31 Temmuz 2009 Cuma

tamam tamam bitti işte, bu son yazı...kurtuluyorsunuz bu seriden...

Dünyalı olamayacak türde yorumlarıyla abey var bu son yazının şeresine ilk önünüze atacağım yorumcu olarak..kod adı Emre…diğer adı “adi enişte”..o şimdi kuşadasında tatilde…yorumlarıyla canımı çıkamıyor…ama bu rahatlık geçici biliyorum…insanın ekşi yazarı bir yorumcusu olması da zor bee…tüm laf ebeliğini ve kelime cambazlığını benim üzerimde deniyor…neyse şimdilerde tatile gitti bi rahatladım bi rahatladım…hatta bu yazıyı kim bilir ne zaman görür…nihahaha…bi örnek veriyorum anlayın siz durumumu…
şu yazıya

abey dedi ki...

bugün puzzle dediğimiz ve halk arasında yap-boz olarak bilinen oyuncağın parçaları da girinti ve çıkıntılardan oluşuyor. neden onları büyük resmi görmek için sabırla birleştirirken sorgulamıyoruz da, konu, kurallarını bizim koymadığımız bir başka oyuncağa gelince bu girintili çıkıntılı parçaların birleşmesi bu kadar önemli oluyor anlamıyorum. yahu diyorum işte bu kuralları biz koymadııık! de-ğiş-ti-re-meee-yiiiz! artık bunu tartışmayın yav yeter. boşuna diyorum ama. gözümüz uçkurda aklımız çukurdayken biz daha çoook üşürüz o yarattığımız kutuplarda, o buz gibi daracık ıssız kutuplarda. halbuki ekvator sıcak bakın gelin hadi hem geniş de herkese yer var burda. savaşmayalım efendim, sevişelim artık lütfen :)
hah yazılarımın vazgeçilmez adamı…MİM…bi bakın Allah aşkına ilk yoruma bakııın…

MiM dedi ki...

Beğendim, sanırım takip edeceğim. Nerde o gavur icadı takip şeyleri. ha buldum
Şimdi bu adam 23 yaşında ya, bunun bir de başının üzerinde bi 23 var…o kadar söylüyorum size…yaşına göre beni saşkınlığa uğratan nadir insanlardan…hani bi de erkekler geç olgunlaşır filan derler ya, bu adam ezber bozduruyor işte bu konuda…yorumlarıyla beni zorlamayı ,kızdırmayı filan da seviyor…napalım, başa gelen çekiliiirrr…

MİM ile beraber yorumlarını alt alta görmeye alıştığım nadir var…blogu yok ama biz onu FFden tanıyoruz…şimdilerde tatilde o yüzden ikisiyle aynı anda baş etmek zorunda kalmıyorum…dönüşü muhteşem olmayacak diye umuyoruz…

D.B.P var tabii. Bir insan takma ismiyle bu kadar uyumlu olabilir ancak. Ne diyebilirim ki. Yok yani, çok şey söyleyebilirim elbette, kim tutabilir ki beni. Ama tutan güçler var işte.

Daha önce Yesari ve erkekleri yazısında bahsettiğim Absalom , Olağanüstü Sıradan insan Fevki ve Sami Hazinses var. Onlar da şeref tribününden kombine sahibi zaten.

İbraaam; şimdi ibraam dediğim, bildiğiniz İbrahim Ortaç…hakkında bir şey yazmaya bile çekindiğim “adam”… hani o önde imam olsun, biz arkasında namazımızı eda edelim…o kadar yani….o dua etsin, o söylesin(biz bile bilemeyiz kendimiz için neyin iyi neyin kötü olduğunu) bi hep bir ağızdan “aaamiiiin” diyelim…oda yeni yeni yorum yapmaya başladı benim yazılarıma…nedeni bilinmiyor araştırılıyor…tırsmıyor değilim hani…ama korkunun ecele faydası yok…o tam “üstadım”…

gerisi önemli değil.. , diskdünya, jilet…bu 3 kişinin yeri nedense winston’dan dolayı özel…onun sayesinde keşfettiğim 3 blogger…e dolayısıyla yorumlarının da yerleri özel…(diskdünya hala beni takip ediyorsa tabi,ona pizza mı ısmarlasam naaapsam bilemedim)

en dumanı üzerinde yorumculardan biri de Hamlet, ben de yeni takip etmeye başladım… bakalım bakalım…

nil, cecil (hemşerim), carameLia (çook şeker o) , nesli, Belgin, Pseudo.Pollyanna, pusarık,dolunay,

ismini unutuğum yorumcular vardır muhakkak...herkesi eklemeye çalıştım ama zor oldu...beceremeyecektiysen hiç başlamasaydın diyen olabilir...haklıdır olabilir...ben de insan evladıyım..makina değilim nihayetinde...ne kızıyorsunuz...hıhh..

29 Temmuz 2009 Çarşamba

bu yaz tatile nereye gitsek komutanım!?


“Şimdi bu fotoğraf ne” diyorsunuz değil mi? Alışılagelmiş bir pisa kulesini doğrultma fotoğrafı. Ben bu fotoğraftan kendim çektirene kadar nefret edeceğim. Her gördüğüm kişide de , “tüü kaka , ne klasik pozzz”diyeceğim o kesin. Neyse , konumuz bu olmamakla birlikte bu resim de sıradan bir seyahat fotoğrafı değil zaten. Bu fotoğraf abimin askerden biz yolladığı askerlik fotoğrafıdır.Tekrar ediyoruuuum, "bu biirr askerlik fotoğrafıdııırrr"

Hı hı, evet. Bence de. Kesinlikle haklısınız. Eveeet eveet, kesinliklee. Mümkün değil. Ne münasebet, yuhh artık. Olamaz tabi ki. Yok yok olamaz. Ama oldu işteeee.

Ben istemez miydim klasiik, saçı kısa, amele yanığı olmuş, çirkiiiiiiiiiin askerlik fotoğrafı göndersin abim , ben de kıçımla güleyim. O saç baş kısacık, o silahlarla klasik saçma pozlar verilmiş, poslallar altında 15 numara büyükkk. Böyle abuk abuk fotoğraflar çektirmiş olsun. Bütün bunlar olurken de ben çocukken saçımdan söktüğü her bir telin acısını, acı kahkahalarımla kat ve kat geri iade edeyim. Ama olmuyooor öle işte.Allah kötünün duasını kabul etmiyooor. Allah sevdiği kulunu öyle durumlara düşürmüyooor. Elalemi bıraak, öz kız kardeşine bile madara etmiyor. Bunun yerine naaapıyor ona armağan olarak böyle bir askerlik nasip ediyor. Yaaa nasıl oluur ama naaasıııl benim halaaa aklım fikrim almıyor.

Adamın macerası şöle başladı. Annem dualarla, nefeslerle, okunmuş okunmamış pirinçlerle askere yollanıyor. Kuzenler nasııı dalga geçiyorlar gönderirken, adama yapacakları tüm askerlik öncesi geyikleri yapıyorlar. Ama hepsiniiii, burnundan getiriyorlar askerlik öncesi gidiş seranomisini. Önlisans programı 15 ay askerlik demek o zamanlar. "Abi" diyorum "al diplomamı sana feda olsun, nasılsa bi işe yaramıyor bende". "5 ay yap askerliğini 500 gün anlat sonra". Ama bahriyeli olarak İskenderun’yolculuyoruz nihayetinde. 1 ay sonra bize bi haber geliyor acemiliğin sonrası İstanbul/kartal bilmem ne bilmem nereye düştü diye. Obaaaaaaaaaaaa, ulan 1.5 saat evle arası askerlik yaptığı yerin. Nasııı yaniiii. Benim de mezun olduğum sene olduğu için babaocağındayım o dönem(ben daha bi askerim yanii).
Yahuuu hiç mi kz kardeşi asker abisine mektup yazmaz. Ama ben mektup yazsam anasını satiim mektubu postaya vermem ile ona ulaşması süresince adam sallana sallana evine geliyor. Kirlilerini getiriyor , yıkanıyor, kahvaltısı , öğlen yemeği derken akşama doğru otobüsüne binip gidiyor çarşı iznini tamalayarak. Ulan bu neeee diyor herkes.

Ama hakkını yememek gerek şimdi, özlüyoruzz adamı. Özlemez miyiz. Aylarca gelmiyor bir zaman geliyor ki. Çünkü “polis” olarak masa başında!!! görev yaptığı gemi, eğitim için Avrupa liman şehirlerine yolculuğa çıkıyor. Malta, ispanya, Barbaros, italya. Hayyyyyyyyyyyyyyyyyyy seninnnnnn şansınaaa. Zahmet edip ara sıra arıyor ve ne istersiniz diye soruyor. Bu arada her asker olanda geyik vardı “askerlik kısalacak” diye bilen bilir. O hurafe hep dolanır durur etrafta. Ama abimin asler olduğu dönemde gerçek oluyor. 15 ay askerlik 12 aya düşüyor , oluyor bu.

Dönüyorlar, sıkılıp Avrupa'nın güneşinden, sahilinden, kızlarından, tarihi yerlerinden. Hoop Türkiye’nin güney sahillerine, Çanakkale’ye, Karadenizz, Sümela, Trabzon, Artvin, Sınır kapısı,gürcistan sınırı...”bizim memleket cidden çok güzel” diye anatıyor.Sonbahar ve kış ayları böyle geçti derkenn yine yaz geliyorrr. İstanbul’da olduğu süre içinde her hafta sonu evde olduğu için bir süre sonra kimse hoşgeldin bile demiyor. “başlıcam ama bu işee, askerim ben yaaa, biraz özel davranın “bana diyerek veryansın ediyor bir de utanmadan çekinmeden.

2. yaz dönemi gelip çattığında bizim için de ayrılık şarkıları çalmaya başlıyor. Çünkü Avrupa alışkanlık yapıyor ve beni özlemişlerdir diyerek yine çekip gidiyor. Gidiyooorrr yaaaa 2. Kez avrupa turuna gidiyor. Şimdi aman nazar değmesin, dilini ısır durumu filan da yık. Bitmiş gitmiş askerliği adamın, sülalede de neredeyse 20sine basan okulunu bitiren herkes askerliğini yapmış. Kimseye olumsuz etkisi olmaz herhalde diye rahat rahat anlatıyorum. Ama bu en uç örnek yani.
Amcamın ruh hastası oğlu Amasya’da ruh hastası bir onbaşı olarak askerliğini yaptı. Askersem asker gibi olmalıyım diyerek canını okudu hem kendisinin hem askerlerinin. Ayy ona mektup yamıştık toplanıp gönderdiğimizin 2. Haftası. Ama benim mektup bir süre sonra kuzenimi muhattap almaktan çıkıp o mektupları kontrol ettiği varsayılan er yada işte her kimse ona dönmüştü. “bak güzel kardeşim, bu mektubu kontrol ediyorsun ama valla bişiy yok, toplaştık böle geyik olsun diye mektup yazıyoruz. Hem sen ne iş yapıyorsun, senin burcun ne burcun. Kaç yaşındasın ki sen, bak yaaa, hala okuyooo. Ne yaani askerden kaçış planı mı gönderiyoruz sanıyorsun. Bak halaa okuyoo, okumasana milletin özel mektuplarını. Terbiyesiiiiiiz” şeklinde birşeydi.(ebet ebet o zaman da normal değilmişsim)

Dayımın oğlu olan herifte İstanbull’da yaptı. O hafta sonu bizim evdeydi sürekli. Ama kendi evi Ankara’da olduğu için onuda abimle aynı üstün şans kategorisinde göremiyoruz.

Neyse yazı çok uzadı. Monera şurada kısa dönem askerlikten bahsetmiş bende heves yaptım. Fevki de yakında askere gidiyor hem. LA ile de askerlik geyiği yaptık iyice heveslendim.(LA sen anlatma ama o hikayeleri olur mu, bozma moral filan , fevki gitsin anlatırsın ;)
Yaaa ne bekliyordunuz ki, kendi anılarımı anlatacak değildim heralde. Komik olurdu biraz. Sonradan cinsiyet değiştirmişim meğerseem: )

28 Temmuz 2009 Salı

divan-ı hümayun-1-

Derin “yorumlarım – yorumcularım” araştırması sonucunda ilk yorumcuma ulaştım.(bu nasıı cümlee Alllah aşkınaaa) O’da sinirli prenses, kendisinin kalbimde ki yeri apayrı oldu bir anda...sevgiler saygılar:)

İlkim sinirliymiş ama sonra yorumcularda artış yaşanmamış...uzuuun bi sessizlik ve yorumsuz yazı dönemine girmişim...sonra bilin bakalım 2. olarak kim yormuş beniiiiiii....winstonuuummm...şu yazıma ilk yorumunu yapmış...işte onun ilk yorumu;
winston wolf dedi ki...
:))
gülümsedim.(komik olduğundan değil.romatizmal bir sancı gibi,bir anlık kemik sızlaması gibi ,cızzz yaptı geçti)
tarih tekerrürden mi ibaret;
yoksa hepimiz bir araya gelip zincirleme isim tamlaması mı oluşturuyoruz?
genetik bir bağ mı var acaba hepimizin,herkesin arasında.
"inandığı zaman" aşık bile hissediyor insan ha...
“neslihan ve stickman, cesetizleri ,babegazel, gereksizyazar,manukyan,hakan-can, caramelia,pervane" yorumculara dahil olmuşlar...öpüyorum yanaklarından hepsiniinnn...:)) yalnız o zamandan hafif tartışmalı, hafif damar yorumlar da gelmiş...

