayetler vardır...hani vardır da benim de bir tezim var...bence de mümküm...tabii eğer ideal eş, baba ve ya sevgili olmadan önce psikopat manyak olmamayı başarırlarsa....potansiyel var çünkü...bir yerde okumuştum...dünya üzerinde ki şizofrenlerin %80 i yengeç burcuymuşşşş:P...

Bu yengeç insanaları o kadar düşünür , o kadar ayrıntılı düşünür ve yaşar ki , heralde ayrıntıların ayrıntılarını düşünen başka bir insan türü yoktur...yaaa anlamıyorummm...kendisi dışında bi de sahiplendiği "benim" diye kabul ettiği insanların da tüm hayatını planlayıp organize etme yeteneğini, azmini ve zihin kapasitesini nereden buluyorlar...çok düşünmek gerçekten iyi şekilde de dönmüyor kendilerine...Ne diim...Allah yardımcıları olsun...yolları açıkkkk...Allaha yakınnnn... bana uzak olsunlar...sevgiler saygılarrr... (üzgünüm monera...bu yazıda burcunu sevmene yardımcı olamayacakkk:))

Akrep: şimdi aslında şu yazıyı yazarken bile aklıma geldi de biraz korktum...ordan bi tane akrep kadını monitörden çıkacak ve beni paralayacak gibi hissediyorum...öle sindimmm sandalyemde...esasında aslan kadınlarından tırsarım(örnek winston w.) ama akrep kadınlarından direk "korkuyorum"...hem de deli gibi...evet evet var tabi ki deneyimim...köşe bucak kaçma nedenim ondan...hırslı bir insan olmamamdan ve nisbeten rahat tavırlara sahip olmam, böleee "bir yerlere gelme" amacında (nasıll da itinalı seçiyorum kelimeleri görüyorsunuz değil mi) olmadığımdan anlamakta zorluk çekiyorum belki de... kendilerinde ki kazanma hırsını uzaktan!!! saygıyla izliyorum...

hepsinin hedefi "yaptıkları işte başarı"...en iyi olma(zaten öyleler...sizde gazabına uğramak istemiyorsanız bunu sık sık dile getirim..."siz en iyisiniz")...aslında cidden öleler...kadını erkeği çoğu yaptıkları işte en iyidir...hakkını verir...çok çalışır...bir çoğuda bence diğer zavallııı!!! burçlara nazaran erken başarıyı yakalar...ama kariyer ve sosyal yaşamda ki başarı çoğunlukla manevi başarıyı beraberinde getirmiyoru(wayyy bee böle havalı havalı kendimi rezzan kiraz zannettim:))

bi akrep kadını ile tanıştığımda 3. kişi "sevdi seni, herkese böyle davranmaz" demediği sürece yanında nefesi bile sayıyla alıyorummmmm...sanırım onların sevgisine de nefretine de çok güveniyorum...çok güvenilir insanlar ama kendilerini çok saklarlar...hiçbir zaman tam çözdüğünüzü ve anladığınızı söyleyemezsiniz(kendinizi kandırmayınnnn)...sizin anladığınız onların anlamanızı istedikleri kadarıdır...anladığınız sadece yine kendilerine birşeyler sakladıkları olabilir mesela...satır aralarını okumayı becerebilme yetiniz ölçüsünde kalanı siz tamamlayabilirseniz şanslısınız...(anammm rezzan kiraz kaçtı içimmeeeeeeeeeeee):S

eee kimde sıraaaa

Oğlak: çok kısa geçiyorum...erkeklerinden pek bahsedemiceeem...sevdiğim ve sevebileceğim tek oğlak babam olan oğlak...babam olmasa yolda görsem tanımammm:)) (bu durumda ne desem...güvenilir , saygı duyulan, sevilen, ayy canım yaaaa...çok seviyorummm onuu beee:))

kadınlarıyla da öle çok çok haşır neşir diiilim dermişim...anamm teyzem , cadı gelin ve zee oğlak...ortak özellikleri; çok komiklerrrrr yaaaa...bide iç güdüleri harikaa...biddeee biddeeee çok güzeel yemek yapıyorlar anasını satiim...uuuuuuuu...acıktımmm:)

Koç: şimdiii...ingilizce kursundayız...ders arası...masada ilk defa gördüğüm biri..kızlarla konuşuyor ama nasıl konuşmakkk...hiç susmadannn ve kendisiyle ilgili birşeyle anlatıyor...ben sessiz sessiz izliyorum...yanımdaki kıza "sorsan şuna koç muymuş " dedim durup duruken...eehh beyimiz koçmuş tabii...o "n eoldu neden sordun nedir ne değildir " derken ben masadan uzaklaştım...allaaaammmm bu nasıl bir çene nasıll bir potansiyelll...şimdi biliyorum aklınızdan geçenleri...ama hayıırr ...ben o kadar konuşmam...yani benim konuşmam net ve kısadır...istesemde uzatamam...uzatırsam kendimden sıkılırım ...isyan ederim...koç hatun kuzenim bana birşey anlatırken şöyledir "yaaaa biliyorum çok sıkıldın ama bakk bitiyorr"...sorun konuşmaları değil sanırım...çok ayrıntılara girmeleri...bır bır bır, olayı gözünde canlandırmayı bırak kendi anılarım zannetmeye başlıyorum bir süre sonra...

