24 Aralık 2009 Perşembe

2010 ikizler burcu açılımı...

 YASAL UYARI:Aşağıda okuyacağınız yorumlar tamamen benim uydurmam olup gerçeklerle uzaktan yakından ilgilisi yoktur. Yarın bana ‘aaaaa ama hepsi ollduu, ayynııı kaynım aynıııı’ nidalarıyla gelmeyin. Ben canım sıkıldıkça yazı yazan sade bir bloggerım. Bu uyarıyı neden yapıyorum peki? ‘lütfeeen diğer burçlar için de yaz’ demenizin önünü kesmek için. Hadi şimdi okuyun güzelleşelim.


Yılın son günleri adettendir ortalık bir sonraki yılın burç yorumlarından geçilmez. Benimde önüme geldi bir kaç 2010 yılı ikizler burcu yorumu. Ama her zamanki gibi bik bik ettim beğenmedim burun büktüm kapattım sayfayı. Böyle yapana ne denir, daha iyisini yapabiliyorsan al kendin yap denir. Hazır blog yazısı da bulamamışken içimdeki rezzan kiraz çıksın dışarı ve ikizler burcu için 2010 yılını yorsun bakalım.

sevgili ikizler (işte bunu hiç anlamam, sanki bana mektup yazıyor astrolog,kendimi nasıl özel nasıl özel hissediyorum)2010 yılında neler olacağını merak ettiğini biliyorum, nerden biliyorum? Çünkü lanet olasıca burçların arasında en ama en meraklısı sensin. Yok o seni seviyor mu, yok bilmem kim kime senin hakkında ne demiş. Yok seninle ilgili kim ne düşünüyor. Hayatın anlamı ne, tekamülünün kaçıncı levelındasın. Bilumum binlerce saçma düşünce. 2010 yılında tüm bu saçma soruları unutacaksın ikizler burcu. Çıkar at şu soruları kafandan artık be. Kimin ne düşündüğünün bi önemi olmayacak artık senin için. Kendinden emin, güvenli, kendi değerinin farkında biri olup çıkacaksın. Hadi buna bi tarih verelimmm. Ne diyelim ne diyelim. Şöleee bahar gelsin senin mevsimin. Mayısın 18inden sonra. Hah bu güzel oldu. Yıl senin yılın, güzelleş, şöööle bi kendine çeki düzen ver. Toparla kendini canım, ne bu ölü toprağı serpmişler gibi üzerine. Bak 2010. Ne güzel rakammm.. hadi bakiiim.

Sağlık konusuna gelince, ulan domuz gibisin. Millet gripten kırıldı döküldü, büyük ihtimalle etrafında hasta olmayan ,yataklara düşmeyen bi Allahın kulu kalmadı. İnsanın başı bile ağırmaz mı yaa. Biliyorum nefret ediyorsun hastanlerden , ilaçlardan, hastalıktan . Ama dur seen durr, bunu acısı 2010 yılında çıkacak. Şölee şubat mı desem mart mı desem. Kış sonu dikkat kendine. Bedenen yorulmasan da ruhen yorgun olacak ve bu da seni bitkin düşürüp yatağa mahkum edecek bir süre. Ama korkma sana hiçbir şey olmaz.
iş hayatın hakkında gerçekten bir tahminde bulunmamı istiyor musun. Hiçç sanmıyoruuummm..yemeyelim karşılıklı birbirimiz…sen nasılsa pratik zekan ve iş bitiriciliğinle her şeyi yoluna sokarsın yine..2009da canın sıkıldı biraz ama 2010 daha sıkıcı olacak demenin bi anlamı olmaz sanırım.. kapatalım rica ediceğim bu konuları..