Veee hayalbemolün ilk yorumu yaralarından sevmek... yazısına olmuşşş...ay bi adamm hiiç mi değişmeez yahuuu...hep ağır abii hep çok bilmişşş...ama onun yeri de apayrı...şimdilerde pek yormasakta birbirimizi takip ediyoruz yazıları biliyorum

O zaman tek tük yorum yapan bir çok kişi olmuş...ismini unuttuklarım olabilir özür diliyorum...ama eminim onlar bile unutmuşlardır:P

Hahahaha, bir ara yazı yazamıyorum diye triplere girmişim şurda...ulan kaç günlük blog yazarısın iki günde yazamıyorum ayakları yapıyorsun...kıçımın bloggerıı...ahahahahah, kimse de “bacım ne diyoosuuun,nerden geldin nereye gidiyorsun” dememiş

Pek bi ısınma aşamasıymış yaa, yorumlara bakarken yazılara göz atıyorum...çekingen, ürkek, ben nerdeyim, burası neresi, adım ne durumlarındayım..valla adım ne diyor muşum..zırt pırt isim değiştirmişim yaa...aaa yeni bi yorumcu, bu kimdi diye tıklıyorum hoop benim profil karşımda...nasıl olmuşta "yesari"de karar kılmışım şaşırdım

Sonracııımaaa, kelebeğim ömrüm girmiş hayatıma...gerçek hayatta gördüğüm tek blogger...ulan gerçekmiş nan bunlar...varmış onları yazan gerçek birileri dediğim...son zamanlarda yazmıyor ama...bakalım dönüşü muhteşem olur inşallahh:) kelebeğin ömrünün yanında raind and me, curly...şimdiii,bunlar 3 yakın kız arkadaş tamamm mı...3'ü yok oldu mu beraber yok oldular...kışın çıkarlar ortaya yine diye umuyorum

Bide dijital kelebek var...yahuu dijital eskiden günde 3 post atardı bloga...ama sır oldu kayboldu...ben size diim...aşk aşk aşk...yok gerçek aşk...yok samimi aşk...yok şimdi ki aşklar eskisi gibi değil derken derken....bence kesiin aşık oldu bu...çıtını çıkarmıyoo...biliyor dilimden kurtulamayacağını o yüzden gizliyor...bildiğiniz birşey varsa söyleeeyiiin...aaaaa ,ama bakın, onunda emeği çoktur bendee...hakkı ödenmez

Ahhh ahh, kimler gelmiş kimler geçmiş...bir zamanlar öküz vardı...yuhh nan öküz ne diyenler olacak...ama öleydiii adı naaapiim....kibarfeyzo blogun adıydı sanırım... anmadan geçmek istedim..blogunu kapattı gitti...hatırlayanlar olacaktır...belki takip ediyordur...sanki başka bir blogla aramızda dolanıyormuş gibi bi his var içimde ama durun bakalım..şiii...eyy ruuhh ordaysan bari adsız bi yorum bırak...valla korkmicaam: )

Ana adsız demişken, benim hiiç adsız yorumcum yok...yoook...valla yook...milletin bi sürü adsız yorumları oluyor...nasıl melül melül bakıyorum...bi kişi yapmı adsız yorum..oda hakaret etmiş yayınlamışım bende...ama sonra yok..ne kadar özgüvenli yorumcularım var benim beee...heyyyttt beee..gizlisi saklısı yok kimsenin...öptüm alnından hepinizin

Anaa , ne bulduum...Zeugmanın ilk yorumu üçüncü ayda, son mim yazıma gelmiş...izleyici listemden bir iki sessiz izleyici seçip mimlemişim...oda beni kibarca reddetmiş mim yazısı yazmadığını söyleyerek...ondan sonra da zaten yorumları eksik olmadı sağolsun...duygusunu direkt söyler...teşekkürler zeugma...valla yorumu görünce çok sevindim şu yazıda:) anammmm son mim yazısıymış...çok eğlenmişim yazarken

Eski yazılarımı görünce en sevdiklerimi şöle bir belirledim kafamda...benim en sevdiklerimi...o yazıları atarım yan tarafa gözümün önünde dursunlar...ben bile tekrar okudum...ahhh ahhh eski günler

yaşlandık be blog

devam edecek...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Blogmania:nefret ediyorum nefreet...:P

http://blogeditoru.blogspot.com/2009/07/nefret-ediyorum-nefreeettp.html




Blogmania kuzenler beni de mimlemişler hem de nasıl bi konuyla…Düşman başına…ben kolay kolay kullanmam nefret kelimesini(böyle de sevgi pıtırcığı böylede sabah şekeriyim)

Genellikle kişilere yönelik değildir nefretim…bütünden değil ayrıntılardan nefret ederim…o yüzden bu mim ki şimdiye kadar hakkını veremeyeceğim tek mim olabilir…yaa ben mim yazmayacaktım…di miii…neyse blogmania’da yayınlarım…yeminim bozulmamış olur:P:P

Neymiş mim konumuz efendim; nefret ettiklerimiz…

• “O”ndan (nereye çekersen artık)
• İlkokuldan 1,5 , liseden 2, dershaneden 1, üniversiteden 1 kişi
• İsmi Canan soyadı bende saklı bir müşterimden…(yerini kimse dolduramaz)
• Doğuş’tan(şarkıcı olan, nefretimin nedenini bilmiyorum)
• Türk Telekom veya telekomünikasyon kurumundan
• Turuncu renkten
• Ay ne zormuş insanın nefret ettiği kişileri düşünmesi
• Bir iki blogger (polemik olsun biraz)
• Melih Gökçek ve Sinan Aygün’den
• Hazız Melih Sinan demişken, insanın gözüne baka baka aptal yerine koyanlardan…
• Hüseyin Üzmez(elimde olsa ben onu bi üzeriiim)
• Dün gece evimin önünce parkedebilmek için başka bir aracın çekilmesini beklerken arkamda sürekli kornaya basan ve bir yandan da bir taraflarını yırtan minicooper sahibi genç hanımefendi!!!den… Ben o kornayı uygun bir yerlerine sokmayı, evimin etrafında atmak zorunda kaldığım turu da üzerinde atmayı bilirdim bilmesine ama evime huzur içinde girmek istediğimden es geçtim…umarım bir daha karşıma çıkmazsın…
• Trafikte it gibi araba kullananlardan ve içinden canavar çıkanlardan… arabanın içinde de dışında olduğunuz kadar insan olabilirsiniz, yapabilirsiniz bunu…
• Bankaların kredi ve bilgilendirme servislerinde çalışan müşteri temsilcilerinden…(özür dilerim, ama siz konuşurken telefonu masaya bırakara işimi yapmaya devam ediyorum bazen….)
• Trafik polislerinden...
• Sahte gülüşlerden…
• Bulamıyorum daha fazla zorlardım ama uzatırsam saçmalarım ben…kendimi biliyorum…
• Efendim kimseden nefret etmeyin, nefret ve kin dediğiniz şey karşınızda ki insana zarar vermez size verdiği kadar…affedin gitsin…yoksa o dengelerleriniz bir türlü kendini toparlayamıyor( sosyal mesajımı da verdim gitti…ohh bee)
• Bu iki kuzenden böle konu çıktı ya ayrıca hayretler içerisindeyim…


Şimdi gelelim kimleri mimleyeceğimeee…herkesin korkulu rüyası olmuştu bu kısım…ama korkmasın kapalı tirübün…mimler blogmania’ya üye olan son 10 kişiye gidiyor…hoş geldiniz hediyesi olsun bizden…

vanillanabel(senin sayfana ulaşılamıyor çünlü ayarlarda bi arıza var...ya da blogun yok...ya da sen aslında yooğğğsuun yoğğ)

merve ince (merve senin hiç yazın yok...nası iş anlamadım...hadi ilk yazın mim olsun...uğur getirsin hatta)

Burcu...İkisi bir arada

İstanbul beni yorar...

haber aktif... (yazar mı bilemem ama,konsept dışı diyebilir):)

Erdinç... (çocukça bir teknoloji sitesiymiş...bilmem ki nefret konusu uyar mı :)

Erol Altan....(o blogda ki resimler ne abii yaaa...naaptın seen)

depik..
(her iki bloguna da bayıldıımmmm)

asabi şirine...

(arada blog sahibi olmayan iki kişiyi atladım)

ve son olarak liste dışı garip insan bigaripwomen...(bu şarkıyı , aman mimi karşı masadan gönderdiler:))

26 Temmuz 2009 Pazar

Kadınlar yazıyor; "koşul yok"

http://kadinlaryaziyor.blogspot.com/2009/07/kosul-yok.html

Bu yazıyı yazmamın amacı bazen bu tür olaylarla karşılaştığınızda sesinizi çıkartabileceğinizi de göstermektir.

Hayatım boyunca “taciz” konusuna dahil olabilecek hatırladığım tek olay lise anılarıma ait. Öğretmenlerden biri öğrencilere fazla samimi ve yakın davranıyordu. Yani hiçbir öğretmenin olmadığı kadar yakın mesafede bir şey anlatmaktan bahsediyorum. Türlü türlü bahanelerle dokunmaktan, bacaklarına ve boyunlarına dokunmaktan bahsediyorum. Bunu daha çok sessiz sakin tiplere yapıyordu. Uzun zamandır okulda olduğu için ve mizacı itibariyle zararsız görünen bu öğretmeni öyle sadece bir kuşku için yakamazsınız. Ben sadece izlemeye başladım ve bu konuyu kızlarla konuşmaya.

Okuduğum lise türü itibariyle bu tür olayları kolay kolay yaşayacağınız bir lise değil. İmam hatip lisesi sonuçta ve kimse eteğini biraz daha biraz daha yukarıya çekiştiremez, gömleğinin düğmesini bir tane fazla açamaz. Bunların hiçbirini istese bile yapamaz yani. Kaldı ki o çok meşhur “e öyleyse o da kendini teşhir etmeseydi, açmasaydı, etmeseydi” gibi saçma sapan bir bahanenin arkasına saklanamaz kimse. Başörtülerinin içine elini sokması, oradan boynuna dokunması, eteğini biraz yukarı çıkartması ve bacaklarına dokunması. Bunların başka açıklaması olamaz artık. Okuduğum dönemde biz tecrit halde değildik erkeklerden. En iyi anlaştığım arkadaşlarım erkeklerdi. Aynı sınıfta karışık okuyorduk. Onlar da fark ettiklerini söyledikten sonra artık daha fazla beklemenin anlamı yoktu. Önce müdür yardımcılarından birine durumu açıkladım. O da bana durumun çok ciddi bir suçlama olduğunu söyledi , bununla ilgili hangi kızların mağdur olduğu , ne tür davranışların bizi rahatsız ettiğine kadar uzun uzun konuşuldu. Ciddi bir soruşturma döneminden sonra ise okuldan uzaklaştırıldı. Ama aynı ilçedeki düz lise tabir ettiğimiz başka bir okula. Sonradan duyduk ki o okulda da pek rahat durmamış. Ama sonuçta okulumuzdan gitmişti.

Şimdi , ben yapı itibariyle kendini çok savunan biri olmasam da çevremdeki insanlara karşı fazlasıyla hassas olabiliyorum. Bu tür hareketlere maruz kalan kişi kendini ön plana çıkartmak istemez, nasıl bir psikoloji içerinde olur bilmiyorum ama çok zor olsa gerek. O yüzden eğer etrafında bu tür ve daha fazlası davranışlara maruz kalmış insanlar varsa sessiz kalmayın. Onun yerine bir şeyler yapmaya çalışın muhakkak. Yerinde siz de olabilirsiniz ve birileri sizin için bir şey yapmazsa o ağır yükü hayatınız boyunca üzerinizde taşırsınız. Bu en yakınınız bile olabilir ve siz bunun farkında olmazsınız. Kardeşiniz, ablanız , akrabanız, arkadaşınız. Her zaman her durumda sizi yanında hissetmeli. Koşullar her ne olursa olsun. Eğer birilerine anlatamazsanız yapayalnızsınız demektir. Önyargılar bizi hiçbir yere götürmez, eğer sevdiğiniz birileri varsa onlara koşulsuz güven vermeyi öğrenin. Başına ne gelirse gelsin yanında olacağınızı bilmeye ihtiyacı vardır.

