25 Mart 2010 Perşembe

"Gönül Ustası" by N.D

imdadıma yetişiyorlar bölye hızır gibi..Allah onlardan razı olsun.. kim onlar.. konuk yazarlar.. buyrun bakalım.. misafirimiz sayılır, saygıda kusur etmeyelim:)






"GÖNÜL USTASI"


Dünyanın her yerinde biz insanoğlunun belki de aramaktan bıkmayacağı en önemli şeylerden biri de gönül rahatlığıdır. Ama kaç kişi bunun huzuru içinde gece yastığa başını koyup uyuyabilir ? kaç kişi bunu başarmıştır ? bunlar bilinmeyenler.

Ya bildiklerimiz ? Gıpta ettiklerimiz ? işte bunlar da karşınıza çıkan şanslı azınlık, saygıyı hak eden kitle.. Bir de bir kitle var ki onlar; dünün gıpta ile bakılanları, bugünün suskunları, yarının gönül tamircileri..


Bilirler bu işin inceliklerini, en profesyonel olanı en iyi analiz edenidir kendi geçmişini, bu meslekte en çok çizik alan en ustadır.. bilir çiziğin acısını da ondan, bilir sabretmeyi de ondan.. bu meslek öğrenildiği gibi uygulanmaz elbet, tam tersi işler.. Öğrenilir ama öğretilmez. Amaç: tuz basmak değil, merhem olmaktır her zaman. Fakat ne yazık ki terzi kendi söküğünü dikemez misali onlar da kendi kesiklerini kapatamazlar. Ararlar.. Bıkmadan, usanmadan bir gönül tamircisi ararlar. Çoğu zaman bulduklarını sanırlar bir çizik daha alırlar ama asla yılmazlar içlerindeki bu meslek aşkı onları her yerde kovalar.

Bu mesleğin en tehlikeli yanı acıya bağışıklık kazanmış olmaktır. Bağışıklığı kazanan tüm yeteneklerini kaybeder. Acıyı hissetmeyenin karşısındakini anlaması güçtür. Bilir ama anlayamaz aradaki fark budur. Aradaki fark çok ince bir çizgi gibi görünse de bu meslek gönül işidir, bilgi işi değil.



Unutmayın: Gönülden ter değil, kan damlar.



Tüm meslektaşlarımla saygılarımla.

N.D

22 Mart 2010 Pazartesi

"-Yanıt oralarda bir yerlerde Neo..!!!"

Siz hiç aynı kuzeninizin ikinci nişanına katıldınız mı? Aynı çikolatalar, o aynı akılsız başınızın üzerinde açıldı mı? Siz aradan geçen 10 yılda hiçbirşeyin değişmediğini anladığınız o geceyi yaşamak zorunda kaldınız mı hiç!!! Siz beni anlayamazsınız taam mııı..Benim bas bas bağırmaya hakkım varrr..”Kimse benii anlamıyoooooooo”

Evet evet, şurada yazmıştım zamanında.. Ama gün oldu devran döndü, bu hikayede adı geçen kuzeler ikinci tura başladılar ve ilk adımı attı onlardan biri. O adım attı ama nasıl bir adımdıysa artık ben bittim , benimle birlikte bir tabur asker bitti. Çok kalabalık ve keyifli bir törenli. Sazdı sözdü eğlenceydi tamam da, Pazar günü nişan töreni mi olur aziz dostum. Ertesi gün Pazartesi, bildiğin Pazartesi, en sendromlu olanından. Neyse şuan çok yorgunum , kelimeler bile zor çıkıyor parmaklarımdan. Ama bu deja vu olayı pek bi sinir bozucu, Allah kimseye yaşatmasın dosstlaaar dostlar.