Tamam tamam, geldik sevdiğin konulara. Aşk meşk flört aşna fişne gibi şeyler işte. Merak ediyorum, neyi merak ettiğini bu konuda. Sanki sen bilmiyorsun ne kadar maymun iştahlı, çabuk sıkılan bi tip olduğunu. Konuşturma beni şimdi. Yok yok ona güvenmem yok buna güvenmem diyorsun ama asıl sen ne kadar güvenilirsin hiç düşündün mü. Her şey lay lay lomken hayat sana güzel. Her şey ciddiye dönüşeceği zaman ara ki bulasın ikizler insanını. Yok öle 3 liraya 5 köfte. Her şey senin istediğin gibi olmayacak işte. 2010 da karşına böyle höööt dedi mi oturacağın, ondan kaçamayacağın, kaçmana izin vermeyecek biri çıkacak. Valla benden uyarması ,Allah yardımcın olsun. Hadi ondan da kaç göriim seni. E evli olan ikizler insanları da var tabi. Nadir ama var. Onlara da sabır diliyorum.Geldik bu dünyaya bi şekilde ömür geçecek. Üzülme , zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Sen kendini oyalayacak bir şeyler nasılsa bulursun. Hain yorumcu gibi oldum şimdi : ))(bu cümleleri o yanınızdaki  adamdan/kadından çoktan sıkılmış olduğunu bildiğim için yazıyorum, belki çok akıllı bi adamdır kendini sürekli yeniliyordur filan ama..evlilik işte)

Bu arada o gezegenler bi ileri bi geri hareketler yapıyorlar ya. Hah işte onlara dikkat et gözünü sevim. Nasıl oluyor bilmiyorum ama onlar seni pek bi etkiliyor sevgili ikizler. O Merkür yok mu Merkür. Bir öncekinde yazıcım aşka gelip beni yiyecekti. Biliyorsun sen zaten bunları akıllı burçsun. Zaten aklına güvendiğim için seni yaşayacağın sorunlara karşı çok fazla uyarmıyorum. Sen hepsini aşarsın, kendi kendini iyileştirir ve hemen başkalarının sorunlarıyla ilgilenmeye koşarsın.

Tamam kısa kesiyorum, sen çoktan okumaktan sıkılmışsındır bile tamamen nezaketten devam ediyorsundur büyük ihtimalle. Bu ara unutmadan şuradaki linkte gerçek bir 2010 yılı yorumu bulacaksın. Ben kesmediysem onu oku. (hadi git bakalım o linke, ben tek tek ip lerinden takip edicem o linke tıklayanları. Dur sen duurr)
Şöle bir yıl dilerim, böyle bir yıl dilerim gibi cümlelerle bitirmek isterdim ama sen işine karışılmasını pek sevmezsin. Sen nasıl istiyorsan öyle olsun her şey. Bazen istediklerinden pişman oluyorsun ama pişmanlığın bile senin tercihin olsun. Sevgimle…

20 Aralık 2009 Pazar

Allaha yakın bana uzak: vol.2



nerede kalmıştık... serinin ilk yazısı için  bakınız... :)


Onları çok sempatik hallerinden tanırsınız. Sıcak, samimi, en yakın sırdaşınız, yıllar önce kaybettiğiniz kız kardeşinizdir. (demek ki neymiş, dişi kişi tanımı)

Sizinle ilk tanıştıklarında önce kendilerinden anlatacaklardır. Anlatacak o kadar çok şeyleri vardır ki siz hayatınızın ne kadar sıkıcı olduğunu düşünmeye başlarsınız. Sürekli içinizden şöyle geçiriyorsunuzdur o anlatırken “iyi de bunlardan bana nee bana neeee, hiç ilgileniyor muyum senin özel hayatınla, mahreminle ,özelinle” Ama o kadar iyidir ki kıyamazsınız, dinlersiniz dinlersiniz. Ne kadar samimi, hemen güvendi ve anlatıyor. Ne kadar saf ve temiz!!!!!!!! (bu ünlemlerin fazlalığı size bir şeyler anlatıyordur umarım)

