17 Ocak 2011 Pazartesi

Yalnızca “uçlarından” kesilmiş saç göreniniz var mı?

Kuaför hastalığı; müşterinin "tam olarak" ne istediğini öğrenip, “tam olarak” tersini yapmak..!!

Sorun bende değil sizde, kendini dünyanın en iyi sanatçısı zanneden kuaför bozuntuları..! Bunca yıllık hayatımda ilk defa geçenlerle bir kuaförden huzurlu,mutlu ve umut dolu çıktım. Üstelik ödemeyi yaptığım an da dâhil.  Ama bunu yazının sonuna saklıyorum. Bardağın dolu tarafı dipte olur her zaman..

Peki nedir bu ” kadınların Türk kuaförleri ile imtihanı” durumu. Kapıdan gayet sıradan bir Türk kadını olarak girip, köprü altı bacılarına dönen ablaların suçu ne? “Yalnızca uçlarından alalım” denilerek kuşa döndürülen gencecik kızlarımız ne yapsın? Aslında Hande Yener’e özenmemelerine rağmen berbat turuncu saçlarla ortalıkta salınmak zorunda kalan kadınlara ne demeli? Ya da saçları yanık, “ben senin için saçlarımı süpürge ettim” lafının canlı örnekleri? Hepimiz kurbanız sadece. Kardelenler solmasın..:((

Düğünlerden, nişanlardan resmen başımı kaldıramadığım bu yaz ben bu sınavı verdim sanıyorum. Resmen tekamülümde birkaç level birden atlattım o kuaför salonlarında. En son bir “sarışın olamama” travması atlattığımdan beri saçlarımın rengiyle oynamıyorum zaten. Aynaya bile bakmadan geçirdiğim 1 haftanın sonunda marketten aldığım kahverengi saç boyası hayata döndürmüştü beni. Kendini o marketteki saç boyası reyonlarının önünde, elinde o kahverenli boya ile bulmayanınız yoktur. Varsa kendisine hürmetler.

Kah kısa, kah orta saç dolanıyorum ortalıkta uzun zamandır. İlk defa bu yaz düğünden geçilmiyor diyerek uzatmaya karar verdim saçlarımı. Hani topuz mopuz yaptırırız “gelinin/damadın kuzeni” sıfatına uyabilmek adına diyerek. İlk bir kaç düğünü atlattık derken son iki kuzenimin düğününde patladı tabi şansımın yaverliği. Böyle zamanlarda geniş zamanları kullanabilen ve düğünden saatler öncesinde hazırlanabilen bi yapım yok şükürler olsun. Her şey son dakika. “Ay dur rimelimi sürmeyi unutmuşum, rimelin var mığğğ?” dediğimi hatırlıyorum salona giderken yanımdakine , siz oradan hesap edin.
Ama gelin görün ki; özene bözene aldığım upuzun postişlerle toplattığım saçlarımın,henüz düğüne gitmeden saçımdan düşmesine ve rezil olmama mı yanayım, yoksa en son düğünde “böyleee çook basit bi topuz istiyorum, çok doğal olsun, kendim toplamış gibi” dediğim adamın beni Bülent Ersoy'a döndürmesine mi? Soğuk kanlılığımı korumuş olmamda telefonda “nerdesinizzz beni aldılar, yola çıktık ve siz yoksunuz!!” diye çemkiren kuzenimin etkisi büyüktür.

Tüm bu travmalardan sonra, geçenlerde sadece kuzenime eşlik etmek için gittiğim kuaför salonunda kısık bir sesle “ Aslında ben de saçlarıma şölee hafif bir ışıltı vermek istiyorum” dedim. Bana yardımcı olmak isteyenlerden biri “aaa şöle yapalım, böyle yapalım, şunlara bakın bunlardan birine boyayalım, sonra açarız bir bölümünü, bakın şu renkler güzel” derken benim de yüzüm renkten renge girmeye başlamıştı çoktan. “Şey aslında benim saçım orijinal, ben boya istemiyorum bik bik bik” diye çırpınırken oradan bir kahramaaaan çıkageldi ve “Ne gerek var boyaya, kendi saçıymış, bir iki ton açarız aralardan hareket verir” dedi. O saniyeden sonrasını hatırlamıyorum. Kafamda alüminyum folyolarla fırına girecek gibi beklerken bile pek bir mesuttum. Boyama,yıkama kesme işlemleri sırasında bana neden diğer kuaförlerin “sadece” uçlarından alamadıklarını teknik bir şekilde anlattı. Varmış yani öyle bir şey. Gördüm..

Not:Bu kuaför arkadaşa olan hayranlığımın, ilk tanışmamızda beni  Carrie-Anne Moss’ benzetmesi ile ilgisi kesinlikle yoktur..!

...

2 yorum:

  1. saçlarım pembe. pembe olması için önce sarıya kadar açılıyor ya... ona bile tahammülüm yok. kendimi öyle görmeye dayanamıyorum ben =/ insanlardaki bu sarışın manyaklığını anlamış değilim.

    YanıtlaSil
  2. sadece uçlarından kescem diyen kuaför,
    giydikçe açılır diyen tezgahtar...
    hepsi aynı örgüte üye...

    YanıtlaSil

hadi söyle söyle!