24 Temmuz 2009 Cuma

ortama karışık...


Şurada hiçbir şeyden bahsettiğim günler daha dün gibi aklımda…
Üzerinden henüz çok geçmedi ama şimdi size birçok şeyden bahsetmek istiyorum.
O yazıyı okuyan bunu hayli hayli olur sanıyorum. Yok öle bir mecburiyet ama güzel oldu böyle söyleyince yazının başında. Giriş kısmını da halletmiş olduk
Bir çok şey anlatacağım her birine tek cümle harcayarak. Bakalım insan tek bir cümlede ne kadar derdini anlatabilir. Benim insanlardan beklediğim en büyük erdemdi bana bir şeyi iki kere tekrar ettirmemeleri. Olmayacak galiba benim tek cümleyle bir şey anlatmayı başarabilmem. Daha yazıya başlama başlayamadım yahu. Kalbim kadar temiz word sayfasında.

Biraz hızlı olacak, karmakarışık olacak, hiç söylenmemiş “gibi” olacak.

Yazarlarından biri olduğum kadınlar yazıyor blogunu tavsiye ediyorum şiddetle ama ben yazı yaz(a)mıyor olmamdan dolayı şutlanacağımı da düşünmeden edemiyorum… Bu aralar damacanalarla ilgili bir espri daha görür, duyar, alırsam çığlık atabilirim …Nedenini bilmediğime göre neden göstermeden belirtmek isterim ki; bu sıralar canım hiç sıkılmıyor...
“Kalbim” dediğim, bir kuzenim var önümüzde ki ay Ankara’ya taşınacak olan… Karar verdim en arızaya bağladığım zamanlar kafamın en boş olduğu zamanlar...
Bu yazıyı yazarken yapmam gereken onlarca şey neden geçiyor aklımdan..15 yaşında ki kuzenimin ısrarlarıyla seyreylediğim “17again” filmini izlemiş olmanın ezikliğini yaşıyorum geceden beri… Ruh halim şaşkın, üzgün, meraklı, endişeli, stresli, durağan olma arasında gidip geliyor pinpon topu gibi...”adres tarif edemeyen insan kendini de ifade edemez” diye bir şey duygum geçenlerde… Geçenlerde kuzenim şöyle bir cümle kurdu;”Gel, ne olursan ol yine gel, ama sen hariç”…Ne yazacağını hiç bilmeden aklına ilk geleni yazmak süpermiş... Bütün yemek boyunca dırdır dinlememek için salataya doğranan domatesin başları itinayla kesilmeliymiş...Herkesin çılgınlar gibi kutlama yaptığı Cuma günü benim için Pazartesi’den farksız 4 yıldır… Saçlarımı kestirdiğimden beni “nedir bu erkeklerin hatunda uzun saç sevgisi” cümlesini kafamın içinde tekrarlayıp duruyorum... “Erkeklerime” ithaf ettiğim yazımın devamı olan “yorumcuları” konu alan bir post yazmayı düşünüyorum… Bir fare bile en kısa sürede peynire gideceği yolu bulabiliyorken ben nasıl bunca yıldır kendi yolumu bulamıyorum hayretler içerisindeyim... Halka küpeyi tek takmayı seviyorum... Okulu ve öğrencilik yıllarımı hiç özlemedim…ahh şu kuşlar ağaçççlarrr, binbir renkli çiçeeekleerrr, nasıl yakalamışşştıkk, saçlarından baharııı….Biriyle sessiz kalabiliyorsam uzun süre, onunla her şeyi yapmaktan keyif alır mışım gibi geliyor… Kımızı rengini çok sevmeme rağmen maçlarda giydiğim Türk bayrağı desenli t-shirt dışında hiçbirşeyim yok... Telefonla konuşmayı sevmiyorum… “sıradan olmanın dayanılmaz hafifliği” çok güzel konu başlığı olurdu…. Acaba bir paragraf yapsam mı ,yok sa yazıyı mı bitirsem?... Eğer biraz daha yıllık iznimi ertelerlerse oruç tutarken tatil yapmak zorunda kalacağım…Her şeyi bırakıp babamın dizinin dibine dönsem bir kelebek etkisi yaratır mıyım?...O kadar kararsızım ki ;aynaya baktığım da görüğüm şeyi bile bi sevip bi sevmiyorum bi sevip bi sevmiyorum…. “Cumaya gittim gelicem” klişesini çok seviyorum… Acaba bende bir gün “bir süre bu blogda yazı yayınlanmayacak, dönücem ben size, belli olmaz dönmem belki de” tartzı bir yazı yazmak zorunda kalır mıyım...Kendime sürekli “4ağustosu unutma “diye telkinde bulunur oldum. Bir şeye tepki göstermek bile tepkiye neden oluyor bu ülkede… Beni yemeğe çağırdıklarına göre bu yazının bitme zamanı gelmiş bile...

Bitti

23 Temmuz 2009 Perşembe

sakinim ben sakiin...


İş yerim…
Huzurum…bi kanepe atsam tadından yenmeyecek mekanım..
Son zamanlarla iş yerine benim kadar bağlı benim kadar masasını , mekanını, nasıı diyorsunuz “makamını” seven başka biri var mıdır acaba.
Yok yok, hiç sanmıyorum.
Sakiiiin, sessizzz, önünde park yeri var, huzurlu, keyifli…daha bir sürü şey…

Nerden mi çıktı iş aşkı, insanı evinden nefret ettirirseniz olur böyle vakalar…yoksa ben bilmiyor muyum iş yerimden işimden şikayet etmeyi…mızmızlanmayııı…

Akşam eve gitmeden başlıyor bende stress. Denk gelmiş ve biri arabayı bana bırakmışsa(hani olmaz ama) işten mümkün olduğu kadar geç çıkmaya çalışırdım eskiden. Yaşadığımız binanın tamamı iş yeri olduğu için “hadi” derdim dağılsınlar, ben park sorunu yaşamayayım. Genelde yaşamazdım da.
Sonra gel zaman git zaman evin bulunduğu cadde şenlendi, birbirinden güzel tiki tiki cafeler açıldı. Tabii bizim evin önünde bi bayram havası. Herkes birbirini öpüyoooo!!!

Park yerimizde eskiden tek sıra haline park etmiş araçlar birden çift görmeye başlamamla iki sıra halinde park etmeye başladı. Sokaktan bir araç değil 3.tekil şahıs zor geçer oldu mu. Vale (bildiğim değnekçi) alıyor anahtarı park ediyor (biliyor başına gelecekleri) sonra anahtarı giderken bırakıyor eve. Ama tabiiii konu burada kapanmıyor. Bu park eden araçların birde canları eve dönmek istiyor mu, ahhh işte o ayrı bir bahar coşkusu olarak yaşanıyor bende. Nedeeeen, çünkü o saatler benim uyumaya çalışma saatlerim ve benim akıl melekelerim de onlarla beraber coşuyor da coşuyor. O şen kahkahalar, o erkek muhabbetleri, o arabayı bağırta bağırta çalıştırmalar, o hızla uzaklaşmalar. Hepsi birer tını kulağımda, hoş bir seda adetaaaaaaaaaaa. Sizlerle akraba olmak nasıl güzel bi duygu bi bilseniz. Hepinizin yeri ayrı kalbimde.

Aaa bir de karşıda açılan cafe de canlı müzik olduğu geceler var. Varrr varrr, olmaz mı, canlı müzikte varrrr. Doğum günü için aradığım kuzenime o sırada çalan “iyi ki doğdun” şarkısını dinleterek “senin için getirdim bu ekibi” dedim. Müzik o kadar net odamın içindeydi ki ben bile mumlara üfleyecektim neredeyse. Layylayy lay lay layy layyy…la la la lala laaaa..laay layy…ulan bütün repertuarı ezberliceeem, biraz kendinizi geliştirin biraz değişiklik yapın be güzel kardeşim…hep aynı hep aynı…üçyüz beşyüzz üçyüzz beşyüüzzz…

Ahhhh neredeyse unutuyordum…tabii…birde bu kefelerden biri bizim binaya açıldı yakın bi zamanda. Artık sabaha kadar kaç tane beyin hücrem ölmüşse o havalandırmanın sesinden. Hatırlamakta güçlük çekiyorum işte. Kalıcı değildir diye umuyorum. O havalandırma ki bu yaz günlerinde benim pencereyi ve perdeleri tamamen kapatmama neden olan , o havalandırma kiiii kulağımı neyle tıkayabilirim acaba diye beni düşüncelere gark eden. O havalandııırmaanııınnn beeeeeennn…

Aslında beni en çok üzen şey bunların hiçbiri değil. Asıl üzen hergün yaşadığım bu keşmekeş sonunda sabahları karşılaştığım “ sen sabahları hep böyle misin” sorusuuu. “eveeeetttt Allahın cezaasıı, ben mayağım yaaa, hergün böleee uyanıyorum, genetik bi arızaaaaa” demek geliyor içinden. Ama sadece anlamlı anlamlı bakıyorum.

Hala benden normal bir akıl sağlığı bekleyen yakın çevreme sevgilerimle…

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Blogmania:Yesari ve Erkekleri...

http://blogeditoru.blogspot.com/2009/07/yesari-ve-erkekleri.html


Başlık çok mu iddalı oldu?
Siz bi de yazıyı okusanız ne olacak acaba.
Şimdi siz hiç Yesari’ nin adını bir erkekle duydunuz mu? Hayırrrr tabiî ki. Ama şimdi duyacaksınız, hatta bir değil birden çok erkekle. (yavaşşşşş, aklını güzel şeylerle doldur ki evren sana güzel şeyler sunsun okuyucu, fesat olmaaa)

Kimler onlar diye merak ettiğinizi biliyorum, bekletmeyi sevmem ben de zateen.

Yesari ve Absalom; Sıralamayı harf sırasına göre yaptım hepsinin değeri aynı benim için. Dedikodu yapmayın o yüzden.
Absalom deneyim ustası, çokbilmiş, erkek-kadın ilişkileri üzerine şu sıralar doktorasını verecek. En kıskandıklarımdan biri çünkü henüz yazıları readerıma düşmeden yorumlar alıyor başını gidiyor. Hareme çevirdi anasını satiim blogu. Benden önce kızlar diziyorlar methiyelerini. Alacağım paçasını aşağıya ama durun bakalım. Bide zeki, bide akıl karıştırıcı, böle kaçın kurası bir şey. O yorumların hesabı sorulacak elbette. Çok güzel keten pereye getiriyor seni çünkü yazının sonunda başını unuttuğun için kötü hiçbir şey söylemek gelmiyor içinde. Halbuki kadın kısmına giydirmiş yazının başında. Ahhh ahh. Bütün yorumlara cevap vermesi yok mu?
Neyseeee…(bak burada 3 nokta koyuyorum absalommm…bu ne demek, o cümle bitmedi demeeeeek)


Yesari ve Fevki; O beni tanıtım yazısıyla tavladı en başta. Önce “Yok olmaz” dedim , “böyle bir insan olmaz” Hadi oldu dedim, o insan değil ancak bi melek olur dedim. Böyle kelimeler seçilemez, o kelimelerle bu cümleler kurulamaz, kurulursa o cümle cümle olarak kalmaz bir felsefe bir yol haritası olur dedim. Sonra anladım elbette hatamı. Baktım hiçbirşey göründüğü gibi değilmiş. Fevkalade olağan, olağanüstü sıradan bi adammış. Bi tembelmiş, tembelliğin manifestosunu yazmış. Tembel adamı napiim ben ama değil mi, hadi ben yapacak bir şeyler bulurum da. Diğer kızlar ne yapsın. Uzak durun kızlar, çok tembeelll bu çook. Aldanmayın o süslü cümlelerine, “ben var ya ben” ile başlayan cümlelerine. En iyi ihtimalle söyleyeceği en doğru söz” ben var ya ben çok tembelim ”olur.
Birde aşk yazısı yazmış henüz tazecik, onun hesabı sorulacak daha. Dur seen duur.
Aa bir de askere gidecek yakında, onun hüznünü yaşıyoruz biz şu sıralar. :(


Yesari ve Monera; ayyy ben ne yazsam şimdi neeeee. Onu anlatmaya başlarsam biliyorum kızlar paylaşamayacak. O bir İstanbul beyfendisi, kelime canbazı , kalem ustası. Kalemi sürçtüğü görülmemiş, saygıda kusur işlemeden insanı güldürebilen, gülümseten yegane insan. Okurken ağzın kulaklara varmaması namümkün( bu ne demekse) . Ama siz narin beyinlere zararlı müzikleri dinler o, hatta müziği dinlemekle yetinmez kendi yaptığı parçalarıda paylaşır. (hayal etme güzelim sana seranat yapacağını gitarıyla, yok yapar, en alasını da yapar ama sana değiiiiiiiiil, yavaşşşşş, çıkar bu fikri aklından)

Yesari ve Sami Hazinses; Sanırım blog nedir, neden vardır , neden blog okuyorum sorularının cevabını bana veren yegane yazısı işte bu yazıdır
Beni her zaman güldüren bu erkeğin şu sıralar FF de diğer hatunlarla fingirdemesine de izin veriyorum. Henüz yeni, ortamı bi tanısın, baksın. Nasılsa yerim ayrı. Hem onun yaşıda genç, kanı deli akıyor. Çok fazla küfür barındıran yazılar yazıyor bi keremmm, siz cici kızlar için +18 yaş uygulaması koyması gerekiyor blogun tepesine hayvan gibi. Okumayın siz okumayın, o güzel narin beyninize zarar. Hadi canım , uzaaaa.