Akıllı olanlarımız bu numaraları yemez tamam da, bu şekilde yaklaşıp onu kullandığını anlamayan insanlar ne yapsın. İşte en tehlikeli insan türü; kendini, niyetini, yüreğini ustaca saklayabilen insan türü. Kesinlikle zekidir, zekası kötü ellere geçmiş ve silah yapımında kullanılmaktadır. Sürekli aklında bin tilki dolaşır ve donandıkları tüm bilgileri birleştirerek kendi menfaatleri için kullanırlar. Amacını, asıl niyetini anlamanıza pek imkan yoktur o saatten sonra... Kendi menfaati için sizi üzmeyi, kırmayı, size zarar vermeyi çok rahat göze alabilir. Ama çok üzülmeyin, siz farketmeden yapacakları için için ruhunuz bile duymaz. Siz aptal gözlerle etrafa bakarken o ise dost gözlerle sizi avutuyor olacaktır. Ne diyoruuuzz bu insanlaraaa. (sus iç sess suuss, küfretmeee) .Fesat ve içten pazarlıklı diyoruz tabiki. (ohhh)

Bakın bu tip insanları nereden tanıyabilirsiniz. Kendisiyle ilgili anlatırlar, sizinle ilgili konuşur ve konuştururlar, o da yetmez başkaları hakkında konuşur da konuşurlar. Yani sürekli insanlar , olaylar ,olanlar üzerine cümleler döner durur etrafta. İçi dolu bi insan beklemeyin karşınızda. Nabza göre şerbet verirler, sizin ilgi alanlarınızla ilgileniyormuş gibi yapabilirler. Hedefe kilitlenmişlerdir ne de olsa...aldanmayınnnnn

Bunlara karşı yapılacak en iyi savunma “uzak” durmak, kendinden uzak tutmaktır. Yeni tanıdığım biri bana haddinden fazla bir samimiyetle yaklaşıyor, gereğinden fazla bilgi yüklüyorsa bi dur derim orada. Yol vermem yakındır, kendimle ilgili bilgi vermem ise söz konusu olamaz.

Şimdi ben bu kadın tiplerini neden anlatıp, onlara verip veriştiriyorummmmm?? Eğer bu yazıyı okuyan kişi bu özellikleri kendinde görüyorsa bi kendine çeki düzen versin diye elbette. Yok yani, hepinize tek tek ben yetişemem. Kendinizde biraz çaba sarf etmelisiniz. Hep ben ben, nereye kadar değil mi. Ahahahahah (böyle ukala olduğumda biriniz de çıkıp benim başımı taşla ezemiyorsunuz ya, bu rahatlığım o yüzden işte:))) Şimdilik bu kadar , herkesin çok özel sırlarını ve özel bilgilerini yorum olarak bekliyorum, onlardan lego yapıcaaaammmm:))

18 Aralık 2009 Cuma

Akrep ve Semender


Ayy siz özlemişsinizdir şimdi benim abuk kitap tanıtımlarımı. Ben sizi düşünüyorum ve ara sıra ekrandan başımı kaldırıp bir şeyler okuyorum elbette. Henüz ilk iki üç sayfada “ben nasıl bi kitaba bulaştım aman yarebbiii” dediğim ve inanılmaz keyifle okuduğum bir kitap bu. İstesem 1.3 günde biterdi ama bitsin istemedim. Kim önerdi hatırlamıyorum. Ama kitap hakkında hiçbir bilgim yoktu elime alıp okumaya başladığımda. O yüzden ilk sayfalarda yaşadığım şaşkınlık ilerleyen sayfalarda “hayy kim önerdiyse Allah ondan bin defa razı olsun” duygusuna karıştı. Anlatıcının hatun bir karakter olması (hale) ayrıca şaşırtıcı ve ilginç. (acaba bu yüzden mi sevdim kitabı ki:)

