31 Mayıs 2009 Pazar

"Hepsi aynı" dedikleri “kadın”

Kadın dediğin her işin kalfası olacak bence, tek işin ustası değil. Bir kadın “çok iyi yemek yapar, en iyi yaptığı şey yemektir “ diye anılmayacak. “eee, başka” diye sorduğunda “ee şeyy, işte çok güzel yemek yapar” diye cevap almayacaksın. “Çok temizdir, nasıl titiz nasılll” “ -Eeee, oturup iki kelam sohbet edilebilir mi? Yoksa onunla sadece ev ve yemeklere dair mi konuşulur?”

Çok temiz olmayabilir evi , kendine göre bi düzeni olmalı ama, mükemmel görünmemeli  herşey, mükemmellik rahatsız edicidir.Kötü yapabilmeli bazı yemekleri, mükemmel tadı olmasın varsın...Dışardan pizza söylenebilmeli yeri geldiğinde. Ama o pizza yenirken kahkahalarla gülünmeli işte. Kardeş , arkadaş, akraba, eş, dost, sevgili farketmez.

Kusursuz görünmesede olur bence.En kusursuz olmamalı kadın dediğin . Varsın kemerli bir burnu olsun , veya eğri bir dişi.

En şık, en bakımlı, en enn enn olmamalı. “Her zaman çok şık, bakımlı, uyumlu ve gran tuvalet bu kadın,mükemmel ötesi, İyi giyinmeyi çok iyi biliyor “ Eee peki başka neyi iyi biliyor,onunla böle salaş salaş dolaşıp , en olmadık yerlere gidip dikkat çekmeden eğlencenin dibine vurabillir misin? “hayırr o pek o tip yerlere gitmez, belli standartları var”

Kalıplaşmış standartları olmamalı işte kadın dediğinin. Kötü de giyinmeli,”en”iyi bildiği şey “en iyi giyinmek” değil , yerine göre giyinmek olmalı.Her neredeyse oraya uyumlanabilmeli, kendini oraya yabancı, sizi ona yabancı hissettirmemeli. En son hissedeceğiniz şey “yabancılık”olmalı onun yanındayken.

15 punt topuklusunu giyip sık bir yemeğede gidebilmeli , herkesin dibini düşürmeli. Aynı kadın ertesi gün conversini giyip caddeye de çıkabilmeli, başında yemenisiyle belki. O yemeniyle bile bakmalı herkes ona. Yada bakmamalı, hiç farketmemeli işte. Bir gün önce tüm ilgi ondayken , bi gün sonra hiç dikkat çekmemek umrunda olmamalı.

Herzaman makyaj yapmamalı mesela. Makyaj yaptığında dönüp 2. Kez bakmak zorunda kalmalı insan. 15 dakikada hazırlanmalı ve kapıda olmalı belkide, bekletmemeli kimseyi.Canından bezdirmemeli.

Ne biliyim ,gününün yarısını kuaförde geçirmemeli mesela. Kendi “başının” çeresine bakabilmeli bazen.

“En iyi dinleyici” olmamalı veya “ en iyi hitabet uzamanı. Bir süre sonra sürekli dinleyen birinin aptal olduğunu düşünürsün çünkü. Yeri geldiğinde konuşmalı çatır çatır , ağzın açık kalmalı. “sürekli” çok iyi konuşan bi kadının yanıda ise sen konuşmak istemezsin. Söyleyeceklerini aptalca ve sıkıcı bulmasından çekinip.

Mükemmel bi kariyeri olmamalı belki de. Yaptığı işte “en iyi “ si değil ama işine kendinden birşeyler katıyor olmalı. Mutlu olmalı yaptığı işte. İnsan ona baktığında işini mükemmel yapan birini değil, işini hatalarlada olsa, kendine özgü şekilde yapan birini görmeli.

“Haa o muu, çok güçlü bir kadın o yaa” olmamalı. Kadınlıkta acizlikte vardır serde. Yeri geldiğinde yapışmalı belki asfalta, en dibi görmeli. Güçlü olmak değil, düştüğünde kalkabilmek ve devam edebilmek marifet. Bunu yapabilmeli,sonra sorgulayabilmeli. Acınında dibine vurmalı, mutluluğunda kıymetini bilmeli.

Kendimi tarifim değil bu, nasıl biri olduğumu hala merak ediyor ve keşfetmeye çalışıyorum. Nasıl bir kadın olacağımı bimiyorum ama nasıl olmayacağımı biliyorum.

Yani dediğim gibi"tek bir işin ustası değil, her işin çırağı olmalı “kadın”.

30 Mayıs 2009 Cumartesi

opssss...2.basamağa çıktım!!!


Ben söyledim ama dimi. Dedim bennn dedimm. Daha 24 saat geçmedi üstelik üzerindennnn. O merdivenleriiii tek tek çıkaarım dedimmm. Sindiree sindireeee:))) Çıkıyorum ama durun bakalım nereyeee. Çatından kendimi atmaya doğru değil umarım.

Şimdi kuaför dergisi fiyaskosundan sonra bugün de “BlogMania Editörü”nden yazarlık teklifi aldım zeus kaandan. Dün önyargılarla kuaför dergisini beğenmezken bugünde “beni aşar” düşüncesiyle biraz tırstım teklifi görünce. Bende duyguların ortası yok yaniii. Sorumluluk , yok ben olmasam, bik bik, kem küm ettim. Ama hiç takmadı Kaan, yineledi teklifini sağolsun, kibar çocuk. Ben de boynum kıldan ince diyerek kabul ettim. Kayıtlara geçsiinnn 2.basamaktayım:P

Bu şımarıklık bana 1 hafta yeter artık.

Bunda sonra ara ara size blogmania.blogspot adresinden ulaşacağım efendim. Bilginizeee, beni seviin, sakın takip listesinden silmeyin, beni psikopata bağlamayııın. “Naptım nan” diyorum iki gündür 2 kişi beni silmişş. “”hiiççç önemli değil, izleyiciler , ben kendim için yazıyorum gibi ahkam kestim mi hiiçççç. Aslaaa kesmediim, sölemem de vala, kuran çarpsın demedim. O yüzdeeen silmeyin beni yaa lütfeen:P. Valla özgüvenim alt üst oluyooorr.

Bu dergi konusu, blogmania yazarlığı, bu konuda ki abartmalarım filan geyik ama, sanırım yazmaya yönelik başarı saydığım tek şey ilkokul anılarımda . İlkokulda(malum köy okulu) sınıfın en başarılı 2. öğrencisiyim o zaman bennn. 2. Diyorumm bakıınn, 2. , bunu söyleyebilmek için kaç seans gittim doktora, varın siz tahmin ediiin. “çocukluğuna dönelim ,çocukluğuna dönelim” geyiği dilime pelesenk oldu o yüzden. Sınıf birincisi Ahmet, öğretmenin oğlu. Çocuktan hoşlanıyorum o zamanlar ama bunu bile onu ağlatarak gösterebiliyorum ancaak. Ayy belliymiş o zamandan benim ne olacağım (ya da ne olmayacağım) . Bende başarılıyım filan, hatta hepsi pekiyi benim karnenin. Ama nasıılll olurrdaaa ben 95 ten 5 alırkeenn o 100 den alırrr ama nasılll. Kabus gibi yaaa, geçemedim anasını satiim adamı bir türlü. Gerçi şimdi hakkını yememek gerek, onun babası göstermiştir bana “bir öğretmenin” insanın (özellikle ilkokul öğretmeninin) hayatını nasıl yönlendirebileceğini. Kendime güvenimi sağlayıp belkide üniversiteye kadar gelebilmeme neden olan insandır. Canım öğretmenim yaa. Ne güzel, ilkokulda öğretmeniniz vardır, ortaokuldan itibaren “hoca” olur onlar. O yüzden sanırım benim 1 tane öğretmenim oldu diyebilirim.

Anamm yazıyı nasıl uzattım yine. Şimdi ilkokulda o sınıf başkanı hepp, benn de heppp kitaplık kolu başkanı. Ama dönem bölee. Gerçi seviyorum kitapları , kim aday olursa olsun ben oluyorum her zaman. Ama klasik kitaplık kolu uygulamaları. Sınıf dediğin ne ki, 18-20 kişi. Kim ne kitabı aldı, hangi gün getirdi bilmem ne. Sonra ben bi yerde kitaplık kolu başkanının görevlerini okuyorum. Heralde 3. Sınır veya 4. “gazete çıkartmak” oppsssss, ne yapmakkk ne yapmaaakkk. “gazete çıkartmakkk” anammmm beni alıyor bi heyecan. Hemen organize ediyorum ekibi ve öğretmene götürüyorum bu teklifi. Tuhaf tuhaf bakıyor önce , ama çok seviniyor ve inanılmaz destekliyor. Ben yazar ekibini topluyorum, görev dağılımı yapıyorum ve o zamanın şartlarıyla bir duvar gazetesi çıkartıyoruzz. Haftalık bir gazete ama. Duvara asılan panoya üşüşen diğer öğrencileri görünce nasıl keyiflendiğimi anlatmama gerek yok sanırım.(çıkığ tavan yapmışş resmennn) Sonra sürekli hale geliyor bu duvar gazetesi ben mezun olduktan sonrada.

O zamanlar öğretmenimizin kendi odasını gazeteyi hazırlamamız için bize vermesini ve okul sonrası editör edasıyla görev dağılımı yapıp (spor senin, haber senin , resimler senin)hevesle onu hazırlayışımızı hiç unutmuyorum. Bazen küçük şeyler kelebek etkisi yapıyordur kimbilir. Ayy bennn bi gazeteci olamadıımmmm ya.. yanarımmm yanarımmm buna yanarımmmmmm.
Bu arada, dediğim gibiii beni silmeyiiinnn: )

29 Mayıs 2009 Cuma

Allahıımmm..keşfedildimmmm...

Ayyyyyyyyyy...ben var ya beeennnn ben var ya, ben koscocaa bi önyargıdan ibaretim kocaaaamaann ama kocamaannnn...

Kuzenim erkek arkadaşının çıkartacağı bir dergi için yazı yazmamı istedi.Benim blogu görmüş. Yazsın dergi için de demiş. İnanabiliyor musunuz blog bi işee yaradııı. Tabi ben pek ciddiye almaz bir tavırla sordum. “-Ne dergisi” el cevap; ”-kuaför”.”-hmmm, ne yazıcam ben be kuaför dergisinde, saçımı bile boyatmam bennn” “-yaa kızım sen yaz, kadın dergisi işte , yaz bişiyler” “-ayy aman tamam yazarım, blogdan hazır birşeyler gönderseem olur mu?” “-olur sen yaz “ dedi. Ben bu yoğunluktaa ama bu yoğunlukta blogdan üstün körü iki yazıya ekleme yaparak gönderdim

Bi de soruyor bana kuzenim, ismin nasıl görünsün diye. Ben o kadar ciddiye almamışım ki “yesari” yazsın dedim. Saçmalama , hatıra olacak, sürekli yazacaksın, nıck kullanamazsın. Napalım adımı kullanalım bari dedik.

Ben bunu sivri zekalı bir arkadaşıma söylediğimde benim gibi bırakın burun kıvırmakkk nerdeyse kıçıyla gülecektii. O kadar güldü ve dalga geçti. Neyseee, ben de öle pek ciddiye almadım aslında. Ciddiye almadımmmmm diyorumm bakınnnn.Gözümde öle meecbuuuren kuaförlerde okumak zorunda kaldığımız o aptal dergiler vardı.Hay beenn o gözümeeee.

Biraz önce msn den kuzenim bana yazıların mizanpajını gönderdi. (bende bu aleme yeni girdiğim için ilk defa kullanıyorum bu kelimeyi:P,MİZANPAJ:Mizanpaj, kelime anlamı olarak gazete dergi gibi yayınlarda sayfa düzenidir.)

İşte o dialoglar;

yesari (22:14):ayyyyyyyyyyyyy
bu derginin görüntüsü müüüüü
dergi böle güzel bişi mi olacaak....siktiiiiiiiir

... (22:14):yuhhhhh,evetttt

yesari (22:14): ayyyyyyy silll benim tüm yazılarımı silllllll, hepsini geri alıyorummm ama hepsiniii

... (22:14): salakk heraldee, neyi geri alıyorsun anlamadım

yesari
(22:14): yeni bişiylerr yaziiiiim, lütfeenn, onlarıı ölesinee
göndermiştiim...geri all...iptalll iptaallll...ne büyük bi aptalımmm

... (22:14): hhahahaaaaaaaa ne sandınnnnnnnnn

yesari
(22:14): ayyy o aptal dergilerden olacak sandımm bennn

... (22:15): deniz çin bu bile aptal
evetttt sen benii dkkate almıyosun amaaa
yama artık güzelleştii bu dergiler

yesari (22:15):şimdi kesin yazılarım yayınlanacak mı
yoksa kenarda dursun yazılarımıydı onlar

... (22:15):yazarsan evett

yesari
(22:15):ayyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy kız
o yazıları okuyan biri, bize yazarlık teklif edermişşş düşünsenee

... (22:16):çok beğendi diyorum sennnn seennnn ff e mesaj yazıyosunnn.. dinlemiyosun ki

yesari
(22:16):anaaaaaaaaaaam ,bu gönderdiğin sayfalar nereye gitti yaa
bu yeni msn in a.q

... (22:16):hahaahaaaahaaaaaaaaaa ayyyyyyyyyyyyyyyyyyyy

yesari (22:17):diğerini tekrar gönder, yeşilli olanı

... (22:17):hangisini

yesari
(22:17):deniz sana ne gönderdiyser hepsini gönderr hepsiinii hepsini isttiyorumm
siyah ana sayfa olan geldi

... (22:17):hahaaaaaaahaaaa noldu canımmm

yesari (22:18):ayyyyyyyyyyyyyy evet
çok kısa kaldı benim yazılar çooooooooook hemennn yazmalıyım
ama yokk ,küçük küçük başlamalıyımmm benceee...hehhehehe
öle merdiveneri basamak basamaaakkk

... (22:19):aaaaaaaaaaaaaaaaaygKmskkvkdvnjanfjvbqrqjfvgnm3oı4grybvhJCKXL VBHGRHWEFpdldndsivnİ hahahahahahhaaha

yesari
(22:19):benimkiler pırttt

... (22:19):küçümse sen küçmsee wjhcbdnhjncdfjknqmscmeee
ayyyyyyyyyyyyyyyyyyy aldınmııııı

yesari
(22:19): küçümse miiii, gülümse gibi bişiy mi buu...küçümseeee...
ahahaahahhaaaahaaaa..