Demem o ki; Siz yine az biraz uzak durun, uzak durun ki kafanız karışmasın. Durduğunuz mesafe benim belirleyeceğim ölçülerde olsun mümkünse ben de canınızı yakmak zorunda kalmayayım. Birbirimizi kesin olarak anladıysak ara sıra girip okumanıza, izin verdiklerimin devamlı okuyucusu olmasına izin veriyorum.

Şimdi çok uzatmak istemiyorum, var daha bu erkeklerimden. LA78’ers var mesela. Ona da bi adsız hayran dadanmış. Adamda bi dövme var mübarek dövmeyi google’a yazan blogu bulup aşk-ı ilan ediyor. Bulurum ben onuu , az sabretsin adsızzz kişilik. Onda cesaret olsa adıyla çıkardı karşıma zateeeen. O dövmede o koldan silineceeeekkkk!!! O kadar...

Bide ismini yazmama bile gerek olmayan Damatferit ve Zeus var ki. Herhalde onları ayrıca açıklamaya gerek bile yok. Bu okuduğunuz blogda hepimiz beraber yaşıyoruz sonuçta. Diğer kızların etrafta cirit attığına bakmayın. Eğlendirsinler diye aldım eve onları. Her şeye layıklar onlarrrr çünkü...pek yerlerinde durmuyor bunlarda gerçi…bi bakıyorsun Türkiye bi bakıyorusun İtalya, İspanya…gözüm sürekli yollarda valla…olmaz ama böleeee

Diyeceksiniz ki şimdi “bu nasıl blog tanıtımıı”.
Nasıl olacak , saaaadece benim olan erkek bloggerların tanıtımı, o kaddaaar. Araya kötü özellikler serpiştirdim ki, kimse benim kadar sevmesin, bağımlıları olmasın, takılmasın , bağlanmasın, uzak dursun azcık. Ayağını denk alsın yani , haddini bilsin haddiniiiiiii.

Şimdi erkek kısmına öle çook iyi muamele yapmayacaksın, öle öğretildi. Yerden yere vuracaksın ki kıymetli olasın. Değer vermeyeceksin, sevdiğini belli etmeyeceksin, tabiri yerinde mi bilmem, it muamelesi yapacaksın. Evet evet , yapacaksın bunları. Yine onlar öğrettiler bize bunları. Değer verdin mi bi tarafları tavan yapıyor çünkü, kendilerine değer verecek başka bloggerlar bulmak üzere yola çıkıyorlar. Bloglara yorumlar yazmalarrr, friend feed ve twitterda flörtleşmeler. Daha neler neler. Yook gelemem ben, dediğim gibi söylediklerimi kulak arkası yapmayın. Sonra pişman olmayın.

Aaa bideeee , tabii sahipli erkek değerli erkek olur ya bu güzel coğrafyada. Bizim kızlarında sahibi olan erkeğe karşı zaafı vardır. O yüzden ben hem benim“miş” gibi gösterip hem de azcık özgür bırakıyorum ki kıymete binmesinler şimdi durduk yere. Yoksa ben o çıtır bacakları hakkında hiç iyi şeyler düşünmüyorum o yellozların. Laz damarı sahibi olduğumu ve silah gördüğümde tiz bir sesle çığlık atmadığımı söyleyerek bu naçizane yergi postunu burada bitiriyorum. Hatta…

Bitti.

Gülmeyin yaaa.

kürkçü dükkanında...


Kaç kişi yapar , yani kaaç kişi çoğunlukla kullandığı otobüs firmasını nadiren zor durumda kullandığı firmayla karıştırıp yolculuğu kendine zindan eder??
Bileti alıp otobüsle karşılaşıncaya kadar da anlamadım işin daha vahimi…
Neyse ki kötünün iyisiydi , çok vukuat yok.Ben uykusuzun sayfalarına gömülmüşken gelen muavinden su istemem ve akabinde kendimi o karikatürlerden birinin içine bulmam dışında.
“-sadece su alabilir miyim?” demiş olmam muavinin pek ilgisini çekmemiş olsa gerek şöför ve copilota laf yetiştirmeye devam etti. “- ya her şeyi ben mi yapacağum daa, şurdan al işte”.
Sonrasında bana bir vişne!!! Suyu doldurdu. Bi vişne suyuna bi yüzüne bakarak “-su istemiştim..” diyebildim. Bi kahkaha atarak gülmeye başlayan kardeşimiz “-yaa kusura bakma, ha bunlaru da verdiler başuma, uğraşıyorum” dedi. Benim suratımda tuhaf bir gülümseme , suyumu alıp başımı dergiye tekrar gömdüm.

Ben cidden kötü bir Uykusuz okuyucusuyum. Nedense hep yolculuk sırasında alıyorum, yol dışında aldığımda da hakkını veremiyorum zatenn...En çok ama eeeen çook “Fırat Budacı”yı seviyorum. Yani onun bütün yazılarını blogda yayınlasam doymam …keşke yapabilsem, keşker okuyan herkes benim aldığım kadar keyif alsa, benim güldüğüm yerlerde gülse, gülmeyi abartık etrafına bi baksa ve utansa…keşke…Gerçi genellikle blog yazarları okur Uykusuz…ama umarım çoğunuz okuyorsunuzdur…okuyorsuuunuzz değil mmii…bunu bilmeye ihtiyacımmm varr…lütfen..bu duygumu ancak böyle dizginleyebilirim…yoksa şimdi alıntılar yapmaya başlayacağımmm:S
Neyse kitabı basılıyor zaten, yakında gözümün dizimin dibinde olacak tüm yazıları…”kendimi durduracak değilim”…

Yaa hafta sonu yine çok hareketli geçti tabi baba ocağında..ablamlar da orda olduğu için yeğenlerimle hasret giderdim…benim incirlik üssünden çalınmış görüntüsü veren 2 yaşındaki yeğenimi yememek için onunla fazla vakit geçirmemem gerekiyor…ciddiyim bu konuda…bize bir kere pek benzemediği gibi tanıdığım hiçbirşeye benzemiyor…o nasıııı bişii yaaa…2 yaşında ve 1 yaşından beri izlemektene n hoşlandığı şey “vahşi hayvan belgeselleri”…elinde bi oyuncak hipopotam almış “geygedaaan” diye diye dolaşıyor…onun bi hipopotam olduğunu söylüyorum…”hipopotam” oluyoo o…eeenn sevdiği ismini aslaaa söyleyemediği “zürafa”…

Dinlenemedim ama çok eğlendim..en son hatırladığım cümleler yine klan halinde toplandığımız ve “ yaaa hayıırrr, fileye değmek yok yaa, direğeee çarptı yaaaaa ne alakaasıı varrrr…. Sayılmaz… yuuhhh, bizim sahaya gel buyurrr, gel canım buradan vur topaaa, ağaç da sizin oyuncunuz tabii tabii, puan yok…bi git yaaaa, sesi çok çıkan haklı değil miiiiii, pesssss” cümleleri ve bizim ekibin timsah dansı…canım kaç olduuuuu, skor kaaaççç, bi söyler misinnnnnn” gibi cümleler…”iyi olan değil iri” olan değil belki ama iyi çamur yapan kazandı bu sefer…

Bu arada anneme blog açılmış, ilk yorumlar , ilk izleyiciler gelmiş…pessssssss diyorum…benim yorumcularımdan da var aralarında…o yüzden pesss ki ne pess…şaşkınımmm….:)) korkmalı mıyım diye düşünmeden edemiyorum…benim blogu bulamaz dimi:S

Pazartesi sabah 06:30 da genellikle kullandığım firmamın rahat!!! Koltuklarındaydım ama bi malzeme çıktı mı bana…HAYIRRR…Biz yazarlar, çilekeş yazarlar, zor koşulların yazarları…neyle yelim problemsiz , konforlu, kusursuz hizmetli yolculukları:P:P

bide unutmadaaaann, incir sezonu açılmışşş, söylemiş miydim:))))

18 Temmuz 2009 Cumartesi

mübah(mı)???


“İnternette her şey mübah”

Bu cümle bana ait değil,FFde bir feed altında ki tartışmada saf edildi ve benimde kafama fena halde takıldı.Yok yani,içimde kalınca canım sıkılıyor.Gerçekten öyle mi ,her şey mübah mı internette???

Mübah nedir bir kere bakalım…

Türkçe'de "yapılmasına izin verilen" manasında hem dinî hem de dinî olmayan şekilde kullanılmaktadır. ”(alıntı http://tr.wikipedia.org)

Tepkim interneti özgür bir alan olarak kullanmaya değil. Elbette gerçek hayatta olmadığımız kadar özgür hissedebiliriz kendimizi. Çünkü ulaşacağımız yerler sınırlı bile değil. Mesafe yok, her şey parmaklarının ucunda. Fikirlerini savun, söyleyeceklerini sakınmadan söyle, tepkini sonuna kadar dile getir.Bilgiye ulaş, bilgiyi kullan, bilgiyi yay...Yap bunların hepsini. Bunlar sana sadece internette mübah değil elbette. Muhatabını yüz yüze bulduğunda da mübah inanmayacaksın . Ama geldiğin noktada, internette söylediklerini yüz yüze geldiğinde söyleyemiyor, yaptıklarını yüz yüze yapamıyorsan ben buna sadece “ikiyüzlülük””korkaklık” “zayıf kişilik” gibi anlamlar yükleyebilirim ancak. Dürüst olmayan her şeyin karşısındayım, “en çok yalandan nefret ederim” cümlesini o yüzden laf olsun diye söylemem hiçbir zaman. Dürüst olmayan sözlere de davranışlara da karşıyım.

Eğer internet ortamının rahatlığı sende bir şeyleri değiştiriyorsa, kişiliğinden ödün veriyorsan, ortamın rehavetine kapılarak olmadığın birine dönüşüyorsan benim için bunun farklı bir açıklaması vardır. Ahlak polisi değilim, mahalle baskıcısı hiç değilim. Sadece gerçek hayat sanal alem ayırımına deli olanlardanım. Çok zor biliyorum. Her zaman kendin olabilmek, etkilenmemek sürü psikolojisinden, yanındakinden , ötendekinden, berindekinden, klavyenin ucundakinden. Sadece kendi olmaya çalışanlardanım , çabalamam bu yönde. Ne kadar başarılı olduğumun bile önemi yok. Neydi o laf…”safım belli”

Mübah olabileceklere dair birkaç örnek atalım aşağıya bakalım , neler olabilir görelim. Kadına dair olacak cinsiyet itibariyle:)

-Sevgilinin ,kocanın seni internette başka bir hatunla aldatması!!!(her yolunu herkes biliyor artık) mübah o halde…

-herifin birinin maillerle, iletilerle, yazılı sana ulaşabileceği her şeyle rahatsız etmesi, taciz etmesi, üzerinde baskı uygulaması, istemediğin şeylere zorlaması mübah ...

-Senin belki masumca açtığın web kamerasıyla senin görüntülerini!!! kaydetmesi, çoğaltması , yayması mübah …

-Birine her şekilde güvenmen , ama tamamen yalanlarla bezenmiş bir kişilikle seni kandırması mübah…

- Hakkında ileri geri beyanlar verilmesi, resmini cismini orda burada ifşa etmesi de mübah…

-Hakaret edilmesi, küfredilmesi, kişiliğin rencide edilmesi mübah…

-Sadece bir konuşma penceresinde konuştuğun ve yüzünü göremediğin için her türlü muhabbeti seninle yapabileceğine inanması birinin, ( bir erkek senin yanında küfür bile edemezken üstelik). Saygıdan uzak, sadece sanal kişilik olduğuna inandığı için fütursuzca ve seviyesizce davranması…seni ciddiye almaması...mübah bunların hepsi…

Örnekleri çoğaltmaya gerek var mı bilmiyorum ama söylemek istediğim şu; internet ve ya değil , mübah olan veya olmayan sizin belirleyeceğiniz şeylerdir.Kurallarınızı siz belirlersiniz elbette ama dengeyi bozmamak için hayatınızı bölmeyin derim. Artık her şey çok gerçek, internet ayırımı ise çok saçma. İki ayırım arasında ki uçurum arttıkça o uçurumdan düşme olasılığı da artıyor çünkü.