yalnız sinirlendikleri zaman filan gözleri neden birşey görmüyor...yani tam bir kaplan kesiliyorlar...direk silip atabiliyorlar herşeyi...hani biraz pay bıraksalar geri dönüp yalıyacaksın belli ki o yeri...ama yoookkk...sanki bir daha yüz yüze bakmayacaksın...yapmayıın amaaaa, olmuyorr bölee:))))tamam tamammm:D

Boğa: pek az fikrim olan burçlardan biri...işte abim...ilk aklıma gelen özelliği kıskanç oluşu her nedense..lisede bana aşık olan bi çocuğu tehtid etmek için silah alıp geldiğini hatırlıyorum..."kırkardeşimden uzak duracaksın, bakmayacaksın!!! ona bir dahaa"...biz adamla çıkıyoruz o sıralar :)))...babamı hatırlıyorum da verdiği tepki "olabilir böyle şeyler" şeklindeydi...yani işte anlayın...tam bir boğaaaaa...hıh...ayrılmıştık zaten sonra...ama abim yüzünden değilll:))
ideal ev erkeği derler...valla bizimki kız babası şu sıralar...kız çocuğu sahibi babalara yapılan geyik espriler onu deli etmeye yetiyor...umarım çirkin bişi olur büyüyünce...(8 aylık haline bakarsakkkk...uuuuu..yandıı yandııı)...komiktir bi de...espriler bombaaa:)

ay bu yazı çok mu uzadı neee:S

sonra mı yazsam diğerlerini...öle yapiim...benden bu kadar şimdilikkk:)

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdirden anlamayanın hakkı kötektir...


Yok yook hakettim ben biliyorum. O yüzden sessiz sakin gerekeni yapıyorum.

Yazılarımdan birinde çok sıkıldığımı dile getirmiş ve Winston wolfum tarafından da uyarılmıştım. Ama işte neymiş, bazılarımız sözden değil dayaktan anlıyormuşş:)

Dün sekiz buçukta eve gittiğimde (eğlenceden değil, işten elbette) kendimi dayak yemiş gibi hissediyordum.

Yemekti, çaydı, bilmem neydi derken, kendimi sessizce yatağımı ararken buldum. Ev halkı maça dalmıştı çoktan. Ben kiii maçı bile izlemiyorsam evdekiler bana o dakikadan itibaren hiç dokunmadılar.


Eski günlerim ne kadar da güzelmiş...

Oturup düşünüyormuşum "Ne konuda yazsam?", "aaa aklıma ne geldi bununla ilgili muhakkak yazmalıyım."gibi lükslerim varmış. Hatta o düşünüp tasarladığım konuda oturup yazabiliyormuşum bile.

Dün gece saat 22.00 gibi kucağımda bilgisayarımla uyuyakalmışım yaa. (evett biliyoruum...tamamm...çok gülmemmem gerekiyordu sana sevgili kuzenim) Okuyamadım bile birçok yeni postu. Msn sohbetlerine gücüm bile yoktu. Melül melül baktım online olanlara gizli gizli.

Ben sakinlikten şikayet ederken, işyerini genişletme çalışmaları başladı. Şu an sakin ve bana pek dokunmuyor ama ben başıma patlayacak şeyleri biliyorum. Sabırla bekliyorum ve diğer işlerimi halletmeye çalışıyorum. Önüme yığılan projelerini arasından kafamı kaldırdığımda yazıyorum böyle. En kısa zamanda dönücemmmm ZZzzzzzzZzzzzzz..

1 Nisan 2009 Çarşamba

şakaymışşşşşşşşşş...

aaaaaaaaaaaaaaaaaaa....bunu nasıl yerimmmmm...hadi ben yedimmmm....5 kişi aynı anda nasılll yutar bu numarayııı....ayyyy bu 1 nisan olaylarından gerçekten hoşlanmıyorum yaaaa....

herşey normal seyrinde ilerlerken finans müdürümüz önüme bir kağıt bıraktı ve ilgili kişilere iletmemi istedi...ben noluyooor, bana neden bunu verdi, nedir bu ,masum masum siparişimi çekiyordum filan derken çıktı bir iş için hızla...finans müdürü şu sıralar en önemli kişi aramızdaki...temel direğimiz ve gerçekten bu şirkette patronlardan sonra güvendiğim (ve sevebildiğim)tek insan...ben işi bıraksam daha az üzülürüm yani...

verdiği kağıt istifa kağıdı...yanlış okuyorum sandım...iki patrona sesli okudum "nedir bu" dedim...uzun bir sessizlik oldu...elimden kağıdı aldılar...yine uzun bir sessizlik...benim suratım asıldı...beynimden bin türlü şey...gerçekten tüm yük onun üzerinde filan, kesin canına tak etti bize miktiri çekiyor dedim...ve karaları bağladım oturdum...herkes aynı...ortamda bi sessizlik....geldi müdür...aldılar karşılarına neler oluyor diye sordular...nedir ne değildir...ama heerkes nasııl gergin ve stres yüklü....

şaka olduğunu anladığımız anda herkesin "ohhhhhh" çekmesi ve sinirlerimin boşalması bir oldu...azcık ağlamış olabilirim...ama azcıkkkkkk

tekrar ediyorum....1 nisan olaylarından hiç oşlanmıyorum...hiçççç...şimdi blog postlarında da tuhaf tuhaf yazılar dolanıyor...bunların günün anlam ve önemi için olduğu çok belli ....fakat beni yanıltan istifa dilekçesinin üzerinde ki 31/03/09 tarihi oldu sanırım:)