26 Mayıs 2009 Salı

"dost" alma "tost" al...


Dost dediğim.
Üniversite de 5 yıl boyunca yediğimin içtiğimin ayrı gitmediği tek insandı. İsimlerimiz yan yana anılıyordu. Tüm hayatını biliyordum, tüm ailem,akrabalarım tanıyordu. Gündüzler yetmiyor,akşam telefonda günün kritiğini yapıyorduk. Artık kendimden iyi tanıyordum, yalan söylediği anı, mutlu, huzurlu, keyifli, üzgün, dertli. Menfaat yoktu aramızda “senin cüzdanın benim cüzdanım, benim cüzdanım benim cüzdanım yesari” derdi:)
Çok severdim, sevimli, komik, hareketli tam bir deli ikizler burcu hatunu. İki ikizlerin pek anlaşamayacağını düşünenler bunda tamameeeen “haklılarrr”
Bi amacı olmalı yazıların dimi, hah, bu yazının amacı herkesin kendi arkadaşlığını, dostluk diyorsa dostluğunu sorgulaması.
Neyim, ne değilim, bi gözden geçirsin durumunu. Ben eski bir defteri açıyorum, siz almanız gereken dersleri alın.
İşe yarasın benim kuru kafamın başına gelenler ve nasıl bi arkadaş olmalı , nasıl olmamalı onu görmüş olalım.
Erkeklerin böyle sorunları var mıdır, hiç bilmiyorum. Erkelerin dostlukları hep sorunsuzdur sanki. İki erkek bu tür sorunlar yaşar bilmiyorum ama bencillik bencilliktir sonuçta.
Bencillik ise yapılacak en büyük hatadır iki arkadaş/dost arasında. Dost dediğiniz kişiyle sohbetlerinize bakın, her zaman tek tarafın derteri ,tasaları, problemleri konuşuluyor. Hep onun erkek arkadaşıyla/kocasıyla/annesiyle/babasıyla sorunları mı sohbetlerinin konusu. Siz geçmişsiniz çoktan kendi dertlerinizden. Onun problemlerini kendi problemleriniz gibi mi görmeye başlamışsınız. Onun etrafında mı dönüyor dünya, sizde onun uydusu mu olmuşsunuz. Herkes onun gibi biriyle nasıl takıldığınızı sorgularken siz onu savunmak zorunda kalırsınız. “dışarıdan göründüğü gibi değil, çok temiz, yüreği inanılmaz güzel”
Benim “karşılıksız sevme, ne olursa olsun sevme” denememdi dost dediğim bu insan. Ama sonra anladım ki ne olursa olsun seveceğiniz kişi herhangi biri olmak zorunda değil. Onu da seçmek ve bunu devam ettirip ettirmek hakkım var. Birine sevmek kadar önemli sevmemeyi tercih etmekte. Hep vermeye başlarsanız ,karşınızda ki de hep almaya alışır.

Böyle bir arkadaş ilişkisinin içerisindeyseniz “kendinizden geçmişsiniz” ve o arkadaşlık hastalıklı bir hal almış demektir. Kendi kimliğinizden uzaklaşmış ve aslında kim ve ne olduğunuzu unutmanın eşiğindesinizdir. Hemcins dostluklarında taraflardan birinin baskın olması normaldir. Ama bu zaman zaman değişiklik gösterir. Bazen sen bazen dost dediğin önemlidir bir şekilde. Onun hassas olduğu dönemler vardır, erkek arkadaşının onu neden terk ettiğini 345. kez dinlemen gerekir, yada bildiğin gerçekleri süsleyerek üzmeden anlatmaya çalışırsın,inanmasan bile.Bazen senin enerjiye , ilgiye, alakaya ihtiyacın olur, ne biliyim, insan olduğunu hatılarsın,senin de dertlerin sıkıntıların olabilir. Denge kurulması ne kadar kolaydır hâlbuki. Ama şu cümleyi duymak zorunda kalırsın “yaa sen hiçbirşeyini anlatmıyorsun bana” . içinden geçirmek zorunda kalırsın sadece “yahuuu sana neyimi anlatiim neyimi, anlattığım an tüm ekip öğrenecek,ağzında bakla ıslanmıyor kii, hemm bi fırsaaat versen belki benim de iki kelam sorunum vardır.” Ama sanırım asıl bomba tüm sülalenizin tanıdığı dost!!!unuzun babanızın bile ismini henüz bilmediğini ve 5. yılı doldurmak üzere olduğunuz o an gelir.
Her şeyde olduğu gibi dostluk konusunda da “dengini”, “muhatabını” bulmak çok zor. Bilmiyordum , uzun bir yolla öğrendim. Öğrendiğimiz her bilgi bir şeyleri değiştiriyor hayatınızda. Geri dönüşü olamıyor ve o eşiği geçtikten sonra kapı yüzünüze kapanıyor. Daha az seviyor , daha az güveniyor , daha az hayatınıza sokuyorsunuz.

Dostluktan benim anladığım biraz uzun bir konu.
Yeni bir yara değil bu. Sadece hatırladım ve hatırlatmak istedim. Karşınızdakini değil kendinizi sorgulayın önce ilişkilerinizde.
Sonra “canım” dediğinizin hayatta olup olmadığını bile merak etmeyebiliyorsunuz çünkü. Birden bire ne oldu demenin anlamı olmuyor, zamana yaymışsanız bencilliğinizi , sizden neden birden bire “gittiğine” anlam veremeyebilirsiniz. Benden uyarması.
Ahaaa yine sinirlendim…hiç mi geçmeezz buu hiçç…6 yıl geçti yahuuu…

23 Mayıs 2009 Cumartesi

internetten annem çıksa yerim...

Bu yazı annemle ilgili olacak. Ama öle duygusal bir yazı olacağını düşünenler çok çok çok yanılır. E sonuçta benim annem. Duygusal yanından çok muzip ve haylaz yanı ağır basıyor.
Efendim doğduğum büyüdüğüm yer malum , köy çocuğyuz dedik ama gözünüzde canlansın, Her evde doğduğumdan itibaren televizyon ,elektirk,su, bla bla. Tüm teknoljik ev aletleri, devamında telefon, şuan itibariyle kimse zaten elle bulaşık yıkamıyor. Şehir merkezine 3 km zaten köy dediğim. Ve nihaayyeeettt yıl 2005 filan sanıyorum “İNTERNET”. Aman Allahıımm. İnternetin evimize ve çevremizdeki konu komşu herkesin evine gelmesi bizim oralarda İÖ ve İS bir geçiş dönemi oluyor. Genç kesim interneti gayet normal amaçlara kullanırken benim annem nasıl etti nerden kim aklına soktuysa “internette tavla” ya kafayı takıyor. Bu arada ek olarak ne işine yarayacağını anlamadığım (o zamanlar) MSN zamazingosunu da keşfetmiş. Hatta başıma gelecekleri bilmediğim için ilk olarak annemi online görüşümü ve bana “nasılsın kızım” yazışını sevinçle karşıladığımı bile hatırlıyorum. Ama nerden bilebilirdim ki bu o zamanlar dakika da 2 kelime yazan kadının yarın bir gün internet canavarına dönüşeceğini. Gerçi onun o halini görenler artık beni internetle haşır neşir gördüklerinde genetik yapıma bağlıyorlar ve ses çıkartmıyorlar.

Bizim ki sen yaşına başına bakma, internette tavla oynadığın insanlarla bi de msn de görüş. Onlara cam açtır, hayat hikayeni anlat. Ama bariiiiii kendi hayat hikayeni anlattt dimiii ama dimi. Kadın sen benim kimliğime bürün, genç ve işi gücü olan “damat adayı “ kılıklı adamlara adını ,sanını, hangi şehirde olduğunu, ne iş yaptığını bir bir anlat. Ben miş gibiiiiii. Neymiş efendim,kendi gerçek kimliğini ,kim olduğunu, yaşını başını söylediğinde kimse inanmıyormuş. Ya da konuşmuyorlarmış. Tabi benim hiçbirinden haberim yok, bayramda seyranda gittiğimde bana böle hafif hafif anlatıyor. Şununla tanıştım ,bununla tanıştım, şunu konuştuk. Ben sıkılıyorum tabi ,gelmişim evime,internetten başka bir şey konuşulmuyor. Halamı da ayartmış, halamın maşallaahhı var , o da başka bir kuzenime birilerini ayarlama sevdasında. Hatta ayarlamış, saf kuzen telefonla görüşüyor adamla. Diyorum ki güvenme , hiç güvenlir değil, bu işte bi tuhaflık var.
Tabi daha sonra ortaya çıkıyor, bin tane yalan söylediği, hatta bir tane bile doğru söylemediği.Güzel annecim benim, git maydonazunu ek,domatesini yetiştir, mısır ek, çapa filan yap dimi ama. Ben öle büyüdüm, senden ekmek yapmayı öğrenmiştim ama şimdi nerde ne okey,tavla sitesi var onları anlatıyorsun bana. Olmuyor ama bölee, ben evime dönüp maydonoz yetiştirecek hale gelmişim, senin yaptığın iş mi...
Çırpınıp duruyorum ama boşuna. Yapmayın etmeyin, bunların işi gücü yok, hepsi işi gücü olmayan serseri yada kadın-kız düşürme meraklısı abazalar. Hepsi yalan, siz çok safsınız, aptal olmayın. Diyoruzzz ama dinleyen kim. Düşün diyorum anneme,"anne sen bile “ben” olduğunu iddaa ediyorsun, kim bilir karşında ki herif nasıl bi herif. Sakın güvenme ,anlatma hiçbirşeyyyy, hiçbirşeyimiiiii".
-"Aaa öle deme , kamerada gördüm, güzel çocuk, ama sen beğenmezsinn".
-"Neee yaptııın ne yapttııııııııın. Kamera da mı açtırdıııııın, inanmıyorum sanaaaa. Ayy ya sapık olsaydııııı" diyorum ama sonra aklıma geliyor asıl soru. “Peki sen kimin resmini koyuyorsun msn avatarına”. Aanaammmmmmm. Benim resimlerimi bulmuş etmiş bi yerlerdennnn onu koyuyormuş. İnanmayanlara başka bi resmimi. Deli oluyorum deliiii. Neymiş efendim tekin olmayanları siliyormuşşş listesinden.
Bir iki kere hackleniyor adresi, bir tanesi fena kafayı takıyor tehdit ederek ona yüz vermediğinde (yada ben vermediğimde mi desek) bizimki birkaç ay toz oluyor internet aleminden. Öle bir tırsmış kii. Bulucam seni demiş adam, bulamaz edemez diyoruz ama işmize de geliyor soğuması.
Abim delirmiş zaten “başımıııı belaya sokacaksıııın, konuşma elalemin adamlarıylaaaa” diyerek internet bağlantısına ara veriyor bir süre.

Akşamları babamı arıyorum, ne var ne yok baba? “ne olsun kızım, televizyon izliyorum, annende bilgisayarın başında” gülüyoruz ikimizde. En azından babama sarmıyor artık, stres attığı bir ekranı var artık.

Annemden kaçıyorum doluya tutuluyorum. Ablam giriyor devreye başka bir şehirden. Çoluktan çocuktan sıkılmasın diye, evde kendine oyalanacak bir şey olsun diye bi bilgisayar alıyor eniştem ona. Aynı senaryo başlıyor. Bunlar interneti benim için keşfediyorlar sanki. “Biliyoruumm çok kızacaksın ama bir kere konuş bir kereee, çok komikkk bi çocukkk, ama sen beğenmezsim, burcu şu, şu işi yapıyor, şuralı, buralı bla bla bla””- haydaaaa ,noluyoo yaa hepiniz seferber oldunuz, madara ettiniz beni internet elemine, sileceksiniz resimlerimi o bilgisyarlarınızzdaan.” Bizimki resmimi koyuyor ama cam açmaya gelince çuvallıyor tabi. “-Yaa sadece 5 dakika cam açç, lütfeeeeen, beğenmezsen silerimmm”
“-Bi gittt yaa, manyak mısın, elalemin adamına neden cam açıyorum yahuuu???:S”.
Bir iki tanesiyle konuşturuyor ablam. Diyorum ki “ya abicim, ben seni tanımam , sen beni tanımazsın, ablam konuşmuş seninle benmiş gibi, güvenme olur mu internette tanıştığın insanlara böyle, evli barklı kadındır, 2 tane de oğlu var inanmazsın.” "-Dalga mı geçiyorsun sen benimle "diyorlar ama “keşke “ diyebiliyorum sadece. Ablam deliriyooorrr, “ -Ne yaaptıııın seeen, neden söleediin, konuşmuyor benimle artıık. “İyi yapıyooor , ben de konuşmayacağım ortalıkta sahte yesari olarak dolanmaya devam edersen. Ben geçtim bu yollardan, güvenme kimseye,sonun kötü olacak senin bak, valla enişteme söyliceeem “
Bizimki chat olaylarını bırakıp forum sayfalarına sarmış durumda, admin olmuş , radyo açmış bişiyler yapmış . şaka gibi geliyor bana , annem hayat hikayesini yazıyor bir sitede. Babam klavyenin tek tuşuna dokunmuyor . Babama sarılıyorum, keşke sana çekseymişim babacımmm keşkeee.