16 Temmuz 2009 Perşembe

50 yaş üzerine internet yasaklansın!!!

Dostlaaaaaaaaar dostlarrrr

Yaaa ben bu annemle naaılll baş edeceğimi şaşırdım artık. Şurada maceralarının bi kısmını anlatmıştım.60 yaşında bi kadın teknolojiyi nasıl bu kadar çabuk çözebilir, doğanın kanunlarına aykırı bir kere…

Yok kendine yaptığını sanıyor ama bana da yapıyor. Anasının kızı oldum, anasına bak kızını al oldum. Oldum da oldum yahu. Kulak bensen boynuz çoktan yol aldı o kadar yani.
Geçenlerde facebook hesabımı geri açtım,can sıkıntısı işte, yaz geldi bloglarda pek sıkıcı bi hal aldı filan. Aylar aylar önce anneme açmış biri facebook hesabı, davet göndermiş miyim o mu göndermiş ne oluş bilmem. Pek bakmıyorum da ne var ne yok diye. Dün bi açtım bi uyarı. İşte bilmem kim bilmem kim sizin durumunuza yorum yaptı. O bilmem kimlerden biri annem biri de böle başka bir şehirden, sohbet ettiğim ama yüz yüze tanışmadığım bi arkadaşım!!!
Bide duruma yorum yetmemiş gibi, nasıl becermiş bilmiyorum mesaj atmış bana “sana ulaşamıyorum” diye. Ulaştın annecim , sadece bana değil herkese ulaştın.

Kişisel iletim ve altına düşenler şööleee;

-Yesari “akıllı beni bulmaz , deli dibimden ayrılmaz”

Bay X: Katılıyorum:)

Cevval anne: neye katıldığını anlamadım ki

Bay X: cevabı Yesariye(burada orijinal isim var tabii) bırakıyorum... :))

Yesari: annemle tanış X: )))))))))

Bay X: Teyzecim hürmetler... ellerinizden öpüyorum.. :)

Cevval anne: teşk (aallahıııımmm bide kısaltma kullanmış yaaa)

Cevval anne: bendende sevgiler


Bugün hemen evi aradım(bilmeyenler için gurbet elde, ailesinden uzak bi zavallıyım ben , eziğiiim ezikkk, acıyın bana uleeyyn, ya da acımayın, acıdıklarınızı da görüyorum)

Neyse, telefonu ablam açtı, kimsiniz diyor bana,

-ananın birşeyiyim ama boşver şimdi...
-"seen ne terbiyesiiizzz bişiy olduun" diyerek gülüyor..
-"dur daha durr neler olucam been"(ıı ııhh, bilmiyorum ne olacağımı, söylemiş olmak için söyledim) banaaa doğruu söleeeyin , siz miydiniz annem miydi?
-"ne biz miydikkkk"
-"ayyyyyy, annemi o bilgisayardan uzak tutuun lüffen, yaklaştırmayıın"...diye çemkiriyorum...
-"yaa ne diyorsun , ne oldu...annem ona blog açmanı istiyormuş, oda yazacakmış"...
-hönk!!!
-"senin blogu bilmiyor ama oda yazacakmış"...
-"kapaaaaat kapat telefonu...yaaa nedir bu benim kanımda ki mikrop diye merak ediyordummm...buymuş işte..annemden geçmişşşş...ben bu kadınla baş edemiyorum artıkk...kapattt"
-"dur annem istiyor seni , çok özlemiş"...


Annem durum iletisinde ki bay X in seceresini sordu, "damadın değil anne,merak etme" dedim ve ikna oldu...sonra blog konusunu açtı...oda kendi hayatını, çocuklarının maceralarını yazacakmış...hah bi bu eksikti diyemedim, yapar çünkü...hafta sonu gelince konuşuruz dedim...


iki şeye ikna edebildim...facebookta yazdığı her şeyi herkesin gördüğüne ve bana isterse cep telefonumdan ulaşabileceğine...
blog konusu gündemde...benim blogu bulamaz bulursa da hepiniz görürsünüz, çocuklarının bezlerini değiştirmesine kadar okursunuz zaten...

15 Temmuz 2009 Çarşamba

blogmania-içimdekiler

http://blogeditoru.blogspot.com/2009/07/icimdekiler.html

Kendimi anlatmayı sevmem ama başkaları hakkında yazı yazmaya bayılıyorum, huyum kurusun. Böle atıp tutiim, attıklarım doğru çıksın. Ama illaki doğru çıksın.
Benim blogun adı o yüzden “ahkam defteri” sanırım. Pek seviyorum işte bu yüzden blog tanıtımlarını.

Ama bu sefer zor olacak biraz, ama yapabilirim, inanıyorummm. Blog tanıtımı konusu biraz çetrefilli bir konu biliniyor. Nedir , okuduğun , sevdiğim blogları tanıtıyorsun sonuçta. Ama ben bu blog için iyi bir şey söylersem ayy bu çok şımarır yaa. Böle aallaahıımm, bi havalar bi havaalarr, 3 gün susmaz.”Evet evet o benim işte” “kahretsin yine mükemmelim” filan der. Yani böle bi havalara sokmadan, sakin ve mağrur tanıtmak gerek , nasıl yapacağımı bilmiyorum ama durun bakalım, buluruz bir yol. Teknik bi dil mi kullansam acaba. Hah cidden teknik bir dil çok iyi olur mühendizzzz adam için.bin tane hata bulur yerin dibine sokar çıkartır beni.

Blog; İçimdekiler

Blogger;
LA78’ers (hiiiç çözmeye uğraşmayınnn , kafa yormayım yani, Los Angeles değilmiş ama)

Burç:
akrep, üstelik yükseleni akrep olan bi akrep...(ne alakası var deme okuyucu, ne alakası var demee...bi bildiğimiz var ki akrep olduğunu belirtiyoruz...yaa benim çevremi blog aleminde cidden akrepler sardı, öle böle değil...mesela delinin biri...yükseleni akrep olan bi akrep oda işte, efsa da öle...neyse konumuz bu değil)

Bloggerımızın belli başlı özellikleri mevcut efendim. Bi kere kısa yazılar yazmayı seviyor. Kısa ama eğlenceli, kısa ama düşündürücü, böööleee ne bilim, hem gündem olsun, hem hayata eğlenceli bi bakış olsun , kulağa küpe olsun diyenler için birebir.Arada duygusal şeylerle karşılaşabilirsiniz, görmezlikten gelin bi zahmet. Geliyorlar arada soldan soldan. Kendisi uzun uuzuun yazılar okumayı sevmediği için yazmayı da pek sevmiyor dolayısıyla. Yani ulvi bir adamdır vesselam. “kendine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yapmıyor”. Geçen bunun farklı söyleniş şeklini okudum orda bi yerlerde “ kendine nasıl davranılmasını istiyorsa öle davranıyor” peygamber gibi bişi yani bu adam. ( durr seen duuurrr)

Haa, bir de yorumların hakkını verir kendileri. Hem kendi sayfasına yapılan yorumlara cevaplarıyla, hemde sizin yazılarınızın altına özenle yazdığı yorumlarla sizi 3 saniye içerisinde nasıl çıldırtacağını iyi bilir. (çıldırtmayı olumlu anlamda kullanmadım elbette)
Belli başlı blog yazılarının altında chat şeklinde oluşmuş yorum yığını görürseniz zaten tanırsınız kendisini.( tamam yaa biliyorum 4 te biri bana ait, diğer çeyreklerin kime ait olduğunu burada ifşa etmiyorum)

Velhasıl, LA'78ers, hakkında yazmaya değer, okumaya değer, akrep gibi sokar, nadide bir bloggerımızdır.İtinayla övülür, methedilir, gönül rahatlığıyla da içimdekiler'e sevk edilir.

blogmania- ey hafıza ,kanıyor ne varsa süzdüğün

http://blogeditoru.blogspot.com/2009/06/ey-hafza-kanyor-ne-varsa-suzdugun.html

Hani ünlü birileriyle aynı ortamda bulunursunuz, ama böle dip dibe filansınızdır. Çok coolsunuzdur nedense, ne bilim sanki yanınızda oturan karşı komşunuz züleyha gibi davranırsınız ya. Ağır ve mağrur kişiğinizle salınırsınız etrafında, hiç pas vermezsiniz. Ama içinizden çığlık atmak boynuna sarılmak filan geçer. Hah işte, ben öle davranamıcaam hiç bu tanıtacağım blog için.

Ayyyyyy bennn onu daha şukadarcıktan tanıyorum. Böleee nasıı anlatiim şimdi bu yazıyı böle yazdığım için kafama bişiy fırlatma ihtimali var ama kıyamaz bana.(taa izmir’den zor tabii bide) Çok seviyorummmm çook. Blog dünyasına ilk adım attım, adım bile sayılmaz emekleyerek girdim onu buldum nasıl bulduysam. İyi ki de buldum, tüüm yazılarını okudum ama tüüm. Sizde okuyum, ne demiştim hatırlayınız “ben birşeyi sevdim mi herkes sevsin isterim”. Aha bu en sevdiğim, hiç alınmaca darılmaca yok. Torpil değil vallaa bana ne. Maksat sizlere bi faydam olsun, dikkatinizden kaçmıştır , es geçmişsinizdir, olmadı hayatınızın hatasını yapmışsınızdır ama farkında değilsinizdir. Zararın neresinden dönerseniz kardır diyorum başka da birşey demiyorum.

Blogun bi kere URL adresine aşık oldum ben. Blogunaqsanabisiyolmasın. Var mı böyle birşey yaa.Bu nasıııı kendine çeken bi isim, nasıl sıcacık, nasıl böcekler, kelebekler, kuşlar çiçekler . Yani blogda hiç yazı olmasın ben bu adres için her gün tıklarım.Sanki beni çağrıyordu, bi korumacı , bi sahiplenici, bi “ne olursan ol gel”ci. Dedim ya emekleme zamanımda kucak açtı bana bu çağrısıyla. Bakın ne diyor “ sana bişiy olmasın”.(daha ne olacaktı bilmiyorum ama!!!)

Blogun adı “ey hafıza! kanıyor ne varsa süzdüğün...” yoruma bile gerek görmüyorum...

Ve bloggerımızın ismi “yesari’nin winstonu”... : )))))

Efendim namı diğer “winston wolf”

Blogda neler bulabilirsiniz zaten göreceksiniz, peki neler bulamayacaksınız ; bir kere klişe hiçbirşey olmayacak.Alışılagelmiş konular olmayacak, ne bilim blog kritikleri olmayacak. “Bu blogerlar da bilmem neye taktı, şuna taktı , buna taktı” gibi şeyler olmayacak. Öle taş gibi hatun resimleri, süslü püslü fotoğraflar, çok renkli resimler olmayacak. Bunları vaadetmiyorum size.
“Bu hafta vizyonda şu film vardı , şöleydii film böleydi”olmayacak. Hepsi olmasada okuduğunuz kitap yorumları ve film yorumları hiç okumadıklarınızdan,belkide varlığını bile bilmediklerinizden olacak. Şimdi şöle birşey var, yorumu yapılan filmlerin çoğunu benim gibi popüler kültür mağdurları ilk defa görüyor olacaktır ama izlemiş ve babalar gibi yorumlar yapmış olanlar var altına. Onlarla ilgili tespitim şu oldu vakti zamanında “ siz bana fazlasınız , ıı ıhhh”. Filmler ve kitaplar keşfinizi bekliyor anlayacağınız.

Sonraacımaaaaaa, bi laf ebesi bi kelime cambazı, bi anlatım ustası, bi kendine bağlayan, bi vazgeçilmeeezz, bi tatlıııı bi tatlııııı: ) ( kesin öldürecek beni kesinnnn) Yani siz yine de blogda temkinli hareket edin, benden uyarması . İnsan en çok sevdiğinden korkarmış ya o hesap yani.
Yesari...

blogmania-gülümse

URL; http://blogeditoru.blogspot.com/2009/06/gulumse.html


“Herşey bir toz bulutuyla başladı” diyor Meral blogda yayınladığı biyografisinde. Ve çok eğlenceli şekilde devam ediyor nereden gelip nereye gittiğini anlatmaya."Gülümse" koymuş olsada bogun adını kahkaha atmaktan kendinizi alamıyorsunuz her yazıda.

Bazı blog yazılarını okumaya başlarsınız. Sonra en üstteki yazı yetmez, bir alttakine geçersiniz, sonra bir alttakine, sonra bir bakmışsınız ki “önceki kayıtlar” yazısıyla karşı karşıya kalmışsınız. Bu böyle bir blog işte. Yazar kimliğini gizlemiyor, gayeett rahat. Header resmi internetten çalma değil, blogda sağda gördüğünüz (benimde yazıya eklediğim klip) sevdiği bir şarkıya ait değil, bizzat kendisi seslendirmiş. Sonracıımaa bi de yeni yetme blog yazarı değil. Bildiğiniz yazar. İclal Aydın’ın 2005 yılında çıkardığı “gülümse” dergisinde yazmış. Zaten blogda yayınladığı bir çok yazı o dergiye ait. Dergi yazılarının arasına bugünün yazılarını serpiştiriyor arada sırada ve sitenin müdavimi izleyicileri gülmekten kırıp geçiriyor.

