28 Aralık 2010 Salı

Korkunun 3,5 hali..

Bir video izliyoruz benden bi çığlık "ne yapıyoor bunlar neeeee, ne bu yaaaa" Kuzenim diyor ki "adrenalin" "Başlarım lann ben böyle adrenaline , benim için adrenalin nedir biliyor musun sen? Benim için adrenalin, okuldan eve edilen telefondur" diyoruuum ve başlıyorum anlatmaya.
Üniversite 3.sınıftayım ve bir türlü geçemediğim bir ders var. Ders zor , hoca bir o kadar daha zor. Fakültenin en büyük amfileri sırf bu sınav için ayrılmış, ortalık mahşer yeri gibi. En yakın arkadaşlarımdan biri benim yerime sınava girecek çünkü o daha önce geçmiş o sınavdan. Düşündüm de, insana babasının oğlu yapmaz ve ben bu kız şimdi ne yapıyor bilmiyorum, resmen yatacak yerim yok. Neyse, sınav kağıdına önce kendi ismini, çıkarken de benim ismimi yazıyor arkadaşım ben kapıda ömrümün en uzun, ömrümün en stresli, ömrümün en "lan ne yapıyorum ben" saatini geçiriyorum. Arkadaşımı gülümseyerek amfinin kapısından çıkarken gördüğümde dünyalar benim oluyor ve evlerimize dağılıyoruz.
Buraya kadar olaylar romantik komedi tarzında devam ederken evin kapısından girer girmez teyzemin oturduğu koltuktan "hoş geldin, günün nasıl geçti?" dermiş gibi rahat bir tavırla "seni okuldan aradılar, yarın gitmen gerekiyormuş, kimin aradığını unuttum" demesi ile birlikte benim için başka bir boyutun kapısı açılıyor. Her şey bir anda netleşiyor sanki, zihnim açılıyor ve dünyayı bambaşka görüyorum." Ki, kii, kimm, nereden aradılar dedin, ne dediler?" diyorum ama sesin nereden çıktığını bir ben biliyorum. Tüm iç organlarım aynı anda apaçi dansı yapıyor sanki. Tabii o zamanlar apaçi dansı yok, şimdi adını koyabiliyorum. Kalbim atmayı bırakmış yarış atı gibi koşuyor. Kan dediğin şey cidden insanın vücudunda dolaşıyormuş laaan!! Hem de ne dolaşmak. Acı, mutluluk, üzüntü, korku hiçbir şey ama hiçbir şey hissedemiyorum. Donup kalıyorum resmen.

O gece okula gidiyorum, önce bir grup okul görevlisiyle görüşüyorum. Bana ve arkadaşıma savunmamızı hazırlamamızı söylüyorlar, biz kendimizi savunuyoruz. Hocalar, olmadı ya da bir kurul toplanıyor. Ne biliim işte. Karar verme sürecimiz başlıyor, kendimi yaktığım yetmiyor, o zar zor okuyan arkadaşıma da sebep oluyorum. İkimiz de okuldan atılıyoruz nihayetinde. Ben bunu aileme nasıl söyleyeceğimi planlıyorum, kelimeleri itinayla seçiyorum. Nasıl bakarım yüzlerine, ulaan nasıl yaparım ben böyle bir hatayı, benim gibi evladı haketmiyorlar. Sadece bi ders, kalsan ne olur sanki. Kabirde o kadar hesaba çekilmeceğim eminim, o gece kendi kendimi çektiğim kadar. Hayatımda ilk defa bir saniye bile uyumadan yatağımda yatıyorum tüm gece. Ağlıyor muyum emin değilim, kesin ağlamışımdır, kesinnn..!

Ertesi gün tüm arkadaşlarımı ayağa kaldırıyorum, "bittim been mahfolduum öldüüm""N'apıcaam been?” diyorum, “Seni de yaktım”” Bittim been. Seni aramışlar mı ?” diye soruyorum. "Yoo kimse aramamış beni." "Alla alaa belki sadece beni atarlar okuldan" diyerek tutuyorum sekreterliğin yolunu. Sekreter diyor ki "siz bi öğrenci işlerine gidin, buradan öğrenciler aranmaz". Yavaş yavaş bir sis bulutu aralanıyor önümde. Öğrenci işlerine gittiğimde o ona, bu buna, şu şuna yönlendiriyor ve saçma sapan bir harç konusu yüzünden arandığım ortaya çıkıyor. Dün gece gözlerimin önünden geçen film şeridi pembeleşiyor, bulutlar, çiçekler, böcekler , ağaçlar. Derin bir "ohhhh bee" sesi. Tekrar üniversiteyi kazanmış gibi hissediyorum. Ve hayatımda bir daha hiç bir konuda hileye başvurmayacağıma yemin ediyorum öğrenci işlerinin önünde.

Bugünkü bu dürüstlük abidesi tavrımın nedeni bir babama dayanır bir de bu olaya. 25 kuruş isteyen büfeden "Üstü kalsın" yanıtını almak rahatlatmıyor artık beni, cebelleşiyorum çantamın dibiyle. Ya da kolayına kaçamıyorum hiç bir işin, didinip duruyorum baştan, en iyi şekilde yapabilmek için. Bu kadar dan dan bir ders verilmez ki bi insana ama yaa, bana da yazık.. :(

.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hadi söyle söyle!