Nişan günü; 21 Mart 2010 (blog tutuyoruz ya, sonra sınava tabii tutacaklar)
Dün ile ilgili hatırlayabildiğin en ilginç şey, yardım etmek için geldiğimde heyecan ve stress duygusu ile ilgili olduğunu düşündüğüm cinnet sonrası kuzenimin tüm gardrobunu odanın ortasına indirmiş olduğuydu. Evet evet, manzara ilginçti, fotoğraflarını da çektim ama keser beni keseer. Bir yığın kıyafetin ortasında , kendi nişanına saatler kalmış biri pek sağlıklı şeyler düşündürmüyor insana. “ahhh canımmm, genç kızsın tabii, heyecan yapman normal, gell canıım gel, herşey çok güzel olacak” dedim. Hızla ortalığı toparladık ve kendimizi sokağa attık. Amaç kuaföre gitmek, neyseki kıyafetler önceden gönderilmiş. Geriye saç , sakal ve makyaja kalmış. Misafirlerin gelmesine 1 saat kalmış ve biz tunalı hilmi caddesinde bacağımızı pürüzsüz gösterecek bronzlaştırıcı krem arıyoruz. Elbisemizi mini seçmişiz çünkü sonbaharın başında..( hayatının değil, sonbahrııınnn, bildiğin mevsimmm)

Kuaföre girene kadar sanki onun değil komşu kızı kezban’ın nişanı. Lay lay lommm vaziyetteyiz.. Henüz saçlar yapılırken damat beyimiz arıyor ve hazır olmadığımızı öğrenince kuzenime “valla ben saat 7’de gelirim, kim hazırsa onu ister giderim” diyor. İçimize su serpiyor adetaaa!!!
Kuaför evimizin karşısında, sürekli gelen araçları kontrol ediyoruz. Eğer misafirlerden sonra girersek eve, bildiğin rezillik. Bu arada kuaför bana soruyor “sizi ünlü birine benzetiyorlar mı hiiç?” “hööö!! Yoooo” diyorum.“şeyyy, ben matrix hastasıyım da, çok severim.. siz oradaki trinity’e çok benziyorsunuz.. göz bölümü aynıı..daha önce benzeten oldu mu?”diyor. Elimde olmadan “hadii canııımmmm” diye bir tepki çıkıyor ağzımdan. Benzeten olmuştu tabii daha önce ama unutmuşum ve bu kadar telaşın arasında şaşırtıyor beni. Bu benzerlikten dolayı benim saçlarımın işi, nişanı olan kuzeniminkinden biraz daha fazla sürüyor elbette. Neyse benim ayaklar kıçıma vura vura çıkıyorum merdivenleri. Makyajımızı yapıp, akrabalarımızın “çook güzel oldunuuuz” iltifarlarının bile tadını çıkaramadan misafirlere hoşgeldiniz derken buluyoruz kendimizi... Ev NBA maçına dönüyor bir anda. Çünkü damat ve ailesi Avatar filminden fırlamış gibi. En kısası 1.95 cm.

Bu noktadan sonra hatırladıklarım adet üzerine kızımızın istenmesi ve keyifli saatler. İşte böleee..

2. tur devam edecek.. bekleyin..

18 Mart 2010 Perşembe

pşşt, gelsene sen bi!!


Sersem gibi hissettiğim zamanlarda daha iyi yazdığımı düşünen sevgili okurum, arkadaşım, blogdaşım, yorumcum; bu yazıdan tamamen sen sorumlusun. Dış mihrak seni!!(hayır fotoğrafçı, bu sefer sen değilsin)
Yok yani, ben böyle sersem gibi ,yarı rüya halinde olunca ne oluyor biliyorsun, hiç susmadan saçmalıyorum. Kallavi laflar ediyorum sonra altında eziliyorum. Hayatımın son günlerine “hayatımın günleri” diyemeyeceğim kadar otomatiğe bağlamış dolaşıyorum. Hissedemiyorum hiçbir şeyi, sevgi, acı, özlem. O hep bahsedilen boşluk duygusu doğruymuş üstelik. Seen; evet sen melankolik blogcu.. Haklıymışsın yazdığın o tüm depresif, acılarla yoğrulmuş yazılarında. Hayat boşmuş işte, senin dediğin gibiymiş. Ben okumuyorum ya senin yazdıklarını “ayyyyy bu neee buu, şimdi bileklerimi kesiceeem” diyerek kapatıyorum ya sayfayı. Hah işte, sen haklıymışsın ya. Affet!!

Durun araya sıkıştırıyorum hemen, WW; seni de çok özledimmm. Yok oldun, kapadın gittin blogu , adreslerini, kestin iletişimi de n’oldu? Soruyooruummm sana, “ne olduuu?” Sanki özlemiyorsun sen beni.. Biliyoruumm işte özlediğini.. Neyse.. Özledim işte..