Gönderilmemiş Mektuplar


Özellikle evlenmek üzere olanlara tavsiye edilmemektedir. Meşhur “evli ve çocuklu” dizisinde ki Al Bundy’nin dişi versiyonu Meral.. Başına gelmeyen kalmamış. Tavsiyem bir “botox” ve bir de “ilk sevgililer” günü yazısıdır. Ben koltuktan düşüyordum okuduğumda.Yani bir çok insanın hayatında trajedi sayılabilecek şeyleri bile o kadar akıcı ve eğlenceli şekilde kaleme almış ki “varsın böyle bir evliliğim olsun, bu kişilikle bu bile vız gelir” dedirtiyor insana. Aaaa bu arada yazılar eski dediğim gibi. Fakat dergi yayından kalktıktan sonra boşanmış ve bekar günlerinin maceralarını anlatmaya devam edecek gibi görünüyor.

Bu arada yaşıyla ilgili takıntısı var, olurda bloga yorum bırakırsanız bu konuda sizi uyarmalıyım. Pek bi cevval kendisi bu hassas meselede. Yok yaniii, zateeeen öle birinin neden yaşıyla filan ilgili sıkıntısı oluur hiç anlamıyorum yani. Ne alakaasıı varr neeee.

Birde müzik yönü var elbette. Sayfasına girdiğiniz de sağda bir video göreceksiniz. Bir zahmet tıklayın ve dinleyin. Muhteşem diyorum başka da birşey demiyorum.

Meral blogun adına hakkını vermiş gerçekten. Ne diyebilirim ki “gülümsemek hepimizin hakkı”

14 Temmuz 2009 Salı

nişaaan al!!!


Tarih;10 temmuz 2009 Cuma
Yer; Dayımın fakirhanesi
Olay; Dayımım kızının nişanı
Travma nedeni; Başımda çikolata kutusu açılması

Ne buu nee, ne biçim adetler var.” –eğil eğil Yesarii, senin başında açalım kutuyu, kısmetin açılacak”. Ama ben uyardım, yapmayın pişman olursunuz, gidin niyeti olan birinin başında açın şu kutuyu dedim. Ama siz dinlemediniz, başımda sarığım yok çünkü. Öle parçalarsınız işte kutuyuuuu. Bide milletin ortasında yaptınız bunu bana, bannaaaaa. Tabi bide şu tepsi tutma işi var, kızın en yakın kuzeni olduğum için mi bana verildi, bu kızın bekâr olduğu sağır sultana ifşa edilsin diye mi bilmiyorum ama o makası harakiri için kullanmak istediğimi hiçbiriniz fark etmediniz o gülümsemenin altında. Güzel gününüzü kana bulamak istemedim ben sadece.

Hâlbuki ne güzel başlamıştı her şey. Beni en keyiflendiren, bu tür şeyleri saçma bulan, dünya görüşü almış başını gitmiş, aşmışşş, bu tür klasik hiçbir şey ile ilgisi alakası olmayan damadı bu ortamda görmek, tamamen klasik ve her genç kızın, ay pardon genç erkeğin başına gelecek bu curcuna içerisinde onu izlemekti. Artık ilişkilerine vesile olmam, aradan 8 yılın geçmesi, enseye tokat ilişkimiz yüzünden ara ara yanına gidip eğlendim onunla. “aman da amaann takım elbise nasıl da yakışırmışşşşş”,” ayy damat mı oldun seen bakiim”,” heyecanlıyız galiba biraz”, “damat bey sizi fotoğraf çekimi için bekliyorlar” gibi bilumum onu gıcık edeceğini bildiğim cümleler sarf etmedim değil.yaptım bunları. Bunlar benden fitil fitil çıkartılır mı, görücez bakalım. Hele bi o günler gelsin bakalım. Üstelik daha bunun kınası varr, nikahı var, olursa düğünü var. Bu arada kuzenime de sürekli “bu kadar gülmeeee, biraz azz gülll, bi sessiz ol” diye dırdır ettim durdum. Bunlar benim sorumluluklarım çünkü, insan nişanlandığına bu kadar sevinmez biirr, hadi sevindi diyelim, bu kadar belli etmez ikiii. Ayıp denen bişiy var, cıx cıx cıxxx…ay çok tatlı olmuştu amaaa:))

Valla bu tür törenlerin asıl amacı bence iki ailenin kaynaşması olabilir. Teslim olmak gerek, yapılacak bir şey yok çünkü. İstesen de, her ne kadar saçma bulsanda geçirilecek bu şekilde bi 3-4 saatin olacak. Böyle gelmiş böyle gidecek nasılsa, beyinlerde ki yılladır süre gelmiş fikir ve kalıplaşmış düşünceleri de değiştiremezsin. Ne yapacaksın ,kaçınılmaz olandan keyif almaya bakacaksın. Ben bunu anladım. Çok güzel bi nişan oldu, herkes çok neşeliydi, ben zaten gelinin ne-dimesi olarak kahve dağıt, çikolata dağıt, hani içecekler, bilmem neler, başka bir şey ister misiniz?ler, dolandım durdum. Doldurdum 3-4 saatimi yani. Atlattım , bitti gittiii. Hayırlı uğurlu olsun, Allah tamamına erdirsin, bir şeyler olsun işte. Bir daha ki travma toplantımızda görüşmek üzere şimdilik hoşça kalın.

not: orjinal fotoğraflardan birini eklerdim,yapabilirdim...ama yapmıyorum...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

ruh rehberi...


Şehirden uzaklaşma, ayağını toprağa basma aşkı bu hafta depreşmedi ve Pazar günü şehirde geçirildi…

Toprak çekiyor mudur nedir kahvaltıyı açık havada yapıldı yine…Daha önce bahsettiğim “Simit Sarayı”(gönül bahçesi de deniliyormuş şimdi aldığım haberlere göre) mekanımızdı…eski yazıda fotoğraf istenmiş, bu sefer üşenmedim çektim…valla neden böyle cennet mekanların işletmeleri bu kadar kötüdür de biz müşteriler “biz olsak şölee yapardık, böyle yapardık, şuraya iki minder, renkli renkli, çıtır çıtır güzel elemanlar, yakışıklı gençler, fişek gibi koşarlardı, bi kere gözleme 3,5 çay 2 tl olmazdı, denge nerde burada” gibi bi sürü gereksiz cümle kurmak zorunda kalırız…yani benim genelde bi mekandan tamamıyla memnun ayrılmam zaten zordur…ama olay da çıkartmam arıza gibi…bu özelliğimi ileri ki yaşlarıma saklıyorum…

Daha sonra uzun zamandır gitmediğim 7.cd (Bahçelievler) yoluna koyulduk...neden bu kadar uzun ara verdiğimi hatırladım hemen…vasat piyasa şartları aynen devam etmekte…uzun süre sonra sözlü taciz olaylarıyla tekrar karşılaşıldı…ama suratımda ki ifade tamamen “ben mi uzaydan geldim, sen mi” şeklindeydi abinin ne dediğini anlamaya çalışırken…
Bu arada insanlar bence ekonimik kriz yüzünden değil kalabalıktan alış veriş yapamıyor gibi bir durum var o taraflarda…bilen bilir 7.cd mangoyu…yaa bu neee bu neeeee…ama güzel kardeşim o çektiğin benim kolum ve annem onu sen alıp götüresin diye yapmadı…mağazada 5 metre ilerleyebildim ve sonrasını hatırlamıyorum…zateeen basık bi hava vardı Pazar günü…sadece mağazaların vitrinlerine bakmakla yetinmek en iyisi, daha doğrusu en sağlıklısı…zaten 7.cd bence artık eskisi gibi de değil...okul zamanımız da çok takılıyorduk ama ne demişler “nerde o eski bayramlar”:)

Akşam nihayet kendi çöplüğümüze döndük, yemek yiyelim dedik ama anladım ki Pazar günü herkes kös kös evinde oturuyor…bizde yeni mekan dedik, yeni bir heves, beni bir nefef, tebdil-i mekan dedik, bi deniyelim beğenmezsek yerden yere vururuz dedikkk(atıyorum demedik, hadi gidip birşeyler yiyelim, mutfak henüz kapanmamışsa dedik sadece) ve gittik “Eat’n Joy”a(filistin caddesinde yeni açılan mekanlardan biri)…ne demiştim yazının başında tamamıyla memnun ayrıldığım mekan çok nadirdir…hah burası oralardan biri işte…yemek ,içmek, hizmet 10 numeroo…yalnız siparişlerinize dikkat edin...ben sadece dana bonfile istemiştim onlar ineğin tamamını getirdiler...yan masalardan insan evladı çağırmak zorunda kalacaktım...ziyan olabilir dikkat...

yağmur başladığında terastan nasıl kaçacağımızı şaşırdık ama kalkma vakti gelmişti zaten…bu arada kuzenimin bana “-kızım, peçetendeki ruj izine bak, ohaaa yani ,bari arkasını çevir “demesi üzerine(bariz Bülent Ersoy dudakları yaa) “-benimle dalga mı geçiyorsun,istersen kendi peçetene bak” dememle gülme krizine girmesi bir oldu. Siz de giderseniz “şuna bak,kullanılmış peçete getirmişler” demeyin sakın. peçetelerde ki kadın rujlu dudak ekli yanıltıcı olabiliyor:))
haa, bi de yediğim inek gece beni yedi...hiç mi uyuyamaz insan...1 saat filan uyudum, inekti, sıcaktı filan derken...pazartesi sendromunu da çok mu zorluyorum nedir...neyse gün bitti..geçti gitti...ama bende bittim...

biri ışıkları yaksın lütfeeeen!!!

İki kadın örneği çileden çıkarttı beni hafta sonu. İkisini de tanıyorum , çok samimi değilim, bilerek uzak duruyorum. Hayat tercihlerden ibaret nede olsa.

Kadın modeli 1: hayatta en büyük arzusu çocuğunun bakıcısıyla beraber alışveriş merkezinde dolaşmakmış. Kadın, çocuk ve o. Çünkü bakıcıyla doğmuştu anasının karnından. Yeni doğum yapan hanımefendimizin okuduğu tek şey kadın dergileri. Çocuğunu emzirmek, yedirmek, doyurmak yerine kendi deforme olmuş vücuduna odaklanmış, çocuğunu büyütmek eğlendirmek yerine bütün mutsuzluğu ile evdekilere hayatı zehir ediyor. Çocuğun çorabı yere değdiği için çorap değiştiriliyor. Çocuk bakmaktan bi haber,internetten bile çocuk bakımı ile ilgili bilgiler almak yerine sadece facebookta fink atıyor. İlgilendiği tek şey “kim ne yapmış, nerede ne giymiş, nerede ne giyecek”. Tatile giderken 1 hafta içinde sabah ,öğlen ,akşam ne giyeceği ayarlanarak valiz hazırlanıyor. Bebeği dünya tatlısı, hemde dünyaaa. Ama ne çocuğa ne kendine huzur vermiyor. Arızalı çünkü, içinde yaşadığı dünyada sadece kendisine yer var.

Kadın modeli 2:
Evleneli çok kısa süre olmuş bir arkadaşımın arkadaşının arkadaşıı.En fazlaaaa 3-4 hafta yaaaa.

Biri velev ki sormuş yanlışlıkla “-evlilik nasıl gidiyor?” amaç sessiz ortamı bozmak, klasik bir soru sormaktır. Beklediğin cevapta “-nasıl olsun, iyi işte” gibi birşeyler, olmadı bunun benzeri.
El cevap: eeeeee, evliliiiiiiiiiiiiiiiik, zor.

“-nasıl yani?”

“-yanii, bi kere bekarlık çok rahat, sabah işe gidersin, üzerindekini çıkartırsın, yatağın dağınıktır, kahvaltı hazırlamazsın bir kere…bir kornnfilekkss yersin, yada yulaf filaan. İşteyken bi arkadaşın arar, naaaapıyorsun diye sorar, “hadi gel der”, atlar gidersin. Ama şimdi evliykeeen bunu yapamıyorsun, kahvaltı hazırlaman gerekiyor bi kere, ama benim eşim çok iyi yaaa. Kahvaltıyı o hazırlıyorrr, ama yani işteyken düşünüyorsun, akşam ne yapsam, önce yemek mi, bulaşıklarımı yerleştirsem, yatağı mı toplaasaaam, sabahları ona el sallıyorum, el sallamazsam üzülüyooooooo, yaniii gerçeekteen evlilik zor.”