Aşk-polisiye karışımı bir tür dediğim için kimse şaşırmasın. İç içe geçmiş türleri seviyorum sanıyorum ve severek okuyorum. Polisiye olayları ve ayrıntıları çok çok mükemmel bulmadım. Tahminlerim aynen çıktı, birde hani yanıltmaya çalışırsın okuyucuyu ama o yanılamaz ya. Hah işte ben o gıcık okuyucuydum. Zaten ben sinemadan çıktığımda da “benim finalim daha güzeldi, bu ne şimdi” diyen biriyim. Önemsemeyin. Ama sürükleyici yönü ağır basıyor ve sıkılmadan okuyorsunuz. Hiç paragraf olmaması başta sizi düşündürebilir. Düşünmeyin boşuna. Bir süre sonra paragrafların yokluğunu unutuyor hatta bundan hoşlanıyorsunuz.

Bu arada bir ayrıntı. Kitap biraz ; siz nasıl diyorsuunuuzzz , “hatun argosu”(küfürleri) ve “cinsellik” içeriyor. Sonra bana “yok efendim ,Yesari bu ne biçim kitap önerisi, hiç mi utanman yok, biz seni böyle mi sevdik ölee sevdik” demeyin. Yakında zaten 3.gözüm açılacak. Hakkımda söylenen her şeyi duyabileceğim. Şuan duyduklarım yetiyor gerçi. Bi de kitap yüzünden anmayın adımı. (ohhh mesajımı da verdim rahatladım valla)


Kitaptan alıntımız da şu olsun ve vedalaşalım. Siz sağ ben selamet. Ay bu aralar içimde sürekli bi yazma duygusu var. Hadi hayırlısı.

"zamanın başlangıcında akrep ve semender tek bir ruhmuş, ama evreni vareden ates ayırmış onları. akreplerin ates cenberindekaldıklarında kendilerini öldürdükleri söylenir, semenderlerinde atese yürüdüğü. ruhunun bir yarısı ateşin ortasında kaygısızcaca dolaşırken diğer yarısı tedirginmiş, biri umutuluyken diğeri ölmek ve kendini yok etmek istiyormuş. bu yüzden parcalanmıs ruh ikiye ayrılmış ve zamanın sayısız koridorunun, dünyanın sayısız çetrefilinin içinde birbirlerini yitirmişler. ikisi de yarım hissediyormuş kendini, tamamlamak için zamanın sonsuzluğu içinde binlerce kez yeniden doğup birbirlerini aramışlar. birbirlerini bulabilmek için geçtikleri yerlere yalnız diğerinin anlayabileceği işaretler bırakırlarmış. kiminde hiç karşılaşmamışlar, kiminde iki sevgili kiminde iki düşman olmuşlar. rahipler der ki; ateşle ayrılan, ateşle bir araya gelir, bu yüzden birleşememişler ve anlamışlar ki evreni yok edecek ateş yanmadan birleşmeleri mümkün olmayacak! "

16 Aralık 2009 Çarşamba

hamdım yandımmmmm hamdım:(((


Şimdi resme bakıpta “ben neredeyim” diye url adresini kontrol eden sen sevgili okuyucu. Alıcının ayarlarıyla oynama ve okumaya devam et. Yok ben konsantre olamam , buradan çeker giderim diyorsan. Gel canım gel. Hiç acımayacak. (bu uyarı hatun okuyucu için)

Ben de etten kemikten yaratıldım. Ot böcek çiçek dişi resimleri de bir yere kadar. Hiç çık çıklama. Okumaya geç, hadi canım...(er kişi için)