20 Mayıs 2009 Çarşamba

neyse halimmm çıksın barii...


FriendFeed i tarot falı için kullanan benden başka var mı aranızda bilmiyorum . Bir iki gündür fallarla haşır neşirim istemeden de olsa. Önce winstonum bana bi falcı buldu Ankara’da. Kuzeni gitmiş 3 kez,her şey çıkıyormuş falan filan. google dan uzay görüntülü kafenin resmini bile gönderdi , çok teknolojik oldu. kuzenime söyledim ama dedik ki "bizde bu şans varken gideriz kafeye, adam bi güzel fal bakarız, kanka oluruz, sonra da" aaa yerini öğrendik kafenin iyi oldu" der döneriz evimize. Pek meraklı değilimdir aslında. Ama her insan keyif alır fal ve tarot işlerinden. FF de bi tarot grup daveti aldım Harun Güven’den. Ama ne bilim böle şeyler yapacağını bu deli oğlanın. Grup pek kalabalık değildi, tek tek tarot falımıza baktı. Bugün sıra bendeydi, kredi kartımla aldım ben numaratörden sıramı:P

Neyse işte, şaşırtıcı sonuçlar çıktı, paylaşmak ve çek atmak istedim.yarın bi gün hepsi çıkarsa ona “bonkör” davranıcım:))) sanırım mevcut durum cuk oturdu. Bakalım sonrası ne olacak…kişilik özelliklerim de birebir...tuhaff yanii...
Amannnn sakın kimse fal olayının saçmalıklarından filan dem vurmasın. Biliyooruum biliyorum, herşeeyii biliyorum. Ama yine de keyifli, bana nee…:))

Soru; 1 yıl içinde iş hayatımda ve sosyal yaşantımda (iş,şehir ,ev değiştirme konusunda) ne gibi değişiklikler olacak?

Sonuçlar ;

/mevcut durum/ şu anda bazı olaylar yolunda gitmiyor ve bu yüzden sorumluluklarını eline almışsın yanlışları hataları düzeltmek için.ve kaderine yeniden şekil vermek istiyorsun.ayrıca bir şeyler için sabırlar bekliyorsun özenle ve dikkatle tıpkı hamile bi annenin çocuğun doğmasını hamilelik sürecinde beklemesi gibi....ayrıca seni senden başkasının düşünmediğinin farkına varmışsın insanların senin çıkarların doğrultusun da hareket etmediğini anlamışsın ve yeni yolunu kendin ve çevrendiler için çizmeye çalışıyorsun.ve yaşamdaki asıl görevinin kendine,çıkarlarına,sana yararları olacak şeylere,insanlara yardımcı olabilecek şeylere sağdık olmak olduğunun farkına varmışsın geçte olsa...

/mevcut duruma gelmede geçmişin etkisi/ sana acı veren,üzen bir olayın farkına varmışsın ve duygularına rağmen mantığınla karar vermişsin.bunu iş konusuna bağlamak gerekirse iş hayatında istemeyerekte olsa bir karar almışsın....iş konusunda çıkmazda olduğunu düşünüldüğün bir konuda net bir kavrayış çözüme ulaşmışsın ve işinden olabilir iş yerindeki ve ya çevrendeki arkadaşlarında olabilir bir ayrılık yaşamışsın...

/olaylar neden böyle gelişti, neden bu hale geldik/ iş hayatında büyük bi sahtekarlıkla karşılaşmışsın ve bu da seni mantığınla karar almaya durumdan kurtulmaya itmiş.ayrıca bu sahtekarlık ve hile yüzünden daha gelişemeyeceğini büyüyemeyeceğini anlamışsın.ayrıca dış etkenlerden bağımsızlaşmak istediğin içinde olayların üstüne gitmişsin...

/yakında olacak olaylar/ yakında geçmişe dair kavrayamadığın tam anlamıyla öğrenemediğin şeylerle yüzleşeceksin ve korkuların endişelerin artacak bilinçaltın sanki seni ele geçirecek...ve ufkun daralacak sınırların farkına varamayacaksın...bu yüzden sakin olman gerekecek ama sen bunu başaramayacaksın....ve bu durumu sabrederek özenle bekleyerek aşabileceğini anlayacaksın....çok iyi sağlam iş teklifleri alacaksın ve deneyimlerin için hoş bir fırsat olacak bu.bunu kesinlikle kaçırmaman gerekiyor ki anca içinde bulunduğun kaostan o şekilde kurtulabilirsin...

/inançlar tavırlar/ olgunlaştığının farkındasın ve daha da bağımsızlık istiyorsun bunun nedeni de fırsatları artık daha fazla kaçırmayı istememen ama sana rağmen seni tutan bi güç var o seni bi çok şeye karşı engelliyor....seyahat etmek istiyorsun iş seyahati mesela...ayrıca hayatında spontane değişiklikler olsun istiyorsun ki güç senin elinde istersen her şeyi değiştirebilirsin önemli olan gücünle seni tutan gücü yıkabilmek... –

/kişilik/ fırsatları çabucacık yakalıyorsun ama onları kullanamıyorsun ve savaşarak mucizeler yaratabiliyorsun ayrıca sürekli bi şeylere karşı endişen var bundan kurtulman şart...

/seni kuşatan koşullar/ sürekli harekete geçmeden önce analizler yapıyorsun hataya düşmemek için aslında bi evet diyebilsen karar verebilsen her şey yoluna girecekte..

vee /kader/ yakında olacak olaylarda bir teklif gelecek ve kabul edeceksin demiştim bu teklif sayesinde hem maddi olarak hem de manevi olarak zenginleşeceksin....ayrıca yardım sever ve empati kurabilen bi erkekle tanışacaksın ve bu seni sanki baştan aşağıya değiştirecek bir çok seyi görmeni içselleşmeni fırsatları görmeni ve kullanmanı sağlayacak...abartıdan uzaklasacaksın ve daha da bonkörleşeceksin.....ayrıca diğer yönlerinin farkına varacak onları da geliştireceksin bu sana gelen teklif sayesinde olacak... /
not:o teklif falda her şeyin kilit noktası/ :)

19 Mayıs 2009 Salı

Sadece avutuyoruz kendimizi...


- Akıllı insanların bir baltaya sap olamayacaklarına, başarılı ve zengin olanların hep aptal olduklarıyla...
- “Allah parayı kimlere!!! veriyor” larla...
- Kötü olayların hep bizi bulduğunu iyi şeyleri bizim dışımızda ki birilerinin başına geldiğini varsayarak...
- Bu hayatta(bu ülkede) kötü olanın kazandığını düşünerek...
- O çok lüks ve pahalı arabaların baba parası!!! ile alınmasıyla...
- Sarışın ve fıstık gibi vucudu olan hatunların beyinlerinin boş olduğuna inanarak...
- Kimsenin mükemmel olmadığını, herkesin hata yaptığına inandırılarak...
- Her erkeğin aldattığını , sadakatin bu devirde imkansız olduğunu düşünerek...
- Cana değil mala gelsinle...
- Kadının kalçalısı , yemeğin salçalısıyla...
- Geç kalınan randevularda her zaman trafikte takılınmasıyla...
- Annenin babanın dananın halanın kocasının kuzeninin yeğeninin başına bir talihsizlik gelmesi ve ya hastalanması "veya veya" ların hep olmasıyla...
- Artık zaman bunu getiriyorla...
- "Eskiden x y z var mıydı"larla...
- Çalışmakla kim ne kazanmış demekle...
- “Hiçkimse beni anlamıyor , kimse beni anlamak istemiyor, kimse kimseee kimseeeee “lerle
- “Zaten hiçkimsenin ilişkisi mükemmel değil,her ilişkide bu tür sorunlar olur , atlatabiliriz, aşabiliriz”lerle...
- “Bunu da aliim ,bu ay bir daha başka bir harcama yapmayacağım”larla.:))
- “Ben sigara bağımlısı değilim, zevk için içiyorum” diyerek karışımızda ki kişiye değil ,kendimize yalan söyleyerek...
- Koluna girdiğimiz, bize gülümseyen kişiye Beennn sorhooşş deeğğğiiiiiiliğğğğm, öpüjeeeemmm” derken...
- “Aslında benim babamm/annemm..., ben küçükkennn... , aslında .....” diye cümleler kurarken...
- Tüm erkekler/kadınlar aynı nidalarıyla...
- “Diğerleri önemli değil, o çok özel, ona zaafım var/ o çok farklıı, ama ama çok diğerlerine hiç benzemiyor/aslında asıl söylemek-yapmak istediği bu değil”lerle...
- “Ben çok temiz ve safın, herkes beni kullanıyor, hemen inanıyorum”larla...
- “Bu son, bundan sonra aslaa...”demekle...
- “İyi diyelim iyi olsun” cevabıyla...
- Kibrit kutusu büyüklüğünde peynirlerle...
- En önemlisi “hayallerle” avutuyoruz kendimizi...
- ....................................................................
*son boşluğu siz doldurun lütfen:)

18 Mayıs 2009 Pazartesi

bloggerım,bloggersın,blogger...

Canı sıkılan yesari ne yaparrrr? Diğer bloggerlara sarar elbette. Olayımız şu; içime cin değil blogger kaçtı. Kaçtı kaçmasına ama çıkartamıyorum. Yaa blog olayı ne tuhaf olay. O nasıl yazardı bu nasıl yazardı, ne düşünürdü,nasıl ifade ederdi diye düşünmeye başladım. Kimliğimi kişiliğimi kaybetmek üzereyim. Acil müdahale gerekiyor.
Uzun süredir takip ettiğim ve nazımın geçtiğini bildiğim birkaç blogger kaleminden yazdım yazıları. Bir nevi karikatürize etmek gibi benim gözümde. Onlar olsaydı böyle yazarlardı gibi bir şey. Kendileri adına yazmış olmamdan rahatsız olannn, kızaaan, köpürennn küfreden olursa, hemen ama heemmeen kaldırırım yazıları. Böle de kişilik haklarına saygılı, böledee hümanist, böle de korkak biriyim işte. :)
Bakın tane tane anlatıyorum . Bu aşağıda ki yazıların hepsini ben yazdım. Anlaştık mı;) yanlış anlama olmasın sonra. Başım belaya girmesin ama amaa….

Bloggerlardan “karnıyarık” tarifleri…

-1-
Şimdi böbüşümmm biliyorsun ben plattes kraliçesi olarak yediklerime dikkat ediyorum. Puccanın önerdiği meyve detoxsundan sonra sen bi acıkkk, bi başın dönsüüüünnn sonra bi bayılllll…inanmazsın okuyucu gözlerimi açtığımda başımda ki doktoru öpesim geldi. Tam benim sevdiğim beybiii feysss. Bana kendime bakmadığımı ve iyi beslenmediğimi söyledi ama ben “seninle beslenirim yavruuuum been” demedim tuttum kendimi. Hastaneden eve geri geri gitti ayaklarım inan ki okuyucu. Cep telefonumla fotoğrafını çeker beckhamın yüzüne yapıştırırım, sen farklı anlamazsın inanküüüü. Evde birkaç gündür yalnızım biliyorsun okuyucu, evet … attık eve ama yeterli olmadı, onunda sınavı olası tuttu yoksa beenn onunla kendimi beslerdim... elin doktorlarına da iştahlı iştahlı bakmazdım ama o soktuğumun hocaları cumartesi gününe sınav sokmuşlar. Yaa ben size eve gelip karnıyarık yaptığımı analtmak (aman anlatmakkkk yazacaktım) istiyordum ama dolaptan çıkardığım patlıcanları görünce bende konsantrasyooon filan kalmadı okuyucu, unuttum yine besin ihtiyacıımııı gitti aklım başka ihtiyaçlarımaaa. Offff patlıcan nasıl bir sebzedir yaaaa, insan onunla yemek yapar mı kıyar mıı o güzelim patlıcana. Yok yapamadım ben , kıyamadım yine tosta talim ettim. Devamını anlatamııcam blog sansürlenmesin , sansüre hayır dedik resmini koyduk sayfamıza madeeeemmmm. Hadi ben kaçtım okuyucu , kendime bi tost neyim daha yapiim bari karnım tok sırtım pek olsun.

coponizma

-2-
Dürüst olmak gerekirse, hayatımın büyük bölümü “yemek” olayını uzaktan izleyerek ve sadece tüketerek geçti.
Keşke herkes güzel yemek yapabilseydi, herkes çorbanın pilavın kıvamını kusursuzca tutturabilseydi, hiçbir yemeği yakmasaydı, hiçbir yemek fazla tutlu, tuzsuz ,acı,tatlı olmasaydı. Ve heerkes keşke karnıyarık yapabilseydi. Ben böle olduğunu düşündüm, karnıyarık yapabileceğimi sandım, diğerleri gibi normal olduğumu sandım. Ama benim deneysel merakım yüzünden karnıyarık kendini balkondan aşağı atmaya, bende onu “hayır!! sen bir karnı yarıksın!” telkinleriyle ikna etmeye çalışıyorum.