Yani iki kça haftalık evlilik hayatının “zoooor!!!” olduğunu dinlersin bu genç hanımdan. hanımlığından nefret etmeden birkaç saniye önce.

Bu iki örnek yine beni erkeklere daha çok yaklaştırdı bu hafta sonu. Abartı olsa keşke bu yazdıklarımda , keşkeee ama keşkeeeeee.

Hay ben böyle dişi kuşlara ne diim!!!

11 Temmuz 2009 Cumartesi

yeter artık, sahiplenmeee!!!


Nedir güzel ülkemin güzel insanınının güzel mi güzel özelliği..”yasaklara karşı konulamaz sempatisi” şimdi bır bır bır yazdım ya ben “sahip çık” diye. Onlar zaten hali hazırda kişiliğinizde varsa yapacağınız, yoksa bi tekme savuracağım şeyler.
Geldik yasak bir kip barındırdığı için daha çok dikkatinizi çekeceğine inandığım “sahip çıkma” kısmısına.
Absolomumunuun yazısında da değindiğimiz konu buydu zaten. Çiftlerin birbirine, özelliklede erkeğin hatuna sahip çıkması çıkmaması handikabı.
Handikaptır efendim bu, çünkü sahip çıkarsın suç, çıkmazsın suç, arada kalırsın suç. Her iki taraf için de böyle bu. Değişmez, hani “erkekler hep aynııı” kadınlar hep aynııı” diyoruz filan ya. (demiyorum , diyorlar diyoruuuuum dedim) o öle değil işte. Gittikçe çeşitlenmeye başladı. Bknz. sokaklara, rengarenk kişilikçikler dolanıyor, çeşit çeşit
.
Ben derim ki ikili ilişkilerde karşındaki insanı sahiplenme, herkes kendi kendine sahip çıksın...önce bi kendi kişiliğine sahip çık, “tamamım ben” de , “budur de”bakalım, nerde kaldııı başka birinin sahipliği(tamam bi sabret, hemen kamp ateşi yakma benim için, bi dinleee bi dinleee, ben cadı değiiliim, beeen cadı değiliiiiiim)

/Sevgiliyi korumak, kollamak, ihtiyacı olduğunda olmadığında yanından olmak, el üstünde tutmak, hakettiği!!! değeri vermek bu kavramın dışında kalıyor bir kere. Önce insan olun insaaan. /

Önceliklee, nediiir durum,erkekler(genellemek istemiyorum ama) , sahiplenilmekten hoşlanmazken, kadınların bu durumdan mest olması durumsalı var. Kadınlar sahiplenmeye de bayılır üstelik. Hem o senin sahibinmiş gibi davranacak, hemde senin mülkiyetin altında olduğunu da hissedecek.(cümle bile karışık oldu anasını satiim) Hissetmezse seni kıskanç olmamakla, ilişkinin ve onun sorumluluğunu almamakla suçlayacak. Bayılırlar böle “höttt höttt” maço yurdum erkeğine. Ama ilişkinin başında sadecee. Daha sonra ki aşamada baskıcı ve kaba olarak nitelendirilecek adam , söylenen o sözler, yapılan o kıskançlıklar bir bir yüzüne vurulacak.
Adam bunun beynini yicek mini etek giydiği zaman, dekoltesi fazla kaçtığında mesela. Bütün gününü anlatacak, kıskandırmaya çalışacak satır aralarında “ Mehmet’te vardı, işte bişiyler yedik, kızları çok özlemişiiiim,Selin evlenmiş, bir de çocuğu olmuş, bi de Mehmet’ te vardııı”.Mehmetin sülalesine edilmedikçe inanmayacak kendisini sevdiğine çünkü. Her küfürde çok sevdiğine inanacak adamın, daha çok daha daha çook.
Her iki taraf için de izin alınmaya başanması benim en eğlenceli bulduğum zamanlardır. “-böçüüüğüüm ben şimdi apartmanın önüne iniyoruuum, neden bilmyorumm ama , bi anlamı yok yağğğni” “-tamam aşkiiimtomummm jeriim, bende şimdi annemle dizi seyrediceeem, behlül gol atacak bu akşaaam”

Şimdi bana kızıyorsunuz, ne anlarsın ki diyorsunuz ama ben bu yapmacık tavırlara gerçekçi olmadığı için kızıyorum aslında. Ulannn, bu ilişki rutine döndüğünde konuşmayacaksın ki bu kadar saçma sapan şeyleri, sen de, ben de biliyoruz bunu. Ne bunlar yaniii, ciddi ol biraz ama. Yok mu edebileceğin, kurabileceğin iki satır ciddi cümlen. Sonra da “artık eski heyecan yook ilişkimizde, neden böleeee olduukk”.
Yahuu ne eski heyecanı, o bir ilişki değildi, maymundunuz siz o zaman, şimdi evrimleştiniz, normale döndünüz. Ne heyecanından , ne gitmesinden bahsediyorsuuun.

Yoooo, öle yağmaaa.yok, erkeklere de var bi çift sözüm. Kendinizi bu duruma düşüren de siz ve sizin babalarınız olan erkeklersiniz. Nasıl bi manyaklıksa, kadınları kıskanarak, üzerinde baskı kurarak, haklarının hepsini elinize alarak sevmeyi öğrenmişsiniz. Daha doğrusu bence bu başkasına duyduğunuz sevgi filan değil de, o güce aşıksınız. Dönüp dolaşıp kendinize aşıksınız yani. Bayılıyorsunuz “sahip olma” fikrine. Her şey bu yüzden işte. Ona sahip olmak daha flört aşamasında sizi motive eden tek mikim motive aracı. Benim bi ilk homosapiyenim vardı, eski takipçiler bilir, şurada yazmıştım. Onun gibi bu adamların hepsi işte, gözünüzde canlandırın.(flasback) Böle almış kadını , sırtına çuval gibiii atmış, mağarasına götürüyor, tın tın. Bir yandan da mırıldanıyor “dahnakın maajhur sanakgukt hudennn”(uuhhh, artık benim oldun bebeğiiim)” diye. Mağara kadınların kemikleriyle dolu yalnız, kanını emip son damlasına kadar sömürüp bırakmış. Duvara kendi kanlarıyla kadınların gelişimini hiyeroglif olarak çizmiş. “Bu kısaydı”, “bu aptaldı”, “bu çok konuşuyordu”, “bu kötü yemek yapıyordur”,” bu kaşardı”, “bu evlenmeden olmaz dedi”, “bu sözümü dinlemedi”, “bu kurallara uymadı”, “bu her akşam dır dır dır hesap soruyordu”(bunlar nasıl çizerek anlatılır bilmem ama)

Herkesin kendi örnekleri mevcuttur hiç kalabalık ederek yazıyı uzatmayı düşünmüyorum.(tamam farkındayım, daha ne kadar uzatabilirsin diyorsun ama istersem ne kadar uzatabileceğimi de biliyorsun)

Son söz; birbirinizi rahat bırakın, sahiplenmeyin. İnsan önce kendine sahip olacak. O erdem yoksa karsında ki insanda maymun edersin onu. Elinde oynatırsın, şekilden şekile sokarsın, yapabilirsin bunu. Oyun hamuru değil elinde ki. Bırak neyse o olsun, kendi olsun. O halinden memnun değilsen de zorlamanın âlemi yok. Öğrenmelisin artık insan değiştirmemeyi, sevdiğini bulmayı. Zıt kutuplar birbirini filan çekmez, canına okur sadece. Geride bol bol hasar bırakır. Her şeyin değil ama temel özelliklerin uysun , hayata bakış açın, değer yargıların, özün, iklimin,, çerçeven, kalıbın, neyle tarif ediyorsan değerlerini işte. Zorlamazsın böylece, zorlanmaz, üzmez, üzülmezsin ayrıca.

9 Temmuz 2009 Perşembe

sahip çık!!!


şimdi bi yorum yazdık borçlu çıktık…2 yazı borcum oldu absolom kardeşceğizime …
ama ben istedim(kaba tabiriyle kaşındın diyebilirsiniz, diyenler için bir güzellik!!! düşünürüm)

sahiplenmek diyoruz bugün ki dersimizde efenime söyliiim…

ananızı babanızı kardeşlerinizi de sahiplenin…onlar size öle yapoacaklardır…yani mantıklı olan budur en azından…yoksa bana sakın aile içi travmalarınızdan bahsetmeyin…olmaz yani,uygun kaçmaz…aranızda kan bağı var bi kere…ne olursa olsun…sizi onlardan daha çok düşüneni zor bulursunuz…

hani olmaz mı olur, aile gibi , aileden öte dostlarınız olursa, onları öle bir sahiplenin, koruyun kollayın ki…suyunu çıkarın…çünkü öleleri yakında Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından koruma altına alınacak.(gooledan buldum valla) …onları koruyalım sevelim
abuk sabuk inanlar haklarında ileri geri konuşmasınlar…masada meze, ağızda sakız olmasınlar…çat çatt savunun hepsinii…”ne o, avukatı mısın” gibi basiiitttt, klişeeee, sıradaaaan bir ifade kullanan olursa direk topuklarından vurun…

işinize sahip çıkın mesela…özellikle kamu sektörüne lafım..beni olabileceğim tek meslekten soğuttunuz …tüm arkadaşlarım orda burada meeemur oldu…sırf boş boş oturuyorsunuz, ense pozisyonunda ay sonunu bekliyorsunuz diye “memur olmam memur olmam” dedim dedim …şu halime bakın…saat 7 oldu hala burada blog yazıyorum…yani aslında işim bitti böle zaman dolduruyorum…vurgu zaten saatin 7 olması…sizin işiniz önemli…hakkınızda dedikodu yaptırtmayın…gıyabınızda konuşturtmayın bizi…”bu devlet daireleri hep bölyleee anasını sattim” cümleleri duymiim bi daha…işinizi sevin, sevin ki bende bi yere işim düştüğümde küfür ederek çıkmayayım evden..di mi ama…küfretmeyi de sevmiyorum zaten…

sonracıımaa sonracıımaaa…

evinizi ve çevrenizi sahiplenin…ne ulvi adamdır babam..evin içi kadar kapının önü de temiz olmalı derdi…Pazar günleri tüm çocuklar toplaşır bahçedeki çöpleri toplardık söylene söylene…ama işte büyüdüm şimdi ben topluyorum gittiğimde çocukları çöp faslı için…ayy yine anılara daldım..
bunu bu taş yığını şehirlere uyarlayalım bakalım…o elindeki lanet olası su şişesini ve ya Sakız kağıdını zahmet olmazsa 3 adım ötede ki çöp kutusuna at mesela…yapışmaz eline 4 adımda…deli oluyorum deliiiiiii…Ankara’da yere bakarak kimse yürüyor mu bilmem…ben yürürüm…burnum havada ama milletin yüzüne baka baka yürümem nedense…nedir o yuvarlak şekilde artık kaldırımın şeklini almış sakızlar Allah aşkınaaa…Lama mısın seeen, öleeee piöört diye atıyorsun sakızı ağzından…izmaritleri hele, tek tek yutturmak istiyorum...kesinlikle yaparım...birinin attığını gördüğümde nasıııı piss bakıyorum suratına…sinirlendim yine…çevrene sahip çık…

daha globalleştirebilirim ben bu maddeleri…makroda, mikroda, uluslararası arenada çoğaltabilirim…ama yazı uzar , mırın kırın etmeye başlar birileri!!!:))

kısa kısa aklıma gelenler;

ülkene sahip çık, demokrasine, Cumhuriyetine, bağımsızlığına da…örfüne adetine, insan sevgine, geçmişine, tarihine sahip çık…inan bana sahip olduğun daha değerli çok fazla şey yok….
Olmadı mıı, gençlere sahip çık, sen de gençsin ve bir sonra ki nesil çok iyi gelmiyor….gerçekten doğru bildiğin tek bir şey bile olsa, onu öğret ona...yalnız bırakma onu…sahipsiz kalmasın, sahipsiz sanmasın kendini…

Çocukları unutma, onları gülümset, gülümsediklerinde çok güzel oluyorlar... Ve seni severlerse senin uyarılarını dikkate alırlar... Belki ona söylediğin bir şey hayatında çok şey değiştirir, neden olmasın... Sahip çık ve güvenmesini sağla sana, güven içinde büyüsün.

Canını çok mu sıktım bilmiyorum ama…yap bunları…sende ekle aklına gelen bir veya birkaç madde…bunlar sahip çıkmanı istediklerim…bekle bakalım birde "sahip çıkma" dediklerim var…

7 Temmuz 2009 Salı

zaman hırkızıı...