Efendime söyliimm. Biz zaten bir kaç yıldır evin mutfak bölümündeki hal ve hareketlerimize dikkat eder olmuştuk. Tam bizim daireye bakan karşı apartmanın o malum dairesinde tadilat başlamıştı ve bizde meraklı gözlerle acaba “ne gelecek” “acaba aile mi , iş yerimi” derkeeeen kocaman bir YOGA bla bla tabelası getirilip takılmaz mı. Hööö!!!(düşünme sevgili ankaralı okuyucu düşünmeeee) . işte tam o gün bizim mutfakta herşey değişti. Ulan eskiden bi gizlilik bi mahremiyet anlayışı olurdu. Yok kardeşimm bu yeni nesilde öle bişi yook. Bize bakan duvarda duvar yok zaten. Neredeyse tamamı pencere, perdeler sanuna kadar açıkkkk. Neyse, o günden sonra ince ince dilberler estetik görüntüler sergilemeye filan başladılar. Önemsiz ayrıntılar bunlar. Özellikle o trinity bozması dişi panter gibi hocadan bahsetmek tamaaamen anlamsız geliyor şuan.

Yok yok, ben bizdeki değişimlerden bahsetmek istiyorum. Mutfakta bi göbeğini içine çekmeler, bi dik yürümeler. Bi evde doğru dürüst giyinmeler, bi mutfağa giderken ruj sürmeler, saçını başını düzeltmeler. Tabağa konulan yemeklerde bi bölee kaşık sayısını azaltmalar. 3 kaşık pilavı 1 bilemedin 1,5 kaşığa indirmeler. Olmadı rejimdeyim bu akşam ben yemek yemiyorumlar. Ulan ben bunları bu kadar net görüyorsam onalar da beni görüyorlardır g*t korkusuna açım laann kaç yıldır. Hafta içi rahatız , ama ya Pazar kahvaltıları , hııı , sorarım size. O yemelere kıyamadığımız , özene bezene hazırladığımız Pazar kahvaltılarında çektiklerimiz nedir. Herkes toplanır ve nedense her Pazar bizim kahvaltı saatimizde bi seans vardır atletik vucutlarla. O lokmalar nasıl diziliyor insanın boğazına. Nedir ayrıca evin üyelerinin oturduğu yerlerin değişmemesi kuralı. Sanki gizli bi anlaşma var. Diğerinin yerine oturursan kıçına raptiye batacak, olmadı basurun çıkacak. Ben neden sırtımı dönemiyorum onlara nedeeenn beeen nedeeeenn.. bunlara zamanla alıştık. Hocalar geldi gitti, biz az yemeye alıştık. Bir düzene oturttuk. Taki geçen Pazar, kuzenimle farklı anlarda, gözümüz karşı daireye takılıp sonra birbirimizin gözlerinde buluştuğumuz saniyelere kadar. Masada normal algıda yaşlı başlı insanlar oturduğundan birbirmize bakıp yutkunmakla ve ben, ekstra olarak gözlerimi kocaman kocaman açmakla yetindik. O camdan dışarıyı seyreden şey neydi ve orada ne yapmaktaydı. Ders yoktu, hatta bizim için o an ondan başka hiçbirşey yoktu. Zaman durmuş bizi bir teste tabi tutuyordu. İlk bölüm kolaydı asıl ikinci bölümde ne kazık yerden sorular çıkmış anlayacaktık.
Erkek; esmer teni, atletik vucudu, üzerine tam oturmuş beyaz t-shirtü, kirli sakalı, arkadan toplanmış saçları, zarif küpesiyle( ciddiyim , gördüm:S) adeta yunan heykeli gibi karşımızda duruyordu.

Bu andan sonra yaşanan dialog şu şekildedi...

-bu ne naaaaannnnnnnn
-sanırım insan evladı...yada cennet..algılayamıyorum...bana bi vursana..
-sahii biz neden yogaya başlamıyoruzzz kiii??
-önce ağzındaki ekmek somununu çıkar boğulmadannn..
-hahaahahahahahhaha
-boyacıdır o kızımm...
-hıı hııı tabii boyacıdır..sen böyle boyacı gördün mü beeeee

yarım saat sonra...