Yetişkin insan oldum diyerek mutfağa girişim ve şuan nefes alabilmek için balkonda kendimi buluşum arasında geçen süre 45 dakika. Çorbadan nevri dönmüş midemi kendine getirebilmek için beynime komut verdim “karnıyarık” yapacağıma dair, oda bunu mideme bildirdi. İdare etmeye karar veren midemi ve bünyemi 17 sigarayla geçiştirdim ve önlüğümü taktım. Patlıcanlar kızaracaklarını bilselerdi eminim bana kabuklarının en az yarısını soymam gerektiğini söylerlerdi . ama onlara bu fırsatı tanımadım. Sırada ki işlem pek bi canımı sıktı. Neden hep kıyma ile soğan kavrulur, ona salça domates bilmem ne eklenir ve güzel tatlar elde edilmeye çalışırsın. Bu sorgulamanın sonunda kıyma olayını bilinç altım sen reddetş kendimi mantarlarla tavada baş başa bul. Bunu “level atlamış gurme kişi” sıfatını kazanmış komutan edasından sonra artık dönüşü yoktu bu yolun . Mantar hadi neyse de ama sanıyorum karnıyarığın isyanına neden olan içine eklediğim hazır kremaydı.
Şimdi tüm bu olanlardan sonra yemek “yemek” varken “yapmak” benim neyime diye düşünüyorum.

winston wolf

-3-
Sabah kalktım yürüdüm yineee, yürüdüüüm yürüdüm.28,5 dk sürdü yürüyüşüm. Yürümeyi seviyorum…
Sonra eve döndüm,döndüm düündüümm,dönmeyi çok seviyorum.
Kendime güzel bir kahvaltı hazırladım( kahvaltı.jpg)25.dk sürdü kahvaltım.
Kahvaltımı ettim, çay doldurdum ,(çay bardağı.jpg) sabah güzel bir kahvaltı keyfinin yanında yine hüzünlendim. Artık aşklar eskisi gibi değil(küçük emrah.jpg)
Öğlen oldu , şehre indim dolaşttımmmm dolaştım.
Sonra eve geldim. Artık aşklar eskisi gibi değil.
Akşam yemeği için karnıyarık yapmaya karar verdim. (patlıcan. jpg) kendim ve babam için 2 kişilik bir akşam yemeği hazırlamalıyım.Anne artık dönsen diyorum ,yoksa her anımı yazmaktan kendimi jiletlicem.(jilet.jpg)
Patlıcanları kızarttım (zeytinyağı ve tava.jpg)be daha sonra kıymayı malzemelerle kavurdum.
Elim yağlı olduğu için cep telefonunu tutamadım ve o kısımlaKaydı Yayınları fotoğraflayamadım.
Artık aşklar hiç eskisi gibi değil ama hiiiiiiiç. Sevişmeler sevmeler sarılmalar hiiiiiiiç eskisi gibi değil. Dürüst ve temiz bir aşk istiyorum.
Offf aslında bu karnıyarıkta anneminki gibi değil zaten. Olmadı pek bu yüzden. Neyse , bari ben yine salatayla idare ediyim. Artık bu domatesler de domates gibi kokmuyor. Neden hiçbir şeyin tadı yook.

Dijital Kelebek

-4-
Ayyyyy inaanaamıyoruum. Yaaa bu nasıl birşeyy nasılll. Bi erkeeek bir karnıyarık yapmasını bile bilmez mi ama neden. Güya hafta sonu kız kıza takıldık, sevigliler yok. Felekten bir gün geçirelim. E tamam biz gezdik eğlendik. Beyefendi arıyor “hayatım sana karnıyarık yapıcam akşam için ,kaç gibi gelirsin” bee adam neden soruyorsun madeeem bana yemek yapacaksın ama değil miii. Yok yook. Bize göre adam kalmadııı bu memlekette gidiiceme been yunanistana gidiceem ,kendime bir yorgoo bulucam. Güya genç sevgili, güya zeki ,çevik ve akıllııı. Ayyyyyyy yook beni hep böyleleri mi bulacak.
47 kere aranılır mı yaa bir karnıyarık içinnn!! Yok hayatım kaç dakika kızaracak bu patlıcanlar, yok kıymayı, kavurmasam mı kavursam mııı,sarımsağı sarımsaklamadan mı saklasammm, salça mı domates miiii.yoksa domatesli salça mı?? Yok ebenin nalı. Kendim yapsaydım daha az yorulurdum a.qdumun yarığının, en azından sinirlenmez , stress atardım yaaa. Aaaaaaa, deli oluyorum beceriksiz çömez bu erkelerin hepsine deli oluyoruuuuuuum. Tabi akşam yemek dışarıdan söylendi ,bunu söylememe gerek bile yok sanırım. …

Seyr ü Sefer


-5-
Önce benzetme yapmaktan çekindiğim patlıcanları kızartıyorsun.
Sıçrayan yağlarsan o kürek ellerini koruyorsun
Soğanı alıp a.q mun tavasından neden bilmem ama
Pembe pembe olana kadar kavuruyorsun
Kavrulmuş olduğunu anlayabilirsen eğer
Sonra ona kıymayı da ekleyip çiftleşmelerine izin veriyorsun
Pornografiye girer mi bilmiyorum ama
Sen izlemekte ve karıştırmaya devam etmekte
Bir sakınca görmüyorsun
Sonra tepsiye yerleştiriyorsun patlıcanları ellerinle
Üzerine ne yapıp edip kıymayı koymayı unutmuyorsun
Biliyorum balık hafızalısın
Ama hatırlamaya çalışıyorsun bu ayrıntıyı
Sonra fırına veriyorsun topunu
Hep yapıyorsun ediyorsun diyorum ama
Aslında bu yapmalar etmeler hep içimde ki boşluktan
Seni “yapmak” istememden, devrilmiş uyuyan sevgilim
Kalk bi çay yap içelim bari ne diyim
Elinden bir iş gelmeyeceğini biliyorum
Sen ancak göt+göbek+basen büyütmek için osurarak uyursun bebeim.

Sami Hazinses


-6-
Kadın dediğin yatakta orospu olduğu kadar mutfakta da orospu olacak diye karar verdim dün akşam. Yaptığım bir tepsi karnıyarığı heba ettim bu uğurda. Ben kuş kadarım ama sevgilimin cüssesini tartmadı mutfak tezgahı tezgahı ve hep beraber kendimizi 50x50 granit fayanslarda bulduk. Size karnıyarık tarifini değil ne zaman karnıyarık yapmamanız gerektiğini anlanttım. Ben karnıyarığa hasret ben aççç.

Manukyan

***

Sahi karnı yarık nasıl yapılıyordu ya??? Pilav ve cacığı biliyormda….:)) ahaa acıktımmmm!!!

17 Mayıs 2009 Pazar

"Şimdi öp beni Behlül"

Gerçekten "iletişim" sorunumuz var gibi geliyor bana. Türk dizilerini pek takip etmiyorum. Valla ukalalıktan değil. Artık yabancı menşeili dizileri izledikçe basitlikleri karşısında kendimi aptal gibi hissediyorum. Takip ettiğim, bölüm yayınlandığında indirip izlediğim bir kaç yabancı dizi var. Diziyi izlerken genelde hayran kaldığım tek iletişim yetenekleri. Hepsi senaryo biliyorum elbette. Ama hiç değilse zekice hazırlanmış ve profofyonel bi r ekip hazırlamış diyorum . “insanları aptal yerine koyuyorlar “gibi bir cümle zor çıkar izlerken. Senaristler çalışıyor , araştırıyor ,yazıyor . Kurgu mükemmel, cümleler olağan üstü etkileyici filan.

Grays Anatomy izliyorum. Hatta Lost dışında bir tek o. (çünkü dizi takip etmek biraz zamanınızdan çalar , ne kadar az o kadar iyi)Lost ayrı bir kategori ama G.A ‘de insan ilişkileri ve iletişim ön plana çıkmış durumda. Aşırı gelişmişler bu konuda. Bu kadar da olmaz dedirtiyor. O kadar uzak ki bizim kültürümüze.

Mesela son bölümde” izz” ameliyata girecek ve alex(kacası) ile vedalaşıyor.
“-Umarım o sırada burada olabilirim... Ama olamayacaksam diğer...tarafa gitmek istiyorum...Orada ne olduğunu bilmiyorum,ama hastane yataklarından...ve boğazımdan geçen..tüplerden daha iyi olmalı...Lütfen...Sadece eğer o noktaya gelirse..bırak gideyim.Şimdi, öp beni.”
Ve ya acil serviste ilgilendiği tüm travma hastaları ölmüş genç asistanın, onu yüreklendirmek için bağlı olduğu doktor;
“-Evet, çünkü ona ben müdahale edebildim...Ve bunun tek sebebi, tek sebebi,senin takımımda olmandı...Bugün benim kadar o kızın hayatını sen de kurtardın...Travma bir takım oyunudur O'Malley...Kahraman olmak zorunda değilsin. Sadece...Sadece nerede bulunman gerekiyorsa orada bulunmalısın.”
Yada mezuniyete giderken kaza geçiren genç kız operasyon öncesi mezuniyet konuşması;
“-Bugün, hayatımın başladığı gün...Bugün...bir dünya vatandaşı oluyorum...Bugün, bir yetişkin oluyorum...Bugün, ailem ve kendim dışında birileri için önemli biri olmaya başlıyorum...Aldığım notlar haricinde|kazandığım bir önem...Bugün dünya için önemli biri oluyorum...gelecek için...hayatın sunabileceği her olasılık için...Bugünden başlayarak...”
Yani sadece örnek bunlar. Bizim dizilerde ki iletişim örneklerini veremiceeem. Alt yazı yokk çünkü: )) Ama behlüle “Şimdi öp beni” demesi o ailemisin kaşarı kadının, kapı arkalarında gizli kapaklı yasak aşk yaşarken oluyor, bunu tahmin etmek zor değil benim için. (evet okuyucu mecburuum aileyle vakit geçirmek için bu replikleri duymaya )

Hayatımın sadece” iletişim” bölümünün bu dizilerde ki gibi olmasını isterdim. İçimde ki herşeyi çatır çatır söylemek, bir yerde bir arıza olduğunda o arızayı kendiliğinden çözülmek üzere kara deliğe atmak değil konuşmak ve halletmek. Aman karşımda ki incinir, o ne düşünür, diğerleri ne düşünür, evren ne düşünürrr. A.q Hepimizin klasik tavırları vardır. “Yokmuş gibi davranmak”. Bir tür savunma mekanizması. Kiminde çok gelişmiş ,kiminde az devreye sokulan ama herkesin hayatında başurduğu bir sistem. Yokmuş gibi, olmamış gibi,duymamış gibi yaşamak. Bir de bunun “mış gibi yapma “ durumu var ki sanırım o daha vahim.

Neyse dağıtmayalım konumuzu. Yokmuş gibi yaptığımız şeyler neler? Bir kaç örnek size;

-Anne baba veya kardeşlerimizle iletişim kuramamak, bu iletişimsizliğin devamında birbirinden uzaklaşmak ve bir süre sonra bunun normal olduğunu düşünmek.
-Aile ,arkadaş, sevgili,eş, çocuk,patron,iş arkadaşı,müşteri farketmez. Biriyle bir sorun yaşamak, (her ne olursa ) ve bunu çözmek yerine olmamış gibi davranmak veya ertelemek, ertelemeekk ve yine ertelemekk. Sonucunda o kişiden farkında olmadan uzaklaşmak.
-Yaşadığımız olayların başka davranışlarımızı etkilemesi fakat bunun farkında olmamamız. Yaşadığımız an farketmiyoruz ama kelebek etkisi tüm davranış ve dolayısıyla tüm hayatımızı etkileyebiliyor çoğunlukla.
-Hoşumuza gitmeyen düşünce ve fikirleri kafamızdan ve düşüncelerimizden uzaklaştırmak . Ama uzaklaştırdığımızı düşündüğümüz şey aslında hiçbir yere gitmiyor Kendimizi kandırmayalım.
-Katlanmak, katlanmak,katlanmak.
-Susmak
-Kendine karşı bile dürüst olamamak. Kendini “mış gibilerle”kandırmak.