Bu yazı herhangi bir şey hakkında değil. Bu ne demek , bu yazı hiçbirşey hakkında.
Şimdi okumayı bırakabilirsin, çünkü herhangi bir şeyden bahsetmeyi düşünmüyorum. Konum yokk, mesaj kaygım yok, bir anlamı da yok. Hala okumaya devam ediyorsan uyarıları dikkate almıyor ve burnunu dikine gidiyorsun demektir. Bak ciddiyim ben, gerçekten bi anlamı yok bu yazıyı okumaya devam etmenin. Sana hiçbir faydası olmayacak, birde üzerine benimle ilgili ileri geri şeyler düşüneceksin. Düşüncelerini kendine sakla, beni tanımayan, gerçekteeeen tanımayan insanların beni eleştirmesine katlanamam.

Neyse, hiç biyerde kalmamıştık. Ben sana hala inatla bu yazıyı okumanın ne kadar anlamsız olduğunu söylüyordum. Ama sen beni dinlemiyorsun ve hayatın her aşamasında olduğu gibi kendi bildiğini okuyorsun. Sen kaybedersin, kaybettin bile birkaç dakika. Benim yüzümden hemde, benim bu saçma sapan konusuz yazım yüzünden.
Bende her gün bir sürü yazı okuyorum, kelimeler cümlelere , cümleler paragraflara filan dönüşüyor. Sonra bi yazı oluyor ama bana bir şey veriyor mu, hayır. bende senin gibi yarıda kesip sayfayı kapatmıyorum. Devam ediyorum inatla ama sonuçta yine yitip gitmiş birkaç dakika işte. Hala okuduğuna inanamıyorum, farkındaysan sadece boş boş konuşuyorum. Yazacak konu bulamadığımdan değil, yani oda var tabi, ama daha çok konusu olmayan bir yazı yazmak nasıl olur onu merak ettiğimden. Benim denemelerimden biri yani, seni de buna alet ettiğim için özür dilerim valla. Zamanından çalıyorum sanki, üstelik gerçekten bu hayata kıymeti olan nadir şeylerden biri zaman. Geri döndüremem ki zamanı, bu kelimeleri okuduğun ve “bu nereye varacak çok merak ediyorum” dediğim şu zamanı hiçbir şekilde geri veremem sana. Hani para versem oda olmaz, yarın bi gün zamanın değeri ölçülemez diyebilirsin. Riskli yani karşılığını vermeye çalışmak, boşa kürek çekmek gibi olur. Acaba bir şeyden bahsetsem mi, korktum biraz bu sorumluluktan.

Hala konusu olmayan yazıyı yazarken fark ettim ki senin gibi bende zamanımdan çalıyorum. Şuan tamamen anlamsız olan bu “şey” benim de pek anlam veremdiğim şekilde zamanımı boşa harcamama neden oluyor. Hadi ben klavyemi geliştiriyorum belki ama sana ne oluyor. Daha ne kadar üzerine gitmem gerekiyor sayfayı kapatman için, ne söylemem gerekiyor yada. Bre gafil, bi gittt, okuma , daha faydalı bir şeyler yap. Kendinle ilgilen ,git tekamülünü tamamla dimi ama. Bu yazıdan ne bekliyorsun bilmiyorum ama umduğum burada değil.

Çok anlamsız ve gereksiz işlerle uğraştığım anlarda, yani o anı ne kadar anlamsız şekilde geçirdiğimi anladığım o anlarda(ne diyoruuum been) ölüm anımı düşünüyorum nedense. Öleceğim o sırada, o boş ama gerçekten bomboş geçirdiğim o zamanı ömrüme ekleyebilmeyi ne kadar isteyeceğimi. Bi 2 saat daha. Televizyon başında geçirdiğim o iki saati keşke şu ölmekte olduğum ana ekleyebilsem. Nelerimi vermezdim. Ahh bir saatim daha olsa, şu onlarca mağazaya girip çıktığım onca saatten sadece 1 saatimi daha ekleyebilseydim ömrüme. Yarım saat, hani şu aylak aylak oturup milleti çekiştirdiğimiz bir sürü yarım saatten sadece bir taneciğini ekleyebilseydim şuana.
Anammmm, neredeyse bi anlamı olacaktı yazdıklarımız. Ne diyordum, işte hiçbir şeyden bahsediyorum ve sen hala okuyorsun. Ayy ne saf şeysin yaaa. bak ben yazıyı bitiriyorum, sıkıldımmm, o kadar yani ama sen hala okuyorsun. Çok yapışkan bişiysin valla bak , bi kovmadığım kaldı ama yok, yapıştınnn. Çok inatçısın , pessss, bide bana inatçı derler, aha dilim işte, bitiriyorum yazıyı, görüyorsun.
Sakın bi anlam çıkarmaya çalışma bu yazıdan haa.

: )))

2 Temmuz 2009 Perşembe

insan olan anlar...


Gün içinde öğün atladığınızda, midenizin yapıştğı o gudubettt zamanlarda işlenen cinayetler cinayetten sayılmasın, imzalanan sözleşmeler iptal edilebilsin, müşteri görüşmelerinde sarfedilen cümleler kayıtlardan çıkartılsın,ifadesi alınmasın, herkesin affına sığınılabilinsin. Ne biliyim, güneş doğmasın, çiçekler açmasın, zaman dursun. Dursun ki siz ne konuşun, ne gözlerinizden ateş saçın, ne de ağzınıdan zehir zembelek sözler dökülsün.

O nasıııl bi zamandır, aç olduğunuzu hissedemezsiniz bile, tamamen anlamsız bakışlar, çeresiz yakarışlarıdır. Bi titreme, bi baş dönmesi, bi isteksizlik, bi yorgunluk hali, ayyyy bi eziklikkk. Sebepsiz yere ağlayanı gördüm ben beee, ne diyorsun. “Bana ne oldu, bu ben değilim, hani ben değilim ama peki kim bu”. Dr. Jekyll boşu boşuna Mr. Hyde olmamış , anlıyorsun işte. Empati yapmak, bir katilin psikolojisini anlamak için harika zamanlardır. Afrikada ki açlara, alt mahallede ki fakirlere yardım yapmak için de.

Taaaaki bir dilim ekmek ve peynir yiyene kadar. Ne bir dilim ekmeği, ne peyniri yaa. İçinize kaçan canavar bi inek bile yiyebileceğini düşünür o anda. Kendi parmaklarını yemek istersin de dilin varmaz. Bu kan şekeri denen ne menem şeydir yareppiimmm. Zengini yoltur, fakiri yoktur, cakalısı , kıtıpiyozu yoktur, coolmuşsun, karizmalıymışsın,kadınmışsın erkekmişsin dinlemez, yaşlıymışşş gençmiş takmaaaaz.

Ben ne zırtapoz, ne şaşkoloz bi hal alıyorum açken. Peygamber öküzü halt yemiş yanımda. “senin adın ne” deseleer ,”hıı hıı, tamam olur” diyorum. Bir sonra ki aşamada sinir yapıyorum üstüne üstlük. “saat kaç” diye sorana “ ne saatii bee ne saati , ne biliim saat kaççç, bak işte , hayvan gibi saat asılıyor duvarda” diye kükrüyorummm. “aç mısın” sorusuna “hayırr , hiç aç değilim aslında “ diyorum, betim benzim atmış halbuki, gözler boş bakıyor tamameen. Ama uçuşlardayım, duygudan , histen geçmişim, bambaşka bi alemdeyim , dünyaya geliş amacımı bulacak bir guru kıvamındayım. Az daha bekleseniz söylerim size kaşık mı eğiliyor yoksa...

İnsan insanı aç bırakmaz ya, insan insana bunu yapmaz. Onu düşünmüyorsa kendini düşünür, bu kadar açlıktan sonra yemek gören insan insanlıktan çıkar. O manzarayı gören insan evladı, gördüğüne insan diyemez çünkü. Bir insan bir kuru ekmeğe mum edilmez, o kadar değil.

Demem o ki; eyy hırtapoz, insanı aç bırakma,ona acı, suyunu yemini eksik etme.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

akıllı beni bulmaz, deli dibimden ayrılmaz...


Bi tane normali bulsa beni, öpüp başımın üzerine koyacağım , valla vak. Hepsi mi beni bulur ama hepsi miiii. Ya bunun ilacı bulunsun,ya da o kanımızda dolaşan mikrop herkese bulaşsın. Nedir yani hepimizi tuhaflaştıran, arıza merkezine çeviren, nediirrr, sorarıımm.

Yeni bir insan tanıdığımda sessiz bir bekleyişe giriyorum artık. “bunda ne arıza çıkacak acaba, üretimden kaynaklı mı, yoksa sonradan mı olmuş”. Veya çok yakınımda biri yeni biriyle bir ilişkiye başladığında, yeni bi arkadaş edindiğinde aynı süreç başlıyor.”Bekle bakalım, bunun arızası ne acaba, merak ettim şimdi” diyorum. Resmen bekliyoruz yaaa, belli bir deneme süreci geçiyor, arıza kendiliğinden ortaya çıkıyor ve bingooo. İşte o zaman “asayiş berkemal” diyoruz ve yolumuza devam ediyoruz. Onunla veya onsuz. ( sadece ilişkiler anlamında bakma olaya okuyucuu, işiniz gücünüz aşna fişne yahuu)

Arızalar çeşitli şekilde kendini gösteriyor elbette. Öncerleri sinsi sinsi , (ya da sindire sindire diyebiliriz buna) geliyorlardı, şimdi bangır bangır mübaaarek.

Titiz, mükemmeliyetçi, kusursuzluk meraklısı, gergin, sinirli, işkolik, baskıcı, cimri, insan kullanmaya meraklı, ben merkezci gibi özellikleri tereyağının üzerine reçel niyetine sürer afiyetle yerim. Bunlardan daha daha büyük şeyler olmalı dikkate değer olması için.

Anne travması, baba travması olanı var bunun, pek bi insanı hayatına şükrettiren modeller vardır mesela. Ablası, abisi , anası danası ile ilgili geçmişe dayalı sorunlar yaşamış olanlar ya da. Sizi hiç sahip olmadığı “o” kişinin yerine koyanı, sizden yüklenemeyeceğiniz anlamlar almanızı bekleyeni. “ bak ; ben de senin gibi bi insan evladıyım, bak bana iyi baak, iki gözüm, iki kolum var benim de. Ay ben basit bir canlıyım, fazla bir şey beklemesen, beni germesen olmadık yere , dimi amaaa”

Obsesif kişilikler vardır, onları yeme yanında yat, hatta yatarken yastığının altında kendini korumak üzere kesici alet bulundur.Herşeyi takıntı haline getirmiş tipler. Ayy ben hiç dayanamaaam hiççç. Temizliği takıntı haline getirmiştir, güzel ve şık giyinmeyi, olmadı aşırı pis olmayı, aşırı rahat olmayı. Aşırı dindar olanlar , aşırı aşmış olanlar. Her şeyin aşırısı yanii, direk “beni öldür” konumundalar işte benim açımdan bu gruptakiler. Hani incik cincik şeyleri takıntı haline getirmiş olanlar çok möheem değil. Herkesin vardır, benim de var ama aklıma gelmez şimdi “hah” dedin mi.

İlişkiler açısından iki temel arıza var kadın ve erkekte. Kadınlar için “aşırı sahiplenme, boğma, erkeği hayatının merkezi yapma”. Ben buna “hayatımın anlamı yoktu şimdiye kadar, bittin seeen” sendromu diyorum. (daha kısa bi isim bulan varsa buyursun, yoruma açık bir post efendim) Yani erkek olsam bu tiplerden sanırım 3. saniyede filan kaçarım, ardıma bakmayı bırak, hayatımın sonuna kadar kaçarım ben yaa. Toparlayamam çünkü kendimi bir daha. Gerçi erkek dediğin mahluk nedir, ilgi manyağıdır. Ama bana ne ben kendimi o kadar da erkek yerine koyamıyorum, abartmaya luzum yok.

Erkekler için ilişki en normal ve böle ılımlı giderken, kadın her şeyin harika gittiğini düşündüğü sırada “ ayy yapamıyorum, bağlanmıyorum , ben iyi değilim, hayatım boyunca denedim , olmuyor, sorun sende değil bende…v.b” sözlerle kadın kısmını terk eden cinsi. Sayıları azımsanamayacak kadar çok olan bu grup ciddi arıza. Böylelerine “ be adam daha önce seni kim seslendiriyordu, o kimdiii , veya sen kimsin” diye sorarsanız cevap alamazsınız. Onları kendi hallerine bırakacaksınız. Allah onları nası biliyorsa öle yapacak zaten, endişelenmeyiniz.

Ayy, yazdıkça daha çok şey geliyor aklıma. Ama yazıda sanki dozunu aştı gibi. Ben azar azar anlatırım yine size sonra.

Bu arada, zannediyor musunuz ki bu tip insanların hepsiyle karşılaştım. Yok canıııım, daha neler. “Deli deliyi görünce çomağını saklarmış” sözünü benim atalarım söylemiş, cidden bak. Kesin öledir yani, çünkü “her köyden bir deli, bizim köyden önüne gelen deli” gibi bir durum mevcut.