-nasıııll yaa...o elindeki fırça mı onunn..bi gelsene ben mi yanlış görüyorummm...
-ahahaahahhahbdkdfjbşkskdjbsşfkbşdsbg
-yok canıımmm diildirr..o kova da değidir..:S:S:S
-ahahaahhhaha...gel canım gell..hepsi geçecek...

2 saat sonra...

-ne yapıyor?
-tavana geçti....:(((
-ahahahhahahaha
-ama bak başkaları geldi..onlara emirler veriyor..kesin bu hocalardan biri ..valla bakkk...yok yok..mümkün değil yani....bik bik bik bik
-evet evet..kesin öledir...

Eyy yumurtaya can veren rabbim...bu ne menem bir sınavdır..anladım ben onu...kaldım bu sınavdan da kaldımmmm..ne şekilci birşey mişim...ne etiketçi...yok hamım benn ham..ne pişmesi de ne yanmasıı..tekrar Konyaya gidiceemm...hatta orada inzivaya çekilicem..ennn düzz odunları seçeceğim...evet yapmalıyımmm...bu kızı yeniden büyütmeliyim , kor ateşlerde yürütmeliyim....

not; yaa tamam yaa tamam yaa...bulamadım seksii boyacı resmii..oduncuyla yetineceksiniz bi zahmettt...:(((

15 Aralık 2009 Salı

ben geldiiikkkkkkk...:))





Bi arkadaşa bakıp çıkıcam.. 

Buralarda  olmalı,  satır ve ya kelimelerin arasında bir yerlerde kaybettim. İşte tam şu “ah” ile “kâm” arasında bir yerde kesin. Gerçi öle ufak tefek bir şey de değil, nasıl göremiyorum anlamadım. Ama iyi saklanmış işte. Her şeyden saklanmayı adet edinmiş. Birilerinin sürekli “çık ortaya, pşştt, gel buraya” demesi gerekiyor. Utangaç büyümüş çünkü, misafirlere “hoş geldiniz” derken hep yere bakmış. Bir suç işlediğinde hep yüzü kızarmış. Bi de bayaz mı beyaz teni, nasıl da anlaşılıyordu utandığı. Hala utanabiliyor mu diye sorarsanız ; evet . Utanma duygusu sıradan iltifatlarda bile onu 5 yaşındaki haline götürebiliyor. Alengirli sözlere gerek yok.

Bir de suç işlediğinde saklanmış hep. Annesinin yatağının altına saklanmış bir seferinde. Tüm mahalle onu aramış, korku sarmış annesini. Tüm olayları  duyarken bile korkusu o kadar ağır basmış ki çıkamamış yatağın altından.

Korku, kaçmayı ve saklanmayı getirmiş anlayacağınız. (siz klişe diyorsunuz ama doğru o “hadi çocukluğuna dönelim” geyiği…pehhh) Tüme varalım hep beraber; kork-saklan-üzülme.  Üzülmekten korkmayı adet edinmiş bir karış boyuyla. Şimdi eşek kadar oldu hala saklanıyor kerkenez. Biri lütfen böyle olmayacağını anlatsın bir kendisine. Gerçi oluyor sanırım , her seferinde toparlıyor  ama. Saklan saklan nereye kadar. Kendi kendini iyileştirmek, toparlanmak alışkanlık mı olmuş ne. Ukalalığını biliyoruz ama kendini zümrüt-ü anka kuşu zannetmekte neyin nesi. Sen insansın, neymişşş, sen insansın. Olur böyle şeyler, gelir geçer, gider.