Eee, peki biz yapıyoruz bunları da bu dizi karakterleri ne yapıyor. Önce sorunu görüyorlar, sonra çatır çatır konuşuyorlar ve her ne ise sorun çözülüyor. Sonunda üzücü olsa bile , seni kırsa , yıpratsa bile en azından sorunları gözardı etmiyor ve gerçekten onu kafasından çıkartıyor, vedalaşıyor. Ohh ne güzel memleket. Söyle kurtul, özgür bırak yahuu. Kimsenin karşısında ki ne düşünecek kaygısı yok aslında. Önemli olan “sen”sin.
Bu olumsuz gibi görünüyor olabilir. Ama herkes kendini kapattıkça herşey çok fazla karmaşık hale geliyor. Hani klasik cümleler vardır kadın ve erkeğe yönelik. “kadınlara; biz basit canlılarız, ne düşündüğünüzü tahmin etmemizi beklemeyin. Ne düşündüğünüzü söyleyin. Trip yapmayın, asıl söylemek istediğinizi saçma sapan şekilller ve tepkilerle göstermeyin. Problem her neyse dolandırmadan söyleyin.” Derler ya hanii. Bunu bu kadar açık dile getirmezler ama aslında hepsinin basit olduklarını biliriz. Buna uygun davranmalıyız. Gerçi ben genellemeleri sevmem ve kimseyi kategorize etmem. Pek basit ve sıradan olmayan , komplike , bir kadını bile isyan ettirecek şekilde karmaşık erkekler yok değil. Ben biraz gizem olması gerektiğine inananlardanım. Keyiflidir gizem ve çözülmeye layık olan biri olduğunda eğlencelidir de aslında. Ama bu iletişim konusunda olmamalı. Temel konularda kişi açık olmalı, tartışmalı gerekiyorsa bangır bangır. Gereksiz trip ve alınganlıklara bu noktada gerek yoktur işte. Direk erkek ve kadın ilişkisine indirmeyelim konuyu ama iletişim kuramamak tüm sistem içerisinde sistemin çalışmasına engel olan yegane error sanırım. Bi anda tüm düzen sekteye uğruyor bir yerde iletişim koptuğu anda. Elektrik kesintisi gibi. Kavga etmeyi severim mesela ben. Sırf eğlence olsun diye tartışma çıkarırım bazen çevremdekilerle. Elbette çok ciddi konularla ilgili değil. Ama tartışırken ve ya abartalım iş kavgaya döndüğünde kişi çok daha açık ve kalkanları inik olur. Herşey dürüsttür. Suyunu çıkarmamak kaydıyla. Öfkeye yenik düşmeden karşındaki insanı kırmadan , geri dönüşü olmayan sözler sarfetmeden. Tartışmak” muhattabınızla “ güzeldir. Gereksiz kişilerle gereksiz tartışmalara girilmemesi taraftarıyım. Söyleyeceğiniz şey hiçbirşey değiştirmeyecekse söylemenin anlamı var mı?
Değer verdiğiniz insanlarla tartışırsınız. Veya haksızlığa uğradıysanız . Her iki durumda da bir şeyleri açıklamak, kendinizi ifade etmek amacıdır sonuçta.

Nerden nereye geldim yine.

Farklı kültürde yetişiyoruz, belki de sadece dizilerde böyledir hayat bilemiyorum.Ama iletişim konusunda daha çok yol almamız gerekiyor ülke olarak. Dedikodu yapmayı iletişim kurmak sanıyoruz. Aptal bir kutuya bakma olmamalı ayrıca "amaç"televizyon izlerken. Ama bizim televizyonlarımız bizi aptallaştırmaya çok meraklı, biz de düşünmeyi pek sevmiyoruz millet olarak. Başkaları bizim yerimize düşünsün karar versin konuşsun.Zaten amaç daha az düşünen ve etkili iletişim kuran bir toplum. Alan da veren de memnun üstelik.

ankarada bir blogger


Kelebeğim ömrüm Ankaradaydı. ben de ilk blogger buluşmasını gerçekleştirdim onunla. yani yok birlikte gerçekleştirdik. ya da öle bişi iştee.:))
yazılarında bır bır bır anlatıyordu "davul da davul davul da davul" ben çok severim vurmalı çalgıları. nasıl olur da izlerim diyee öleee hayal ediyordum. ekiple birlikte burdaydı işte, bi böleee zengin ve şaşalı insan düğünü için. işte bizim eve 3 adım bi otelde, bizim kızda grupla birlikte bizim eve 5 adım mesafede başka bi otelde kalıyor. bu kadar saçmalamam gecenin 1.buçuğu olması

başa dönn yesari, başa dööön.

efendim, şimdi gittim otele kelebekim ve ekibi hazırlanıyorlar gece gösteri için. blog deşifre olmasın diye ekip elemanlarına benim adım "yasemin" dedik mi. yesari yesari diye zırt pırt arayan bi isim gördükleri için ne olsun ne olsun , yasemin olsun dedik. babam da hep yasemin olsun istermiş ismimi ama işte kader kısmet çakma yasemin olmayaymış. ekiptekiler konuşuyorlar "yasemin öle yasemin böleee" bişiyler anlatıyorlar, ben havaya bakıyorum .sonra "hıh , haa evet evet yaaaa" gibi abukk cevaplar veriyorum. ismi benimseyememişim ya bi kere.

otelden çıktık, araç bizi 2 adım ötedeki otele götürdü. ohooo bekle anam bekle bekle anam bekle. Allahtan ekit ve kelebekim çok şekerdi sohbet muhabbet geçti vakit. ama görünmezmişiz ya bizz.. ulan 7 kişiyizz bi garsonun dikkatini çekemezik ya. kızlara diyorum "bi garsonu bile tavlayamadınız oturuyorsunuz ölee kös kösss" bu arada ekip çok cool. kızlar bıcır bıcır taşşş. simsiyah giyiniyorlar, salona gireken bölee bi karizma bi rüzgar. füüüüüüüüü.

ayy en korktuğum şey kız tarafına "kız tarafındanım" erkek tarafına "erkek tarafındanım" demekti ama korktuğum olmadıııı veeee damadın babası olduğunu tahmin ettiğim amca beni grubun meneceerii ilan etti de rahat rahat salındım etrafta. hanımefendi size şöleee gelin , hanım efendi şölee gelin. davetsiz misafir oldu mu "hanımefendi" :)))
dev ekranda şu malum yarışmayıda izledim. hakkında yorum yapmak istemiyorum. neyseeee

yalnız kelebeğimle yorumlarımız malumdu zaten "aynıı bennn aynııı" şeklince ilerler dururdu. meğersem bu gerçekmiş ya . aynı anda aynı cümleleri kurmak, aynı tepkileri vermek . e pess dedik ikimizde. yarın çok erken saatte ayrılıyorlar şehirden. kahvaltı ısmarlayamıyorum o yüzden.
iyi ki şehrime gelmişsin şirin ve güzel gözlü kız. tekrar teşekkürler sohbet, keyif ve akşam için. iyi yolculuklar kelebekim.

15 Mayıs 2009 Cuma

anılarım depreşti-2


Yılından emin değilim ama bir iki yıl önce iş için İstanbul’dayım. Fuar mı var bişi var ben de gitmişim , iş yerindeyiz ve bazı şeylere ihtiyacımız doğuyor. Şu avizelerde kullanılan kristaller. Olayın başlangıcı bu, sadece kristaller. ayy nereden bilirdik o kristallerin bi tarafımızdan çıkacağını.

İkitelliden başladık gri yolculuğumuza. Çook yakın çook dediler , en iyi kristaller İstoçta bulunur dedilerrr, gidip hemen gelirsinizzz dedilerrr İstoç dibimiz dedilerr. “Yuppiii çok yakınmışşş ,hadi gidelim”. “Gitmek” ne menem kelimeymiş, ucu bucağı olmayan bir anlatım tek kelimeyle . Ahhhhhh ahhhh. Gittik biz İstoça, gitiiikkk gitmez miyiz. 3 mağaza sonra dediler ki “biz avize satıyoruz , o kristallerin şahı G.O.P da bulunur. Orda bulursunuz en güzelleriiniii , en aradığınız özelliktekileri, en kazasız, en belasız olanları.”aaaa nasıl gidilirrr,tarif eder misiniz? Eder misiniz:S!!!” “işte şurdan yola çıkın , gidin gidin gidin sonraaa insanlar esmerleştikçe ,sakalları uzadıkça, size etrafınızda ki insanlar biraz tehlikeli görünmeye başladıkça ilk sağdan dönün. İşte orası G.O.P” (tırsıyorum daha fazla nitelik nicelik belirtmiyorum)

Kuzenim arabayı kullanıyor,arabada 3 hatunuz. Birine kuzenim de bende “ abla “diyoruz, şükürler olsun gerçek manada bir abla var arabada. Kuzenin İstanbul yol bilgisi , İstanbul semtlerine ilişkin ilgisi malum. Diğer ikimiz zaten Ankaradan gelmişiz. Şaka maka ama bulduk semti. Ama gideceğimiz yer tuhaf bir sanayi sitesiymiş. Ordan buradan sorarak bulduk dağın başında bi yer. İn yok cin yok. Yine 3*4 mağaza ve yine bize istediğimiz şeyleri yanlış yerde aradığımızı söyleyen insancıklar. Nasılll cici insanlar nasılll. Gidin Gaziosmanpaşa merkeze,bilmem ne caddesine, orda aradığınız şeyler. “nereeyeee nereyeeeeee, nereyeee gideliiiiiim” yahu diyoruz,ne olacak,altımızda arabamız var, 3 kadın,bişiycik olmaz,hadi gidelim” gidiyoruz da cideen. Giriyoruz klasik olarak bir iki mağazaya, ıı ııhh beğenmiyoruz fiyatları. Daha doğrusu kalitesini,ulan sankiii sadrazamın sol taşağından olmuşuz.Altı üstü dekor amaçlı kullanacaz bu camları, neyi beğenmiyorsuun neyiiiii. “Bunun siyahı yok mu, yok daha küçükleri, yok biraz daha büyükleri ,yok bilmem ne” derken bizden kurtulmak isteyen esnaf istediğimiz şeylerin Eminönünde olabileceğini söylüyor. Tabii daha ilk kez geldiğimiz güzel semtin çıkış yolunu bulamıyor ve kaldırımda dikilen esmer abiye soruyoruz yolu. “abii biz düştük ,bizi kurtar bu hayattan”. Abimiz nereye gittiğimizi, nerden geldiğimizi, ne aradığımızı, tüm hayat hikayemizi soruyor ve dinliyor “yarııım” açılmış araç penceresinden. Sonunda nasıl oluyor ne oluyor bilmiyorum,hatırlamıyorum ama kara kaşlı kara gözlü abimiz arabada bizi gitmek istediğimiz(ya da onun gitmek istediği) yere götüreceğini söylüyor. Bildiğimiz duaları etmekteyiz, özellikler konu bir şekilde manevi dünyamıza , dualara, Allahın sevdiği kulları oluşumuza geliyor. Mevlanadan , Bektaşiden bahsediyoruz. Kendisi arabasıyla kaza yapmış ve arabasını tamire getirmiş, çoook büyük kaza atlatmış, arabası 3 kez takla atmış ama kendisine hiçbişiy olmamış . kendisinin de gideceğimiz yerde dükkanı varmış. Ailesiyle kardeşleriyle yıllar önce Urfa’dan gelmiş. Anammmmmmmm. Nasılda dün gibi tüm hayat hikayesini hatırlıyorum. En son Eminönünde Karaköye geldik. Anında arabanın etrafı bir grupla sarıldı. Meğer abimiz gerçekten orda önemli biriymiş. Arabayı park edebileceğimiz bir yer açıldı. Kartlar telefonlar verildi, nerelere gitmemiz gerektiği söylendi”. Abimiz cidden iyi biri çıktı sonuçta.(bizde Allahın sevdiği kulları) “Ayyy ne kadar iyi insaaan diye diye ayrıldık yanından. Onun mağazasına yakın bir yere park ettik. Ve veeeeeeeeee. O iş hanına girdiğimiz annn anladık ne halt yediğimizi ama çok geçti artık. “Aaaa bak ne kadar güzelll şeyleerrr” “ayy bunlarda ne güzeeel”. Hepsi çin malı, 1 milyooon. Anaamm bunu da sevdik,şunuda beğendik ama ama. Nerde aradığımız kristaller, nerdeee. Bu arada ordan çıkıp kendimizi labirent sokaklarda bulduk mu. İniyoruz iniyoruz, çıkıyoruz, yan gidiyoruz, dik gidiyoruz, gitmek böle bişiy iştee. Sahildeyiz farkındayım ama diyoruz ki nasılsa dönüş yolu aklımızda, buluruz canıııııııım. Aklımıızz nerde amaaaa onu bilmiyorum. Dönüyoruz arabaya doğru , yada biz öyle sanıyoruz. Klavuz kim? beeeeeeeeeen , beeeen..”Ayyy şuraya benziyordu, yok buraya benziyordu” diye diye çıkıyoruz sokaklardan. Sonunda bi polis memuru görüyorum ve yapışıyorum.
“Abiiii ,biz aracımızı kaybettik, yani nereye park etiğimizi hatırlamıyoruz. Yolumuzu kaybettik.” Polis üçümüze bakıyor yukardan aşağı,sonra ben önünde durduğu kapıyı farkediyorum, üzerinde şöyle “kapalı çarşı” yazıyor :S:S:S bu işte kesin bir terslik var. Iı ıhhh. Burada olmamamız gerekiyor eminim. Polise tarif ediyoruz aracın yeriniii “bi tane böööle yeşil bi kapı vardııııı, önünde böle hacı malzemeleri satılıyorduuu, bii camii vardıııı(camii,eminönünde,ne kadar değişiiikkkk)”, orda böle bi sürü mağazaaa(???:S)” herkes aklında kalan ayrıntıları sıralıyor. Neyse mantıklı bir cümle çıkıyor birinin ağzından (kesinnn benimmm kesinnnn benim o) “Yaa bi vergi dairesi vardı” polisin suratı daha çok değişiyor, “siz çok uzaklaşmışsınız, o vergi dairesi bilmem hangi vergi dairesi, çok yürümüşsünüz siz”
Hmmmmmmm. Herkes pek sessiz, yürüyoruz , yürüyoruuuzzzzzzi nasıl bir iç hesaplaşmaa.Arabayı bulduğumuz yerde abimiz bizi karşılıyor” nerdesinizzz, çok merak ettim, aradım ama kartın üzerine yazdığınız numara silindi,arabaya bir şey yapmasınlar diye başına çocukları diktim” .Bizzz şaşkın bizzz yorgun biz çaresiiiizzzz. Hoş beş teşekkür,yine yola koyuluyoruz. Bu arada birkaç mağazadan aradığız şeyleri taksimde bulabileceğimizi öğrenmişiz bileeee, nabeeerr. Eminönü sahilde 4 yol tabelalarının önündeyiz. Taksime nasıl giderizzz peki. Arıyorum işyerinde ki iş arkadaşımızı,bizi uğurlarken yanımıza yolluk vermeyi ihmal etmiş nede olsa,arayıp durumu,6 saatir nerde olduğumuzu haber vermek, birde yol sormak için “serdaaarr beyyyy, bi tahmin edin önünde durduğum tabelada ne yazıyoorr” diyorum. Cevap gecikmiyor“-eee, arabayı x hanım kullnadığına göreee,tahmin ediyoruuuum “Meksika” : )))

