29 Mart 2011 Salı

Dön dön nereye kadar..

“Çocukluğuna dönme” fikrini kim bulduysa Allah ondan bin kere razı olsun. Elektrik gibi, su gibi, atom enerjisi gibi bir şey bu. Bi sorunun mu oldu, hooop dönüyorsun çocukluğuna, bir aydınlanma, bir kendini bulma, bir çözümün aslında gözünün önünde olması durumu. “Şimdi ben böyle çok aşırı tepki verdim ama küçükken Ahmet benim saçımı çekmişti, ben öğretmen var diye ona bi tekme atamamıştım, sonra da ona aşık olmuşum demek ki, şimdi böyle kaçanları kovaladığıma göre!!” Bir üst tekamül seviyesine ulaştık bile, misss.

Amaaa..

Ben çocukluğumuza dönmemiz gerekmediğine karar verdim. Gidecek bir yer yok diyebiliriz buna. Aslında aynı yerde olduğumuzu fark edemiyor olmamızın nedenleri; uzamış boyumuz, bilumum yerlerimizde çıkan kıllarımız, iç organlar dışında da var olduğunu öğrendiğimiz organlarımız ve yuvarlak hatlarımız olabilir. Ama bunlar sizi yanıltmasın. Mühim olan içimiz içimiz. Ommmmm

Gelişen teknolojiyle birlikte değişen oyun ve oyuncaklarımıza göz atalım birlikte.

Kızlar için değişen pek bir şey yok, sadece bebeklerin, barbie’lerin yerlerini kendileri aldılar. Onları giydirdikleri, süsledikleri gibi kendilerini sürekli kendileriyle ilgilenmeye başladılar. Alış verişe, kahve içmeye, evcilik oynamaya götürüyorlar tabi sosyalleştikçe kendilerini. Barbie’i Ken ile evlendirmeye çalışıyorlar her zamanki gibi. Yine Ken’e fikrini sormuyorlar, o sadece “evet” diyor. İstedikleri Ken hep çok yakışıklı, çok kültürlü, dünyanın en mükemmel erkeği, beyaz atı eksik bir tek! Bir çoğu evcilik, doktorculuk, hemşirecilik, bakkalcılık! çamurdan olmasa da yemekler yapıp birilerine yedirmecilik oynuyor. Dur yaa, “ben büyüyünce anne olucaam” diye kelimeyi uzatan kızlara n’oldu cidden?

Erkeklerinde en sevip okşadıkları ve en fazla değer verdikleri oyuncakları silah ve arabaları hala.  (Silah dediğimizin yerini başka bir şey aldı ama konumuz o değil!!). Az da olsa kendilerini geliştirdiklerini düşünüyorum gerçi. Gelişen teknoloji en çok onların işine yaradı. Gelsin cep telefonları gitsin PS1’ler 2ler 3ler, pasaklı 4ler. Aman şey, bilgisayarlar, ipad’ler. Gerçi tembelleştiler biraz, kir pasak içinde futbol oynamıyor çoğu zaman. Ama futbol hakkında konuşuyorlar, konuşuyorlar, konuşuyorlar… Hala kızlara acı vermek onlar için en eğlenceli şey. Saçını çekip kaçmıyorlar ama daha etkili yöntemler geliştirdiler, maşallah.

Sonra alışkanlıklar da değişmedi. Hala iki taraf da kırdıkları oyuncaklarını bir kenara atıp yenileri için ağlıyorlar. Var olanı onarmak, kırılmışı düzeltmek işerine gelmiyor, o halde olandan çabucak sıkılıyorlar.  Yenisi her zaman daha cazip, daha şaşalı, daha gösterişli.  Hevesini alan, kıran döken yenisi için yalvarıyor “yaa valla bu kez kırmıcaaam, bu kes çok güzel kullanıcaam, hep onla oynıcaam” . İstedikerini elde edene kadar da dırdırları bitmiyor. Bir de hala erkek çocukları eve geldiklerinde ilk iş olarak “acıktııımmm” diyor. İlk önce karnını doyurmak gerekiyor. Kızlar hep bir şeyler öğrenmek zorunda, kendini geliştirmek, yemek yapmayı öğrenmek, anneye sofrayı kurarken yardım etmek, bu listeyi uzatabildiği kadar uzatabilmek…

Oyuncaklarla oynamayan, kendi eğlencesini kendi yaratan, ağaçlara tırmanan, hoplayan zıplayan, kimseyi takmayan çocuklara ne oldu derseniz; Onlar da böyle tespit manyağı oldular işte. Nasıl ağaç tepesinden aşağıdaki çocuklara bakıyorlarsa öyle bakıyorlar. Bi yaramazlık yapılacaksa da onlar organize ediyor, düşünüyor, tasarlıyor. Hepsi hala ukala, hala bi havalarda, ne oldum delisi..