20 Aralık 2010 Pazartesi

Mülakat yapmadım demeyeceğim..!

Hayatı boyunca hiç iş başvurusunda bulunmamış, iş görüşmesi yapmamış birine işkence etmek için ne yaparsınız? Çok puanlı bir soru değil tahmin edersiniz ki.

Bu yaz girdiğim bir dizi iş görüşmesinin, taraflardan birinin ben olduğum düşünülürse çok sıradan geçtiğini söyleyemeyeceğim. Normalde pek insan canlısı görünsem de otorite ile ilgili sorunları olan bir organizmayım. Heyecanlandığımda kendimi pek ifade edemem ve tam bir çaylak durumuna düşerim. Abartma diyebilirsiniz ama abartmıyorum çünkü bunları ben de yeni öğrendim. 6 yıl hiç iş yeri değiştirmemiş biri olarak hayat bana güzeldi tabi. Ankara’da da aramıyordum üstelik yeni işimi. Madem iş değiştiriyorum şehri de değiştirelim oldu olacak diyerek İstanbul olarak yaptım iş başvurularımı. Kalacak yerim hazır, ohh ne güzel diyerek gelen aramalara gönül rahatlığı ile cevap verdim.

Görüşmelerden biri firmanın fabrikasındaydı. Fabrika dediğin en fazla şehre ne kadar uzak olabilirdi ki, “ben bulurum” diyerek tarif bile almadan çıktım Yunanistan’a yolculuğa. İnsan merak ediyor tabii, komşun bir ülke sonuçta!!! Gerçekten şehirlerarası 1,5 saat yolculuk ettikten sonra indiğim yerde fabrikayı sordum. Bin sen oradan bir minibüse tut fabrikanın yolunu. Ulan senin daha önceki fabrikan mı, nereye gidiyorsun nereyeee!!! Minibüs şoförü olacak, 18 yaşından yeni gün almış eşek sıpası, fabrikanın girişini kaçırınca tem otoyolunda kalan o iki dirhem bir çekirdek hatun bendim işte. Kornalar ve yanımda duran bir motorluya ettiğim küfürler eşliğinde gittim fabrikaya. Hakkını yemeyelim şimdi, güzel fabrikaydı. Ben o sırada sinir krizi geçirmiyor olsaydım oldukça ısınırdım da. Ama olmadı işte kısmet değilmiş. Ne görüştüğümü, ne sorduklarını ne cevap verdiğimi kesinlikle hatırlamıyorum. Dönüşte sekreterden o izbe yere taksi çağırıp çağıramayacağımızı sordum. Sekreter bir telefonla bana bir araç buldu. O da fabrikanın özel şoförü ve aracıymış. Yolda adama bi ağlamadığım kaldı resmen. “Ben Ankara da yaşıyordum, başıma böyle bir şey hiç gelmedi , çok korktum” Sanki kötü yola düştüm anasını satiimmm. Adam beni teselli etmeye çalışıyor tabii. Yanlış indirmiş minibüs sizi, aslında bilmem nerde inmeniz gerekiyordu diye. Ben o sırada Ankara’ya ilk otobüs kaçtadır acaba diye düşünüyorum ama.

Yılmadım ama sinirlerim geçince diğer görüşmelere devam ettim. Zamanında çalıştığım firmanın rakibi bir firma ile görüşmedeyim. Gidişim ayrı bi korsan taksi vakası. Görüşmede yine heyecanlıyım ama bu sefer nerede olduğumu ,ne yaptığımı bilecek bilinçteyim. Uzman olduğum konular zaten, heyecanlı fakat ustaca cevaplıyorum soruları. Bir süre sonra soruların muhteviyatı değişiyor. Sürekli eski çalıştığım iş yerine dair sorular gelmeye başlıyor. Muhasebe kayıtlarını isteyecekler yüzsüler utanmasalar. Onlar beni daha sonra tekrar arıyorlar ama ben “ Gelirken eski şirketin iç yapısına ve yönetim kuruluna ait bilgileri de getirmemi ister misiniz?” diye soruyorum.

En son görüşme benim için hala gizemini koruyor. Başka bir boyutta yaşandı ve aslında o görüşme hiç ama hiç gerçekleşmedi gibi hissediyorum şimdi şimdi. Görüşmeye her zamanki gibi İstanbul bu ne olur ne olmaz diyerek erken gidiyorum. İş arkadaşım olacak mimarlarla sohbet ediyorum. Birini çok seviyorum, kanım ısınıyor. Kaç kişiyle görüşme yaptıklarını söylüyor ve ekliyor “umarım seni alırlar”. Umarım diyorum, ortamı seviyorum her şey hopa şina şinanay diye düşünüyorum. Üst kattan pembe lacost kazaklı 35-40 yaşları arasında bir beyefendi iniyor yanında benden önce görüştüğü kurbanıyla.

Tanışıyoruz hoş beş görüşme yapacağımız kata çıkıyoruz. Korkmayın bee bişi olmuyor. Gayet neşeli enerjik esprili biri. Klasik bir girişten sonra “sizce ben kaç yıldır burada çalışıyorum” diyerek konuya girdiğini hatırlıyorum. Daha sonra bana anlattıkları; 7 aydır burada çalıştığı, daha önce 5 yıl bilmen ne bankasında bilmem ne müdürü olarak çalıştığı. Oradan sonra bir arkadaşıyla ortak bir iş kurduğu ve bir süre sonra işi arkadaşına devrettiği. Bu iş bankacılık sırasında yaptığı bağlantılar sayesinde girdiği, daha sonra yönetim kuruluna kendini çok sevdirdiği, şuan üzerinde olan sorumlulukları, sabahın yedisinde sporla uğraştığı ve bu sayede bile iş bağlantıları kurduğu, haftada bilmem kaç gün Ankara ve İstanbul arasında yolculuk yaptığı. Saat kaçta havalimanında olduğu, şu sıralar yalnız vakit geçirdiği için işinin çok önemli olduğu ve işini çok sevdiği. 7 gün muhakkak çalıştığı, iş arkadaşlarının bu yüzden ona veryansın ettiği. Anadolu yakasında yaşadığı, liseyi Galatasaray Lisesinde , üniversiteyi İTÜde okuduğu. Lise arkadaşının Ankara da ofisi bölge müdürü savaş bey olduğu, onunla da şans eseri bu firmaya girdikten sonra karşılaşmaları… tam 45 dakika boyunca kendini anlatan bu sevgili beyefendi hayatının sünnetinden bu yana olan olağanüstü macerasını anlattıktan sonra, ne dese beğenirsiniz?“ Evett benim söyleyeceklerim bu kadar, peki sormak istediğiniz başka soru var mı?” gözlerim bi büzülmüş bi havale geçirme moduna girmişim haberim yok o ara..Neyse kısılmış gözlerimi normal haline getirip,az önce yaşadığım her şeyin az sonra birer birer anı olacağını umut ederek,sözüm ona kendi espri anlayışımla ‘’ Tamam işe alındınız serdar bey,pazartesi işe başlayabilirsiniz öhömm kem küm’’ diyerek olay yerini terk ettim.

2.ay sonra… Nedense Serdar beyden hala ses yok..oysa o gün ne de çok çok şeyi paylaşmıştık..

Bir süre toparlanmak üzere CV’mi çektim malum sitelerden. Dönücem ben size..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hadi söyle söyle!