Olmuyoorrr, olmuyoorrr, hala yollardayızzz, taksimdeyiz sanırım. Çaresizim artık,son nokta, arıyorum kankamı. “ağabeycim yaa kurtar beni, şuan bilmem neredeyiz,yolumuzu bulamıyoruzzz “ “-etrafı tarif et yesarii,ne görüyorsun” : )))) ilginç şekilde canım arkadaşım aradığımız şeylerin nerde olduğunu biliyor hemde nokta atışıyla. İşiyle hiiç ilgisi olmamasına rağmen yarım saat telefonda kalarak azbere bildiği yollardan “şimdi hemen sağınızdan minik bir yan yol göreceksiniz,sakın kaçırmayın” ayrıntılarıyla gideceğimizi yere park edeceğimiz otoparka kadar gitmemizi sağlıyor. Nasıl seviyorum onu o annn nasılll. İşte bu diyorruummm öptüm seni.
Gerçekten aradığımız şeyler orda. Orda olmasına ayyy diye dükkanlardan birine dalmak isterkenn. Anlamsız bi şekilde dükkanların her birinin kapılarında koca koca asma kilitler görüyoruzz. Noluyoo yaaaa. Ama noluyoooo??:Nolucak gerizekalııı saat dokuzz.Dokuzda nöbetçi avizeci olmazzzz.Bu insancıklarında evleri var malummm…

Ay sen benim bi başım döönnn.Bii böyle tepemde yıldız ve kelebekleri bi arada görrr biii bii gözüm kararsın o sinirleee.Gerisi kocaaa bi karanlık.Kendime geldiğimde hatırladığım tek şey ise eve gidebilmiş olduğumuzdu

Ha kristalleremi noldu..yalan oldu nolsunnn…:)

Heyy seen, buların abartılı ve gerçek dışı olduğunu düşünen okuyucuuu, sana tek şey söylüyorum “ahhh keşkeeeee”

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Nasıl evde kaldım???

Yok yooook...kendimi gerçekten evde kalmış kız kurusu hissediyor değilim...evde kaldığımı da düşünmüyorum...evlilik gibi bi derdim de yok...ama evlilikten soğumamın yılar içinde ki traji komik hikayesini yazmam gerek...kuru kafadan ders alın gibi bi durum yani...

Ben küçüktüm küçücüktüm...hiç kız çocuğu gibi olmadım...çocukluk anılarımı anlatmıyorum ama öle işte...kimse bana danteli , örgü örmeyi öğretemedi...gel zaman git zaman büyüdük...okul filan derken...böleee nasıll desemm...örnek aldığım, çok iyi anlaştığım ya da beraber aynı ortamda olmak , yaşamak zorunda kaldığım insanlar patır patır boşanmaya başladı...yani bölee illletttt şirrreeett kişiler olsalardı keşke...derdim ki “yanii bunu bu adam (ya da kadın) naapsınnn...kurtuldu vallaa” diyebilseydim...diyebilseydimm dimiii...ama yooooooook....bu insanlar bir çok insanın normal hayatta yan yana geçme şansına bile erişemeyeceği gerçekten özel insanlar...hepsi beni buldu:P...hepsini çok seviyorum ve bana kattıkları herşey için minnettarım daaaa nedeen bu tür şeyler onların başına geldii...bi kere teyzemin 3 çocuğu varrr...3 üde boşandı yaaa...e ben napabiliirim şimdi bu durumda...yaşamlara bakıyorum, insanlara bakıyorum, karşılaştıkları insanalara bakıyorum..benim daha şanslı olmamı gerektirecek bir çember yok başımın üzerinde....yok var da ben mi görmüyorum...iyimser olmak gerekir, hayata umutla bakmak gerekir, başkalarının hayatlarıyla kendiminkini karşılaştırmamam gerekir...ama kardeşim ağaç kavuğundan çıkmadım ki bende...bu bütünün bir parçasıyım...genler aynı, genetik yapımız aynı, önünde ki kuru kafadan ders almamakta direnmek aynı, aptallık , saflık genetik olarak işlenmiş her bir hücremeee...şimdi anasını sattığımın sülalesinde ana babası kuzen olan da benim...yani böle desem ki farklı bir gen taşıyorum, kesinlikle size benzemiyorum...diyebilseeeemm keşkeee ....haaah...”asilim ben , siz zavallı köylüler...nihhahah” ...yook anamm yok...ana tarafım aynıı baba tarafım aynıı...katışıksız , tüüm ilkelliğini korumuşş bir yığın insann...”ayy sizi ne kadar değişiksiniz, ne kadar birbirinize bağlısınız, ne kadaar temizsinizzz, mi mi mi miiiiyyy” ...hadii leeeeenn...” siz var ya siz topunuz gerizekalısınız” demekle aynı şey bunlar benim için artık...bizi rahat rahat kullanabilirsiniz efendim, böle köle niyetine ekmek arasına tuzlayarak istediğiniz kıvama getirebilirsiniz...katkı maddesi yok çünkü...biri bizi sevdiğini mi söyledi..buyuurrr , gell bizi becer...(yavaaşşşş, manevi anlamdaa demek istedimmm)...inanırızzz, severizz, kapımızı sonuna kadar açarızzz...güveniriz, gözlerimiz birşey görmez...tüm insan ilişkilerinde bu böyledir...hay bizi dosdoğruuu ve bu kadar temiz bir menevi dünyada yetiştireeenlerrr...ne diim..neee...sizi seviyorum ama...amaa yaaaa...reva mı buuuu:((

Ben yine cozuttum farkındayım...demem o ki..beni de ölee mutlu mesut , güllük gülistanlık bir hayat bekliyor diye bir hayalim yok...geçenlerde hayalbemol beni mimlemiş...hayalleerinizi yazın diye...yorum yazdım mime cevap veremeyeceğimi açıklayan...”hayatta kendim için hiçbirşeyy istemiyorum” diye...o yüzden mime yanıt veremeyeceğim...işin aslı hayal kurmaktan vazgeçtim...çok karamsar bir yazı gibi görünebilir ama hiiç değil hiççççççç...ben gördüm , kabul ettim..daha iyisini yaşarım...başım üzerine...ama beklentileri çok yüksek tutmuyorum...olumlu ya da olumsuz hülyalara dalmıyoum...iyi düşünüyorum hayatımda , kötü cümlelere kulak asmıyorum...ama hayal de kurmuyorum...hani ağlayamayan insanlar vardır..."bilmem kaç yıl oldu...ağlayamıyorum"...valla ben gayet te güzel ağlıyorum...çizgi film izlerken bile...ama kimse yokkken;)...ama hayal kuramıyorum...bitti:)

11 Mayıs 2009 Pazartesi

button ailesi

Anammmm ne kada yorgunum ama ne kadaaa. Her yerim ağarıyor ve sadece parmaklarımı hareket ettirebiliyorum. Hayır hayır kaza filan gerçirmedim ama üzerimden tır geçmiş gibi bir duygu içerisindeyim bu da bir gerçek.
Şimdi, malum anneler günüydü Pazar günü. Pazartesi de abimin doğum günü.Dolayısıyla olmam gereken yer kutsal topraklardır(Winstonumun deyimiyle) dediiiim ve cumartesi akşam iş çıkışı kendini otobüse attım. Ve ver elini Kırıkkale(:D:D) (hayır hayır özel bir espri sadece okuyucu,gittiğim yer,doğduğum yer Kırıkkale’ye yakın bile değil, yanlış bilgi vermeyelim)
Kimse kimseyle haberleşmemiş olmasına rağmen şehir dışında yaşayan tüm kuzenler benden önce gidip konuşlanmışlar bile. Eeee, bi tek senin annen yok dediler haklı olarak “ne o beni mi takip ediyorsun uleeyn” dediğimde. Haberleşseydik bu kadar tutturamazdık. Hava mükemmel,bizim havamız zaten güzell. Erikler bile yenecek kıvama gelmiş ama beni ağaca çıkartacak olgunluğa erişememişler henüz. Uzanabildiğim dallarla yetinip, kalanı 15 gün sonrasına sakladım.

Kalabalık olduğumuz için ne yapabiliriz dedik, bari bir mangal eşliğinde piknik havasında hep beraber olalım diyerek dolduk arabalara. Bulduk kendimize geeeniişşşce bir alan. Bu arada mangal dediğim, resmen bir gün önce bir kuzu kesmişler. Şaka gibi.Gerçi anca yeter 2 ye 2 herifler. Bizim klanımız böyledir işte. Büüüyüük Polonezköyde ki (hahahaha , ahh manuk ahhh)çiftlikten bir kuzuyu kesivermişler. Heheheh.şaka bi yana kuzenlerden biri arabayı yenilemiş ve bir kan dökelim demişler. Böylede gelenekçi bir toplumuz, her durumda bir sebep çıkartıp ziyafet çekeriz kendimizeee.

Ayyy anneler günü müydü yoksa bizim “hadi çocukluğumuza dönelim” günümüz müydü bilmiyorum ama ben kendimi 10 yaşımda buldum ya. Neyse ki yalnız değildim, hepimiz bu halimizden memnunduk. Bir voleybol topuyla oynanabilecek bilumum oyunları oynadık. Ama cüsseler geliştikçe oyunun zarar düzeyi çocukluğumuzdakine göre kat va kat artmış. Ben oradan  oraya koşarken sürekli “yaa bu saaadece bir oyun amaaaa, abartıyorsuunuuz sizz, bu kadarrr hırs yapmanıza hiiç gerek yokk, ölmek istemiyoruuuuuuuuum yaa, biraz yavaş ama birazzzz” diye çırpınıp duruyordum. Gerçi kimsenin umurunda değilim, en kolay lokmayım çünkü,sona bırakıyorlar. Bir seferinde alışmışım beni umursamalarına yandakilere laf yetişririrken daan diye bana gelmiş top ve ben şu ağlayarak kendini yere atan msn iconu gibi olmuşum birden. “haksııızlııkk buu amaaaa”. Sadece gülüyorlar, kaç yesari kaaaççç.

Akşama doğru ben bitmişim, ölmüşüm ama henüz yaşam belirtisi var. Bilmem ne oynayalım diyorlar. İs-top(böle de anlamsız isimleri olur bu oyunların) , topu atıyorsun bir isim söylüyorsun o topu alıyor bilmem ne de bilmem nee. Önemi yook. Biri benim ismimi söyledi , tuttum , havaya atıcam ama ağzımda bi isim geveliyorum. "mimimim mii,myym" Iı ııhh. Olmadı çünkü ismi söyleyemiyorum zaten , artı ismin sahibi oyundan çıkmış kural gereği çoktaan. Bir hak daha veriyorlar. Ben bu sefer çift isimlerden birini geveliyorum “büyük F, yok hayır küçük F” anammm bittiğim andır. Diyorlar ki “bu gerizekalıı, bunu oyundan atalım” İnanamıyorum saçmalamalarıma ve kendimi sahanın kenarında diskalifiye edilmiş şekilde buluyorum. Birazdan diğerleri de yanıma tek tek düşüyorlar ama ben üzgünüm ve onlara diyorum ki “ne kadar güzeeel siz kurallara göre oyundan çıkıyorsunuz, ben sadece gerizekaalıı olduğum için oyundan çıkartıldım”.” Gülmeyin beeeee”. Oyun tekrar başlıyor, iki saf kuzen daha isim söyleyemedikleri ve aval aval baktıkları için atılıyorlar. Oyunun sonunu getiren cümleyi yeni evlenen kuzenin eşi kuruyor. “aman allahıııııım bennnn nasııl bir sülaleye düştüüüm, bu neee, daha isim söyleyemiyorsuunuzz sizzz” . İşte o dakikada hepimiz kendimizi çimlere atmışız gülmekten ve toprağı eşeliyoruz dibine girebilmek için.

Bütün bunlardan sonra evin önünde kendimizi çardağın altına atmış dinlenelim derken benden abimin doğum gününü kutlama fikri çıkıveriyor. Pişmanım hem de çook ama iş işten geçmiş. Çıkmayan candan ümit kesilmez sözünü bizzat yaşıyor ve yaşatıyorum herkese. Bir alış veriş turu ve geçen iki saatin sonunda enfes bir sofra ortaya çıkıyor. pasta hazır ,bööğğreekk, kısıırr, artıı ennn sevdiğim sütlü adı olmayan bir tatlı.Ama ortada olmayan şey “iyi ki doğdun” seranomisini yapacak enerji. Pastanın mumlarını yakmışız ve uyumakta olan abimin odasındayız. Ama hepimizin sesi başka bir taraflarından çıkıyor. Abim artık ümidini yitirmiş sanırım ama her şey saat 24 ten önce hazır. Çok seviniyor ve teşkkür ediyor. Biz yorgunluktan çatalı ağzımıza götüremiyoruz ama ortada bir doğum günü kutlaması var. Varr varr. Mumlar bile var. Valaaa.