Gerçi bence işin ucunu kaçırdı. Üzülmekten korktuğu için mi saklıyor kendini , saklandığı için mi üzülüyor. Benim de kafamı karıştırdı. Gel canım sen geeell.. çık bi ortaya, gel yamacıma. Görüyorum seni, saklanma boşuna…

(yine şizofrene bağladım ben değil mi : ((( neyse, daha önce söylemiştim. Ben şizofren değilizzzzz) J

9 Aralık 2009 Çarşamba

dön bak haline...(by LA78'ers)

Sonunda bu da oldu…Birkaç sitem cümlesi, “neden yazmıyorsun artık” çemkirmesinin ardından olan oldu ve “Anlaşıldı sen yazmayacaksın, ben bir şeyler yazıyorum. Onu yayınla bari” dedi LA78’ers ve bir yazı gönderdi. Yine de sevilen insanım görüyorsunuz. Ne kadar değerli dostlar biriktirmişim şu blog aleminde. Allah onlardan bin defa razı olsun:)) Bu aralar yazarsam başım belaya girecek diye uzak duruyorum blog taslak bölümümden.(gerçi LA de benden farklı değilmiş..kendi blogunda hiç yazmadığı şekilde yazmış...siz bakmayın bu yazısına...benim en çok güldüğüm yazarlardan biridir) Ama yazacağım , aklımı toparlayıp başlayacağım. “güzel günler çok yakınn":))



DÖN BAK HALİNE...

Bazen öyle bir ruh haline girer ki insan, en yakınlarıyla bile paylaşamaz.. Utanır, çekinir, sıkılır. Kendinizi yanlış tanıtmaktan korkarsınız. Aslında öyle biri değilsinizdir ama insanların öyle sanmasından korkarsınız. Ama kendinizi kandırırsınız. Aslında sizsinizdir o kişi. Gerçek kişiliğiniz açığa çıkmıştır en zor anınız da ve paylaşmaktan korkarsınız.. Çünkü beğenmezsiniz o yönünüzü. İlk defa karşılaşmışsınızdır ve yadırgamışsınızdır. Ben değilim bu dersiniz. Ama sizsiniz..

Her zaman başkalarının düştüğü duruma siz düşmüşsünüzdür bu sefer. Akıl verdiğiniz konular başınıza gelmiştir ve verdiğiniz akılları uygulayamazsınız kendinize. Peki nedir sizi engelleyen. Nedir size verdiğiniz akılları uygulatamayan.

Aşktır..

Hayatta başka hiçbir duygu insanı kendinden başkası yapmaz. Dünya görüşüne, felsefesine, hayata bakışına her şeye ters düşürür.. Yabancılaştırır. Yakınlarından utandırır, korkaklaştırır ve hatta onursuzlaştırır.

Deli gibi sevdiğiniz onun için her şeyi yapabileceğiniz hatta uğruna ölümü göze aldığınız bir insanı öldürmek istemeniz bile işte bu psikolojiden dolayıdır.

Aslında hep kötülük yaparsınız kendinize. Mutsuzken mutlu rolü yaparak. Biriktirirsiniz içinizde mutsuzluklarınızı. Açığa çıkardığınız, üstü mutlulukla örtülü sahte duygular bi süre sonra uçup gider sizin nazarınızda. Gerçek mutluluk değildir bunlar. Hatırlayamazsınız bir daha. İçinizdeki mutsuzluktur bu duyguya engel olan. Sahtedir o ve kalmaz akılda. Anılarda..

Biriktirmişsinizdir mutsuzluğunuzu kocaman sandığınız gövdenizde. Karıncayla karşılaştırırsınız kendinizi ben kaldırırım bu duyguyu yeter ki ‘O’nunla olayım dersiniz. Halbuki bir karıncadan farksızsınızdır ufacık gövdenizle. Kendinizi başka yerlere koyarsınız yine aynı duygudan ötürü. Devleştirirsiniz, yüceltirsiniz. Halbuki gittikçe küçülüyorsunuzdur. İçinizdeki mutsuzluk sizi eritiyordur. Kimi zaman uyarı veriyor ancak oralı olmuyorsunuzdur. En sonunda patlıyordur. Devasa bir volkan gibi. Öfkeniz ve kükremeleriniz sizi tanınmaz hale getiriyordur. Tüm mutluluklarınız, anılarınız, yaşadıklarınız dahi bu volkanla eriyordur..