İki paragraf arasında bu kadar gel git olmaz biliyorum ama normal bir hal içerisinde değilim takdir edersiniz ki. Az uyku, az duygu, çok iş, çok yorgunluk, çevrede yaşanan hızlı değişim.. Hayat bu DEYİLLLL.. (neyin ne olduğunu değil, ne olmadığını söylemek moda şu günlerde!!!)
Şu küçük olan yeğenimi çok özledim, eşek herif telefonda konuşmaya başladı. Kuş aldık, onu yaptık bunu yaptık diyormuş. Ablam; sen de orada bi sürü şey yaşıyorsun ya hani. Böle duygu inişleri çıkışları filan. Ben nasıl kardeşim bi söyler misin? Ben seni hiçbir derdini dinledim mi , anlattın mı? Varsa yoksa beni sevdiğini ve özlediğini söylüyorsun. Bi hafta sonu kaç gel, dolaşalım ,deniz havası alırsın filan diyorsun ya. Ben de bildiğin öküz, geçiştiriyorum sürekli hani. Bildiğin gömüldüm buraya , valla. Kimsenin toprak attığı yok, ben toprakları kendi üzerime serpiştiriyorum. Yaaa, öle olursun işte. Hep eğlenceli yazmayacağım. (düşündüm de, sanırım bu yazıyı yayınlamayacağım, yok canım..yarın bir gün torumlarım okuyacak bunları, ne dengesiz , huysuz bi keçiymişsin demesinler)

Kim okuyor başka? Anne; ne zaman okursun bilmem.. Ama gözünü sevim sonra bu okuduklarını başıma kakma .. Yaa insanın annesi hayatındaki en alıngan insan olmamalı ya. Çocuk dediğin naz yapar, anne onu idare eder. Sen nasıl nazlı bir şeysin yaa. Ben seni seviyorummmm.. Sadece böyle boş vermiş, kendinden vazgeçmiş hallerde arayıp soramıyorum o kadar..

Şaka maka, kendimi iyi hissetmeye başladım yazdıkça.
Sen ve sen; siz ikiniz. Artık sizin “depresyondayım unutulduuum” “kimse beni sevmiyor” “ kimse beni anlamıyor” hallerinizden cidden sıkıldım. Bana böyle ara ara geliyorlar, kendime katlanamıyorum. Siz bu şekilde nasıl yaşıyorsunuz algım kilitleniyor bu noktada. Yaşanmaaaazz bak böyleee, yani yaşadığını zannedersin ama o yaşamak değildir. Şu zihninizi mi temizlersiniz, hafızanızı mı sildirirsiniz bilmiyorum ama bir an önce ne olmanız gerekiyorsa, özünüz her neyse ona dönün.
Beni sevmeyen bir iki kişi; yazık size.. Beni neden sevmediğinizi düşünün biraz ve kendinize dair nelerden hoşlanmadığınızı bulun. Sevgiler ..
İlgilenemediğim onlarca insandan , onları sevdiğimi ve hep aklımda olduklarını bilen 3-4 iyi kadın/erkek.. Aranızda sıkıntıları olanlar var, keyfi yerinde olanlar var, merak ettiklerim var. Hepinizin kalbinin üzerinde gözüm. Ama ama ama.. Çok “ama” var şu sıralar satırlarımın arasında. Olduğunuz yerde kalın..
"Git bu halde yazı yaz" diyen adamla konuşurken buralara kadar geldim.. Daha cümlem çok..Bir dahaki yazılara artık.. Şimdi yapılacak işler, unutulacak dertler, düşünülmeyecek sıkıntılar var... Kalın sağlıcakla..

14 Mart 2010 Pazar

Ölüm ölüm dediğin nedir gülüm...

Ölüme teğet geçtiniz mi hiç , yada yaklaştınız mı? Ben iki kez yaklaştım. Ama tünelin ucunda ölmüş bir akrabam “gel geel gel” filan demedi. Işık mışık da görmedim.. Hiç öyle hikayeler beklemeyin...