Gece böyle biter, yesari sabah 6 otobüsüyle kürkçü dükkanına döner .

Biran önce eve gidip uyumak istiyooruuummmmm. Ayy ama çok eğlendim yaa. Süperdi valla. Herkes acıyarak bana bakıyor “-değiyor mu bir buçuk gün için gelmeye ?” diye soruyorlar.” Değiyor, hemde nasılll” diyorum. Bir sürü yeni yazı birikmiş readerda. Akşam okumayı çok istiyorum. Ama halim kalır mı hiiiç bilmiyorum.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

anılarım depreşti-1-

Geçtiğimiz yaz,( kayıtlara geçmesi için 2008 Ağustos ayı diyelim) kuzenime taşınmasına yardım etmek için gitmişiiim ve bitmişim. Dinlenme günlerinde kuzenime dönüyorum “-bugün çıkalımmm dışarı,arabayı almayalım ama,tüm gün salaş ve başıboş dolaşalım. Asla aşırı para harcamıyoruz (ki harcayacak para kalmamış cepte taşınma sonrası) lüks hiçbir şey yok,turist gibi geziyoruzzz,tamam mııı”
“-e tamam” diyor sevimli sevimli.
Giyiyoruz en rahat kıyafetlerimizi, spor ayakkabılarımızı,alıyoruz sırt çantasını. İçine ihtiyacımız olabileceğini düşündüğümüz birkaç şey atıp (allahıım sanki gurbete gidiyoruz) düşüyoruz yollara.

Ön açıklama; kuzen Ankara göçmeni İstanbullu. 10 yıldır filan İstanbulda yaşıyor. Ama İstanbul ile ilgili bilgi düzeyini şu dialogdan anlamanızı umuyorum. örneklerle açıklıyorum.

Yıl M.Ö 2003 filan. Vapurla Kadıköy’e geçmişiz ve geri dönüyoruz. Kuzenim,ablası ve ben. E ablası da kuzenim ama konuyla pek ilgisi yok. Halimizden ,günümüzden o kadar keyif alıyoruz ki. Ben sonuçta ayaklarımı yere basmışım,hatta yetmemiş denizin üzerindeyim. Allah araç olmadan dolaşıyoruz. Bir gece öncesi eve dönerken (ayyyy bi insan neden şehrin buu kadaaarr dışında yaşar ama nedeeenn) yol bitmiyor. Tüm gün arabayla o kadar çok dolaşmışız ve arabayla bütünleşmişiz ki uyumakla uyumamak arasında gidip geldiğim sırada “ yaa eve gidince biraz arabada oturalım mı “ diyorum. Kuzenim kahkahayı patlatıyor ama ben araçtan ayrılmak istemiyorum. Bütünleşmişim bir noktadan sonra.

Gün içinde Bebek sahilden giderken “duurduuruun arabayıııı,fotoğraf çektiriceeem, ne buu yaaa İstanbul’ a mı geldim İstanbul’mu bana geldi anlamıyoruuum” diyorum ve ani bir firenle arabayı durduruyor. Ayyy yazdıkça aklıma geliyor ,şimdi bunun önceki evi ölee izbe bir yer öleee tuhaf biryerde ki, iş için gittiğim İstanbul seyahatinde boğazı görmüyorum, uçakla gidip döndüğüm için 1 hafta sürede köprüden bile geçmiyorum.Deniz görmemişim deniiiz. bu nasıl İstanbul yaa diyorum. işe gidiyoruz e-5 ten, giderken diiyorum ki kuzenime "aaaa deniz mi orasıııı" "kuzenimde baktığım yöne tuhaf tuhaf bakıyor. tepki bir süre sonra yine benden geliyor " -ayy yok yaa,ormanmışşş,serap görmüşüm yinee" Bundan daha vahimi çölde kutup ayısı artıkkkk.
Park etmek sorun, yürümek sorun ,kalabalık sorun,çocukla bir yere gitmek başlı başına sorun. Avm denen şeyden nefret etmişim zaten . Her şey sorun bu canına yandığımın memleketinde. Ankarada gün içinde birkaç işinizi halletmeniz mümkündür. Yani kasmazsınız yetişmeyecek, yarım kalacak, elimde patlayacak diye.
Yaaahuuu çocuğun okul kayıdını yeni semte aldırmak için tan 6 saat nufus müdürlüğünün önünde beklenir miii amaa yaaa. Sonunda kavga kıyamet alabildik üstelik. Ayyy yine aklıma geldiii. Deme ki neymiş. İstanbul yaşamak için değil gezip tozmak için güzelmiş. Zaten yaşayanların benim kadar hayran olduğunu sanmıyorum bu şehre. özledim fecii halde.

Ayy ne anlatıyordum ben yaa. Neyse , vapurdayız ve dönüyoruz . (karıştırma okuyucu,2003 yılındayız,aklında tutmaya çalış)
“- Aaaa bak yesarii,şu bina S eniştenin okulu,Kuleli Askeri Lisesi” diyor.
Heyecanla diğer kuzenime dönüp
“-aaaa gördün M ,burası S eniştenin lisesiymiş, kuleli askeri lisesiiiymişşş,ne güzeeel” diyorum,
M gayet donuk bir sesle “Orası haydarpaşa yesari” diyor.
İşte o dakika,zaman duruyor ,rüzgar esmiyor,kuş bile uçmuyor, her şey yavaşlatılmış bir şekilde ilerliyor sanki. Duyulan sadece benim kahkahalarım oluyor. Tabiii ben bunu herkese,sağır sultana anlatmıştım ama bir gün blog sahibi olup bunu tüm Türkiye’ye anlatacağımı tahmin etmemiştir.

Yaa bu yazı fazla uzayacak sanırım, minumum para ile maksimum keyip alacağımız o günü başka bir posta bırakıyorum.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

"kötü" olma hakkı


Burda okuyacaklarınızı kimse üzerinde denemeyiniz ve gerçek deneklerle deneyimlemeyiniz.
Neden bu uyarı derseniz doğruluğundan ve insan doğasına uygunluğundan emin değilim. Tamamen benim saçmalamam olabilir, pratik hayatta gerçekler tamamen zıt yöndeyse ve eğer yanılan bensem, küçük(:P) yaştaki okuyucular olumsuz etkilenebilir. Yarın benim de çoluğum çocuğum olacak, yani illa olacak demiyorum tamamm ama potansiyel var. Genişçe kalça, ince bel , fecii çocuk sevgisi filan. Doğurganlığa müsait bir manzara oluşturuyor. Haa ama yani olmayabilir de tabi, zorla güzellik olur mu , e oluuur:S Başka yerden bağlayalım. Hah, “kısmet böyle” şeyler diyelim. O zaman küçükleri olumsuz yönde etkilemiş olmak hava, su, yol ,baraj olarak geri dönmeyebilir dee dönebilir deee. Annemin ve herkesin annesinin en büyük bedduası nedir. Allah sana da senin gibi bir evlat versin. Kazınmış ve en büyük kabusumuz olmuş mu olmuşşş. Napalım başa gelirse çekeriz artık. Olmuşla bişiyee çare bulunmaz derler. Birşeyy birşeyyy neydi o bee:P

Şimdiiii, olayımız şu. Biri size “sana çok güveniyorum” ve ya “seni nasıll sevdim nasıll, ne kadar iyisin, ne kadar tatlısın” , olmadı şöleee “seni çook ama çoook seviyorum” dediğinde ne düşünürsünüz. Valla cevap bekleyen bir soru değildi. Geçelim.

Bana biri aşırı güven veya sevgi içeren cümleler sarfettiğinde içimden geçen aynen şu “iç ses; s.ktiiirrrr, sıçtıkkk” . Yüzümde de kesinlikle bunu mimiklerime yansıtırım ve gözlerim korkuyla açılır, endişe ve tuhaf hareketlerle karışık “canııım yaa, çok teşekkür ederim, asıl iyi olan sensin” gibi bişiyle gevelerim ağzımda. Hele bunu yazılı bir iletişim aracı kullanarak söylüyorsa ekran veya telefon karşısında ki “ben” pek bir eğlenceli görüntü arzederim etrafa. “hah çok iyi halt ediyorsuuun.. evet evett, çok tatlıyıım benn dimii. Yaaa bi gitt yaaa, başka birini sev, güvenecek bi ben mi kaldım, ayyy a.q anlatmasan olmaz mı her bi boku, bunu bilmek bana ne kattııı neee neeee ama neee, imdaaatt” diye söylene sölene kalıp cümleleri yazıyorum yine de. “teşekkür ederim”.Sanırım ben insanların bana güvenmesinden , beni abartılı sevmesinden acaip rahatsız oluyorum.

Nedennnnn mi , nedeeen miii? Yaa sevgi ve güven ne demek? “Sorumluluk” demek anasını satiim. Yani en sevmediğim şeydir üzerimde hissettiğim sorumluluk duygusu. Benim özgürlüğüm davranış ve düşüncelerdeki rahatlığımdır. Özgürlük benim için kesinlikle göreceli bir kavram. Yok öyle özgür kız ayakları , burnunun dikine gitmek, sırf burnunun dikine gitmek için yapıyorsa özgürlük demek değildir. Kimine göre istediği an dışarı çıkıp istediği haltı yemekken , benim için istediğim an dışarı çıkabilirliğim varken odamda pinekleme hakkıdır. Birşey için kendimi baskı altında hissettiğim an(yapmak veya yapmamak) özgürlüğüm işte o noktada bitmiştir. Şimdi konumuzla ne ilgisi var, bağlıcaam kesin ,dayanın, yapabilirim.
Asıl özgürlük ve güvenilirlirlik benim için öyle görünmediğim halde öyle olmaktır. Biri bunları bana söyleyip bu yükün altına soktuğunda beni geriliyorum ve tam diken üstünde olma durumuna geliyorum. Ulan şimdi bi hata yapıcam , yanlış birşey söylicem, bunun bu suratı değişecek , batırıcam ortalığı“ düşünceleri yer bitirir beni . ben de başlarım bölye iletişime diyerek uzaklaşırım. Yani biri beni en kolay “çoook severek ve çook güvenerek” kaçırabilir. Zaman içine yayıldığında ve bana hissettirmediğinde daha kalıcı olur. Rahat görünmeyi ve “güvenilmez” tavırlar sergilemeyi severim. Hatta doğru kelime “umursamaz”. Böyle olduğunda sorumluğunuz yoktur ve sizi seveni , size güveneni siz seçersiniz. Kimi zaman sevmediği şeyler yapmak, kimi zaman güvenini suistimal etmek, kimi zaman da ona yamuk yapmak hakkınız olur bee . iğrennç insan olma hakkımız elimizden alınamaaazzz...ohh bee.. .keyifff...Sanırım ben hata yapabilme ihtimalimi seviyorum. Ondan vazgeçemeemmm.
Yani böyle işte. Sevilinn küçükler övünün büyükler. Ama ben mümkün olduğu kadar uzak kaliim ciddiye alınmaktan ve “önemli ve sevilen” şahsiyet olmaktan. Basit ve sıradan olup en özgür ben olayım .

Madalyonun diğer tarafında ne var peki; herkesi genelde severim . sevmediğim kişi tek bir bakışımdan bunu anlar ve yaklaşmaz bana. Kalbimden çok eminim. Kimseyi rahatsız edecek birşey yok orda. Ama çok şüpheyle yaklaşırım başkasının yüreğine. Birini olumsuz etkileyecek hiçbir davranışı bilerek yapmam ama bazı konular çok göreceli “çook sarhoştum hatırlamıyor” olabilirim.Birine söylediğim şey onu üzmüş müdür, yanlış anlamış mıdır acaba diye sabaha kadar uyumayabilirim. Çizgi filmlerde bile ağlarım ama yalnızken. Bazen aptal derecede saf olabilirim o yüzden bilerek değil hatalarım. Bilmediğimden korkarım sadece. Ama tüm bunlar aramızda okuyucuu;)

Dışarıdan umursamaz, önemsemez, takmaz, etkilenmez, rahat görünmeye devammmm,yaşasın özgürlük:)

hıdır amcayla randevu





Ne zamandır yazma sıkıntısı çektiğim için biraz yalnızlığa ihtiyaç duydum ve şehirden biraz uzaklaştım. Burası bir inziva bir saklanma mekanı bizler için. Ben de gizlenip kendi sesimi duymak ve tekrar yazmaya başlayabilmek için bu huzur mekanına geldim iyi mi.
hahaaahaha…ben böyle bir hale gelir mişim. Bu blog işini abartıp kendimi yazar zannetmeye başlayıp havalara girermişim. Kahretsin tıkandım,ilham gelmiyooorrr. Yeteneğimi kaybediyorum. : )))). Kendi kendime gülüyorum.

