28 Ocak 2011 Cuma

Sosyal Medya Suskunları


Artık;

Yaptığımız akşam yemeğini, yanımızda bulunanlara ikram etmek yerine fotoğrafını çekip paylaşıyoruz. “ Başımıza tatsız/acı/üzücü bir şey geldiğinde anlatıp kritiğini yapıyoruz takipçilerimizle. Bir omuz aramıyoruz yaslayacak başımızı. Nerede olduğumuzu annemize babamıza haber vermiyoruz ama foursquare’e yazıyoruz, ki; bilsinler o anki konumumuzu. Gözümüzün içine baka baka sorulan “günün nasıl geçti?" sorusuna cevap vermekten imtina ediyoruz, fakat günün her saati, başımıza gelenleri raporluyoruz üyesi olduğumuz sosyal paylaşım sitesine. Bu renk nasıl olmuş” diye sormak için yeni boyattığımız saçlarımızın fotoğrafını koyup fikir danışıyoruz ama en yakın arkadaşımıza değil. Yanlarında olduğumuz insanları “Nasıl olsun, öle işte, bilmem, iyidir, bilmem ki, ehh işte, hı hı, tamam, tamam görüşürüz, konuşuruz, buluşuruz” gibi cümle bozuntularıyla geçiştirmenin ardından, 140 karakterde dünyayı kurtarıyoruz twitter'da. Yanı başımızda olana dertlerini sormaya üşeniyoruz ama tanımadığımız, yüzünü bile görmediğimiz insanların yarasına merhem oluyoruz. Normalde tartışmadan uzak, sessiz sakin profil çizip sosyal medya er meydanında celalleniyoruz, apolitik duruşumuz gidiyor, yerine cevval politikacılar geliyor. “Bak sana birkaç cümle okuyacağım, bu kitap çok güzel” diyemiyoruz küçük kardeşimize, ama tanımadığımız onlarca yabancıya “bu blogu/kitabı/siteyi oku”, “bu şarkıları dinle” diyoruz bookmarklet yardımıyla. Sırlarımızı paylaşıyor, yüzünü görmediğimiz insanlarla geçiriyoruz saatlerimizi. Yanımızdaki insan ilgimizi çekemiyor, başka biri/birileri küçük bir penceredeki cümleleriyle kalbimizi hapsediyor kendine. Karşımızdakine gülümsemeyi önemsemiyoruz veya unutuyoruz ama bilgisayar ekranına bakıp kahkahalar atıyoruz. İyi geceler dilemeyi de unutuyoruz annemize, babamıza, sevdiğimize. Buna rağmen “günaydın” ve “iyi geceler” feed’lerini ihmal etmiyoruz.

Bir genelleme veya eleştiri yapmıyorum /her ne kadar birinci çoğul ekleri kullansam da/. Hatta mümkünse yapamıyor olmayı diliyorum o genellemeyi. İlk defa bir yazımın tamamen kişisel, sadece bana özel olmasını diliyorum. Bunların benim eksiklerim veya fazlalıklarım olmasını umuyorum.

Sanal ve gerçek ayrımı yapmam ama benim yapmamam bunlardan yalnızca birinin 5 duyu ile hissedilebilir olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hangisinin iyi ve kötü olduğunu bile ayırt edemeyecek kadar karıştım. “iyi-kötü” ayrımı olması gerektiğini de düşünmüyorum gerçi. Bize neler kattığını, eksilttiğini görebilmeyi diliyorum. Şu sıralar bakıyorum yalnızca çünkü.

Ara ara da kendimi kalabalığın içinde yalnızlığa mahkum ettiğimi hatırlamamak için olanca gücümle kapıyorum gözlerimi.

Belki;

Biraz da fazla insanların gözüne bakmayı başarabilirsem, sadece iş için değil özel hayatta da yüz yüze uzun uzun iletişimi hatırlayabilirsem. Biriyle karşılaşıp bir yerlerde, onun ilgisini sadece kaçak bakışlarla çekmeye çalışırsam. Belki annem babam için yemek yapıp, “nasıl olmuş bi’ bakar mısınız?” diyerek, fotoğrafını çekmeden dayanabilirsem. Aklıma "internet, bilgisayar , e-maillerim, followerlarım" gelmeden, facebook’da beni kim dürtmüş merak etmeden 24 saat geçirebilirsem. Biriyle patlattığımız espri için “bundan güzel tweet olur” demezsem karşımdakine. "kimler burda?" yazmadan ana sayfa'ya, “aaa uyumadın mı? biraz sohbet edelim mi?” diyerek usul usul yaklaşırsam sevdiğim birinin yamacına. Yazmak dışında eskiden konuşmayı da sevdiğimi hatırlarsam ve tekrar birileri “ayy ne çok konuştun ne çook” derse ve ben de asarsam suratımı. İki dünyanın farkını anlayabilirim. Veya dengeyi sağlarım, belli mi olur..

...

20 yorum:

  1. bence en güzel eleştiri; o yazılanları uygulayanlar tarafından yapılır.. o yüzden bu yazıyı senden güzel yazabilecek kimse de yoktu be yesum...