İlkinde çok küçüktüm. Ama nedense hepsi hafızamda o an. Köydeyiz, dedemlerin evinden kendi evimize dönüyoruz bir traktör kasasında. Amcam, abimi kucağına almış, ben kasada zıp zıp zıp ileri geri oynuyorum(Allahımmm, gerçekten çocuk değil canavardım). Hareket eden traktör ve bunun sonucu başımın üzerine kasadan düşen ben. O saniyeler babanemin koşarak beni kucağına almasıyla bitiyor benim için. 2 gün sonra gözlerimi açıyorum odamda. Ümidi kesmişler ama bekliyorlar bir ümit. Uyandığımda hatırladığım kolumdaki serum, başımdaki doktor ve sevinçli bakışlar. Pek aklıma gelmez bu olay ama yazarken tuhaf hissettim. (gözlerin dolmaasın, anladım ablasın ama abartma istersen!!)

2. olay üniversite birinci sınıf .Yaztatili için ailemin yanındayım. Bir iki gün bel bölgemde bir ağrı. Ama önemsemiyorum, midedir, böbreklerdir. Kendisi geçmeli diye düşünüyorum , çünkü “domuz gibiyim, bana birşey olmaz” inancı taşıyorum. Tüm gece ağrıyla kıvrandıp acı eşiğimin ne kadar yüksek olduğunu test ediyorum. Sabah babamdan sıkı bir fırça yiyerek hastanenin yolunu tuttuyorum elbette. Bir doktor ilgilenirken , o bir doktor 2 , 2 doktor 3 doktora çıkıyor(bir mumdur iki mumdur , 4 mumdur 14 mumdu..biri beni durdursunnn). Tahliller , filmler muayeneler derken acilen ilçe den merkeze gönderiliyorum. (Neden ilçe doktorları başlarına kalacağını düşündükleri hastaları savarlar anlamam, resmen öleceğimi düşünmüşler resmeeeennnn. Benim elimde patlamasın durumu mu acaba).Gidince durumu anlıyoruz ki benim apandist çoktan patlamış gece. Ama milyonda bir olabilecek birşey belki de diyor doktorlar , apandistin bir parçası koparak bilmem nereye yapışmış ve zehrin vucuda yayılmasını engellemiş. Buyrun buradan yakın. İlaç ve serumla tedavi ediliyorum ama içerideki parçanın alınması bir sonraki yılı buluyor. O da ayrı hikaye. Başka bir doktor alıyor içerideki parçayı. Kontrol için odama giren doktora bağırıyorum “yaklaşmaaa banaaa” neden diyor. “neden mi, en son yaklaştığında kestiin beni de ondaaan” diyorum. Tüm hastaneye anlatıyor gülerek ama ben ciddiyim. Hala sevmiyorum o doktoru çünkü yara izi normalden büyük. Bir de size not; bir operasyon geçirirseniz size refakat etmesi için en komik kuzeninizle gülmeyi çoook seven ablanız yanınıza bırakılmasın. Ruh sağlığınız için en azınndan.. En iyi esprilerini yapacakları tutup size kabir azabı çektirebiliyorlar.

Şimdi bunları neden anlatıyoruum. Neyle karşı karşıya olduğunuzu bilin, ona göre önlem mi alırsınız, beni takip etmeyi mi bırakırsınız bilemem. Biz de böyle. Mucizeyim ben , olağanüstü güçlerim filan da var ama afişe etmiyorum güvenlik sorunlarından ötürü. Takma isim kullanma sebebi olarak bunu geçirin kayıtlara.İndigo mindigo çocuğu olmayabilirim ama var ben de bişi. Sanki bi tehlike daha atlatacakmışım gibi bir his var içimde. Atlattım atlattım. Yok atlatamadım onu da biri yazar bir blogda duyarsınız.

Ölüm geldiğinde söyleyeceğin şey “öldüm nan been, valla öldüm, a-haa öldüm iştee” olacak sanırım. Fazla kafa yormaya gerek yok. Ne demiş ünlü düşünür Cem Yılmaz.. “Hepimiz ölüceez”.. Ben bile.. Hatta inanmazsın Meral.. Sen bile öleceksin.. Yazmıştım daha önce.. Kuzenim bir gece beni dürterek uyandırmış ve “Düşünsene kızıım, ben bile ölüceem, ne yapacaksın ben ölünce” demişti... Hala düşünüyorum.. Ne yapacağım..:)))