Şimdi olay şu. Cidden kaç gün oldu tek kelime yazamıyorum. İş güç gezmek tozmak derken. Bugün hıdrellez dedik, patroniçeyle biz bu şehrin içinde bir gül ağacını bırak gül dikeni bile bulamayız , erken kaçıp çiftliğe kaçalım. Bizim çiftliğimiz var. Hatta kölelerimiz,çiflik ağamız,boy boy hizmetçilerimiz,bir tane zenci uşağımız atlarımız, koyun ,kuzu, kaplan, deve, orangutan ne ararsan var. Yahu valla adı çiftlik. Adres madres vermiyorum ama Ankaranın biraz dışında bir köyle aynı araziyi ortak kullanan bir cennet mekan burası. 4-5 çiftlik evi kiralık verilmiş. Bizim patron bulmuş etmiş bir yerlerden kiralamış işte Allah razı olsun. Kaçıyoruz arada. Bu günlerde baktık hava açacak gibi değil(hava güneşliyken ben sadece mal mal etrafı izliyorum) yine de gelelim dedik . Ani çıktığım için makinayı evden alamadığım için fotoğraflayamadım bu sefer ama muhteşem herşey. Laleler açmış sarı kırmızı;) Kiraz ağaçları gelin gibi süslenmiş,yeşil inanılmaz tonlarda(biraz edebi sanat yapalım taze yazar olarak:P)
Adı üstünde burası bir köy olduğu için açma kapama düğmesini bulamadım sobanın. Bende kolları sıvadım ve ormana odun kesmeye gittim, orda yakışıklı bir ormancı ile karşılaştıııım demek istedim amaaa üzgünüm bu işleri bizim için yapan bir görevli var zaten burada.

Ben savaş çıkma olasılığına karşı marketten stok alışveriş yaptığım için yemek yapma gibi bir derdimiz de yok. O yüzden sadece keyif çattık. Peki benim sakin sessiz keyif çatma sürem nedir. 1 saat, bilemedin 1 buçuk olsun.etrafta araştırmaya koyuldum. Sonra cd dolabının önünde buldum kendimi. Karıştırp bi film bulma ümidim vardı. Ama bizim patron yaş itibariyle biraz bana uzak olduğundan mı , artık film satın almadığından mı “Kuyucaklı Yusuf” yazısını görünce bir cd kabının üzerinde oradan hemen uzaklaştım. (izlemeediim harika bir film olabilirrr umurumda değilll, izlemiiiceeemm)
E ben tv izlemeyi de sevmiyorum ki. sonra çekmecelerde asıl hazineyi buldum. binlerce fotoğrafff. beni oyalayacak yegane şey. çaldık patroniçeyle bazılarını ama nasıl korkarak. birbirimize yeminler ettiriyoruz. sakıın ağzından kaçırma sakınn, şaka yollu bile olsa. yoksa bizi öldürür. bittiğimiz gündür. yeminnn ett, hayır sen yemin ettt. herkes kendi fotoğraflarını çaldı:))

Buraya ilk gelişim aklıma geldi. Allahımm nasıl oflayıp pufluyorum yol boyunca. Klasik iç anadolu iklimi ve bitki örtüsü. Yaz ayının ve bozkırın ortasında gidiyoruz da gidiyoruz. Köyler geçiyoruz ama yol bitmiyor. Yol bittiğinde ,evin bahçesinde bi 10 dk kendime gelememişim. Nasıl yani, bu bir şaka mı? Ne buuu neee,burası nasıl bi yer dedim durdum. Nasıı merak ediyorsunuz değil mi nasııılll : )))

Ya ben ne anlatacaktım nerde takıldım. Hıdrellez dedik değil mi? Ben pek ilgilenmem bu olayla ama sülalemin kadınları pek sever bu seranomiyi. Geçen sene benim hakkımda çizilip edilenler üzerinde çok oynanmıştı. Yok öle olasın böle olsun, şuda olsun, ne alakası var ondan hoşlanmaz bu olsun. Çizildi edildi. Baktım ortaya absürt mü absürt bir yaşam çıkıyor ben kağıdı yırttım. Ve sonuçları ortada. O kağıttaymış ya meğersem keramet. Ahh benim akılsız başımmm. Ben sadece yine annemin zoruyla baya baya gülün dibine inşa ettiğim üniversiteyi hatırlıyorum sadece bu hıdrellez ayininden. Üzerine adını da yazmıştım üniversitenin. Ve senesinde girmiştim okula. Bilseydim yanına eli yüzü düzgün bir de adam dikerdim ama o zaman aşna fişne kimmm ben kiiiim. Varsa yoksa testler sınavlar. Şimdi de ne gül kaldı ne de ağacı. Bir gül ağacı bulmak için şehir aştık bee. Dur senn durrr ben biliyorum bu sene neler isteyeceğimi hıdır amcamdaann. Benn kenndiimii amannn amannn gülün dibinde bulduummmm.
Buraya ilk gelişimde bulduğum boş bir defterde bir uygulama başlatmıştım. Gelen giden çok renkli bu eve. Her gelenin bir şeyler karalaması ve bir nevi günlük havasında olması için. Çok güzel yazılar var. Ama çok güldüm şu alıntıya. Kuzen lerry yazmış geçen temmuz ayında,

Aaaaaaa çok sıkıldım yaa!!!ben öle diğerleri gibi yazamam bir sayfa. Nee hani ne sığınağı yaa. Elektrik kesik, geldim kapkara heryer. Sivrisinekler yedi beni yediiii. Wirelesss yook!! Bu ne demekkk? İnternet yokkkk demekk!!! Bu ne demek?? Facebook yokkk demek!!! Bu ne demekkk? Poker yok demekkk!! Asıl bu ne demek biliyor musun??? Bu gece çook uzun olacak demek. Ayyy kızzz baktım yine yok elektrikkk. Napıcaam melekkk??”

Şimdi ona diyorum ki. Keşke sen de burada olsaydın ya melek :)

Sanırı uykum geliyor. Yani uyumuyor olmamın etrafımıda hiç kimsenin olmamsıyla alakası olamaz değil mi. Yok yok olamaz. Bi çığlık atsam çiftliğin sahibinin evi 50 metre ileride. Kapının önünde 2 alman kurdu konuşlanmış durumda. Yani hiçbir ses olmaması bana başka sesler duyuruyor olması da uykumu kaçırmış olamaz. Cıxxx ıı ıhhh. Hiç alakası yok. Sanırım ben uyuyorummmmm…ZZZzzzzzzzz.

Sabah saatlerinden not: kağıtlardan bir iki tanesi sabah paralanmıştı. Bu bana bir mesaj olamaz değil mi:S

dip not: resim geçen seneden. Ben yokum aramayın:)

2 Mayıs 2009 Cumartesi

ben küçükkkenn...

Ben küçükken ; :)

Yazacak konu bulamayan çocukluğuna mı sarıyor yoksa çocuk olmaya mı özlem çocuğum olmasına mı özlem karar veremedim ama aklımda kalan çocukluk anılarımı kısa kısa yazmak istedim..ileride ayzaaaymır olursam diye yazmalıyım hatta ,çünkü öyle bir durumda birzamanlar çocuk olduğuma bile inandıramazlar beni. O kadar inatçıyım ki:)
Bazılarını hatırlıyorum bazılarını ise o kadar çok anlattılar ki ya gözümde canlandırdım yada üstün bir hafızaya sahipmişim..

Şimdiii , öncelikle ben en küçük çocuktum. Dolayısıyla biraz daha özgür büyüdüm diyebiliriz. Serde var zaten özgürlük merakı , alıp başımı gitme duyguları. Ama evden hiç kaçmadım bu amaçla. Hep özgürdüm. Ablam bizimle pek takılmazdı. O daha büyüktü. Abim ben ve aynı bahçede büyüdüğümüz amca çocuklarını ögütler gizli karargahlar kurar oralarda yaşardık. Pek kendimi evde hatırlamıyorum . Köyde büyümek böyle bir şey sanırım. Televizyonla belli başlı çizgi filmler dışında işim olmazdı. Kendi filmimi çekiyordum o sırada. Korkusuz ve deli cesareti vardı bizde. Gerçi çete gibiydik. Kimseye ihtiyacımız olmazdı oyun arkadaşı olmak için. Akrep kuzenimle çok didiştiğimizi hatırlıyorum. Ayy benden de inatçıydı. Neyse ki benden küçüktü ,en fazla çok sinirlenip küsüyordu. Onun hatırladığı ,bana geçenlerde hatırlattığı “aman küsmicem seninle ,nasılda 5 dakika sonra tekrar barışacağız” demişim ve bu küsme olaylarına noktayı koymuşum.

Gözünüzde canlandırın. Üç kardeş en büyükten en küçüğe çatıya çıkmışız. Çatı katı henüz inşaat halinde o zamanlar. Bir sigara izmariti bulmuşuz ve sırayla onu çekiyoruz. Ben herhalde 4 filanım. Ama hepimiz de nasıl bir öksürme ve gözyaşı. Ölüyorum sandım sanki.Sigaradan nefret etme nedenimi buna bağlıyorum. Boşuna “çocukluğuna dönelim” lafı yayılmamış. Var bi hikmeti.

Ben bildiğiniz şukufeydimm. Lakabım “bulaşık” beni o dönemde temiz pampak ,eli yüzü temiz gören olmamış. Gördüm diyen varsa külliyen yalan. Şehirden gelen “abla” kuzen alıyor beni yıkıyor,temizliyor, giydiriyor ve aynaya bakmamı sağlıyor. (itiraf ediyorum, bunu kesinlikle hatırlamıyorum ama her yerde en keyif alarak anlattığı hikaye bu). Ayna da kendini gören ben şaşkınım ve kendi yüzüme dokunuyorum. Beğeniyorum kendimi.
Ahahaha…bir keresinde makyaj yapma merakımdan sanırım (gerçi makyaj neydi ki o yaşta)
Yüzümü gözümü yanmış bir odun parçasıyla boyamışım. Tam bir apaçiyimmmm. Hooopp beni yine ayna karşısına oturtmuşlar. “beğendim mi yaptığını ,ne bu yüzünün hali” ben eserimden gayet keyif almışım tekrar tekrar aynaya bakmak istiyorum.

Dillere pelesenk olmuş bir cümlem var ayrıca. Birgün sıkılıp koltukların tepesinde başımın üzerinde yürümeye çalışıyorum. Dayım soruyor”napıyorsun?”,”-Sıkıldım ayaklarımla yürümekten,neden hep ayaklarımızla yürüyoruz,ben kafamla yürümek istiyorum” ya ben cidden maymun gibiydim. Vitrin tepelerinde filan dolaşırdım. Ağaçtan inmezdim. Komşumuz erik ağacını benden ve ekibimden korumak için altına korkunç bir köpek bağlamıştı ve biz erik ağacına yakın bir çatıdan çalmaya başlamıştık erikleri. 2. kat balkonundan düşer sonra döner kapıdan girerdim. “Sen ne zaman dışarı çıktınnnn?”sorusuna verilecek cevabım yoktu elbette. Anlıyorum şimdi neden rüyalarımda hep bir yerlerden düştüğümü veya atladığımı görmemde ki hikmeti.
Topraktan çanak çömlek,ekmek yapardık. Renkli taşlarla her yere çizim yapar bizden sonra ki nesillere hiyeroglif çizimler bırakırdık.

En çok saklambaç oynamayı seviyoruz. Aynı bahçede 3 evden sesler geliyor “hadi herkes eveeee” işte o karanlık basma saatleri saklambaç oynamanın keyfine diyecek yok. Gizlenmek üç kat daha kolay ve daha heyecanlı. Ahh bir de “akşam ebesi”tabiî ki. Birini ebelemek ve eve ebe olmadan dönebilmek nasıl bir keyif.
Yazın serinlemek için tüm azarları göze alarak su savaşları yapardık. Bunu Zeugmanın bir yazısında anlatmıştım. Geçen yaz benim yeğenlerim ve küçük şehirli çocuklar ellerinde bilgisayarlar bir ordaya kapanmışlar. Kimse onları köyde olduklarına ve bu yaptıklarının çok komik olduğuna inandıramıyor. İnternette oyun oynuyorlar ve birbirlerinin yüzlerine bakmadan konuşuyorlar. Büyükleri ise eve sokamıyor kimse çünkü herkes şehirden kaçmış hafta sonu için ve bahçede çardakta oturup huzurun keyfini çıkarıyor .
Zar zor ikna ederek bahçeye çıkarmayı başardık 3ünide. Öle ortada dolanıyorlar saf saf. Ne yapabileceklerinin bile farkında değiller.O sırada arabalardan birini yıkayan ben hortumu küçüklerden birinin üzerine tuttum. Deniz tam bir şok halinde dona kaldı. Ve ağlama resleksi gösterdiği anda herkes birden “hayııırr sakın sakın ağlama, ağlamamalısın,vermen gereken tepki bu değil. Sen de onu ıslaaatt” şeklinde oldu. Deniz anca kavrayabildi olayın ne olduğunu ve o dakikadan sonrası tam bir şölen. Çocuklar inanılmaz zafer çığlıklarıyla bir oraya bir buraya koşuyorlar. Herkes birden düşman oldu. Biz de katıldık tabi ki. Denizin kuzenime söylediği söz her şeyi özetliyordu. “Anne köy çok eğlenceli derken ne demek istediğini şimdi anladııım” dijitaller arasına sıkışmış çocuk hayal gücü bu olsa gerek. gerçek bir şeylerle karşılaştığında ki o yüz ifadesi çok güzeldi.
Hafızayı zorluyorum neler var diye. Elbette çok fazla şey var eklenebilecek. Evde eğitim diye bir şey olsaydı keşke. Hiç okul sosyal yaşam toplum girmeseydi . kalıplar ve sınırlar olmasaydı ve ben o halimle büyümeyi başarabilseydim. Öğrendiğim her şeyi unutmak daha zor bir süreçmiş onu anladım.

Bir şey daha anladım kiii benn evimi özledim…gidiyoruummmm bananeeee…