    özlemişim nan yorum yazmayı ;)

    YanıtlaSil
  2. sana da gün doğdu tabii..
    sen yorum yazmayı değil benim yazı yazmamı ve benim yazdığım o yazının altında bana laf sokabilmeyi özledin LAciğiiimm..anlıyorum seni..

    YanıtlaSil
  3. ben o kadar umutsuz değilim. burada subaşlarında olan tiplerin sosyal hayatta arkadaşı olmayan, depresif, iki çift laf edemeyen insanlar olduklarını düşünmüyorum. mesela sen:)

    YanıtlaSil
  4. :) bana olan inancın için teşekkürler..ama öyle olduğumuzu düşünmüyorum zaten..sadece paylaşımlar yer değiştirdi.. yoksa gayet geveze anıma denk gelebilir insanlar:)

    YanıtlaSil
  5. yürekten katılıyorum..

    YanıtlaSil
  6. elektriklerin kesildiği kış günlerinde anlıyorduk eskiden televizyon olmadan insanca sohbetin ne olduğunu. şimdi internetler kesikti ders çalışamadık hocam demek te yetmiyor. cepten google - facebook bütün operatörlerin ve dijital şebekenin çökmesini de beklemek lazım. en güzeli bilgisayarsız gün uygulamasını her hafta sonu yapmak. cep telefonunu ve laptopu kapatıp, tvnin fişini çekmek. evden sıkılınca dışarı çıkmak. kimbilir dışarı çıktığında yoldan geçen biri çarpar da elindeki ipad yere düşer. ipad'ini de bırak demiştik ama... cık cık cık...

    YanıtlaSil
  7. http://bilgigucturpaylastikcabuyur.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  8. Hi Thanks A lot about Your Articles ... very Nice
    Free personal Finance

    YanıtlaSil
  9. Gülümsettin beni Yesari.

    Selamlar, tesadüfen geldim buralara kadar. Tek tek saydım 1423 tweet atmışsın, uzun uzun yazmışsın bir de.

    Adım 1- Facebook'u hayatından çıkarmakla başlayabilirsin. Bir şey kaybetmediğini anlayacaksın.
    Adım 2- Twitlerini silmekle devam edebilirsin. Aynısı twitter içinde geçerli.

    Ben öyle yapmıştım. Halen internetteyim. Fakat facebook, twitter vs. çok fazla kullanmıyorum. Bütün gün bilgisayar başında olmama rağmen.
    Bana yön veren söz ise şu olmuştur, çok sevdiğim birisinin sözü.

    İletişim uğruna var olan iletişimleri sekteye uğratmak.

    Yaptığımız bundan başka bir şey değil.
    Çok uzattım güzel günler. :)

    YanıtlaSil
  10. spam yorum dışında bir yorum görmek ne kadar güzel:)

    teşekkürler yorumlarınız için sayın palyaço.. varolan iletişimlerim bana anlamsız olanları unuttursun diliyorum o halde;)

    saygılar efendim..

    YanıtlaSil
  11. Tebessümler, diğer yazılarını da okudum. Hepsi birbirinden keyifli.
    Tweet atmak yerine bloga dön bence. :)
    Güzel günler.

    YanıtlaSil
  12. teşekkürler

    keyifle yazıldı çünkü.. benim okumak istemeyeceğim hiç bir şeyi yayınlamıyorum o yüzden yarım yamalak yazılar birikti..

    inşallah dönerim. özledim ben de.

    YanıtlaSil
  13. Tamam o zaman 3 gözle bekliyorum yarım yamalakları tamamlamanı, yarımlara yama yapmanı.
    Takipteyim.

    Özle sen de. ;)

    YanıtlaSil
  14. keyifle okundu,düşündürdü,yeni kararlar alındı..
    Teşekkürler:))

    YanıtlaSil
  15. çok hoş ifade etmişsin. fakat bir de şu var. insanlara sanal ilgi,alaka daha kolay geliyor. burnunun dibindekilere kimse anlayış göstermiyor, dinlemek istemiyor, tahammül edemiyor, dozunu kaçırıyor.

    YanıtlaSil
  16. @lal burnunun dibindekilere ilgi alaka göstermek göstermemek meselesi mi bilmiyorum. yanı başımızda olanlara haksızlık ediyorsak bu kişilik problemi elbette. fakat bazen yüzünü görmediğimiz, sesini duymadığımız biri de ruhumuza dokunabiliyor. ayırım yapmak zor bu noktada. ama çok genel bir hatadır (birçoğumuzun düştüğü) yanımıda olan, bizim olan insanlara bir süre geçince daha az özen ve dikkat gösteririz. hep sahip olmadığımız değerlidir. bu konuda hata yapmamak elde değil sanırım. neyse, böyle şeyler işte. :)

    YanıtlaSil
  17. Benzer duygulardan geçmişiz..
    Aşağıda yazmıştım..
    http://nurayilbars.blogspot.com/2012/03/teknolojik-iletisimsizlik.html?utm_source=BP_recent

    YanıtlaSil
  18. herkes aynı şeyleri düşünüyor ama zaman ve teknolojinin getirdiklerine karşı çıkmak anlamsız. sadece her şeyde olduğu gibi de bu konuda da "denge" önemli;)

    YanıtlaSil
  19. bu arada yazın çok güzel olmuş. paylaştığın teşekkür ederim Nuray:)

    YanıtlaSil

hadi söyle söyle!