Sonunda o aşktan hiç eser kalmıyordur.

Herkese ömür boyu sürecek onurlu ve mutlu bir aşk diliyorum…

LA78'ers 

1 Aralık 2009 Salı

şii,yaklaşşş, eski bayramların nerede olduğunu söylicem sana...


Kimse haklı değil, ama ben haklıyım. Bir tek ben haklıyım “nerde o eski bayramlar” demekte. Yaşlandım huleeeynnn. Biz de bayramlar aynen eskisi gibi, değişen hiçbir şey yok. Eskiden ben hizmet etmez kuzenlerimle bahçede oynar , ondan bundan harçlık toplardım. Ohooo, dünya umurumda olmazdı. Annemin özene bözene hazırladığı bayram kıyafetlerimi akşam eve girdiğimde kimse tanıyamazdı filan. Büyükler bizi aralarına alsın, ne konuştuklarına kulak misafiri olalım, bizi ciddiye alsınlar diye çırpınır dururduk . Şimdilerde bu ebeveyn tayfası bulunduğumuz ortama girerken izin istiyor, bizimle ve konuştuklarımızla ilgileniyorlar, bize hizmet ediyorlar. Gürültü yapıp, kahkahalarımız yükseldiğinde sessizce ortamı terk edip onlardan rahatsız olmayalım diye odalarına  çekiyorlar. İlgi bekliyorlar yahu, bizden nan, bizdeeeenn. Konuştuklarımızla, meraklarımızla, hayata bakış açılarımızla ilgileniyorlar. Biz harala gürele tartışıyoruz, olmadı ortak dertlerimizden, hayatın zorluklarından, iş yaşamından, yediğimiz kazıklardan bahsediyoruz bilmiş bilmiş. Haklıyım yaa ben haklıyııımmmm eski bayramlaır özlemekte. Yaşlandııııııııımmmmmmmm bilmem fark edebiliyor musunuz???

Bu yetmezmiş gibi, eskiden tek derdimiz "senin ne kadar kağıt paran var,  kaç şeker kaç  hediye topladın, kimin evinde çikolata var" iken şimdi, oturup gülmekten fırsat bulduğumuzda konuştuğumuz konular derinleştikçe derinleşiyor. (Halbuki bir keresinde ben hepsinden çok para toplamıştım da sonra o paralarla annem ne yaptı onu hatırlayamıyorum işte !!! )Başladığımız nokta ve devamında dehşetle karışık bir sağanak zihin yorgunluğu yaşıyorum sohbetlerimizde. Aynı familyadan olmaktan muzdarip bir grup değişik medeni hallerde insan , farklı hayat ve şehirlerde aynı dert ve sorunlardan bahsediyor buluyor kendini. Bu tuhafff, hepimizi nasıl aynı şekilde şartlandırmışlar ve bu kadar birbirimize benzememizi sağlamışlar, “bunun sırrını bize öğretsinler madem, zaman kötü, biz de çocuklarımızı o şekilde büyütürüz” diyoruz. Zeka pırıltısı bi tanesi cevap patlatıyor oradan “merak etmeyin, bizi bu hale getirdiklerine göre o yeteneği de işlemişlerdir kodlarımıza” diye. Bu ortak yazgıların açılımları yapılır ilerde yine bu civarda…

Artık eskiden yaptığımız şeyleri , başımıza gelen tuhaflıkları anlatarak gülüyoruz. Birlikte pek bir şey yapamaz olduk çünkü. Bayramlar aynı işte, yine hep beraberiz. Ekip aynı ekip. Eksikler var , eksiklerin yerini dolduran ertılar da var tabiki. Ortada dolanan küçük çocuklar bile var harçlık toplyan, el öpen, konuşmaya yeni başlan, susmayan, üstünü başını kirleten. Yani anlayacağınız , bayramlar aynı eski bayramlar…bir yere gittikleri yok...duymicaam bidaaaa...