7 Şubat 2013 Perşembe

Mukadderat - The Alaçatı vol.1


Yesari Duası:Allah kimseyi yaşadığı en güzel tatili 5 ay sonra yazabilecek kadar tembelleştirmesin. Amin.
sevgililili

Kendi blog yazısı okuma sabrımdan yola çıkarak giriş bölümünü es geçip “geçen yaz ne yaptığını biliyorum” diyebilmeniz için, gelişme bölümüne geçiyorum. Bu sizin için en iyisi inanın. Çünkü öncesinde bir haftalık İstanbul ve 2 günlük Ayvalık serüvenim var. İstanbul süperdi. En yakın arkadaşlı, sevgilili, özlemli, neşeli, gezmeli, tozmalı. Ama asıl serüvene geçmek istiyorum izninizle.

arkadaşlı
Ben Ayvalık'tan, kuzenim Ankara'dan yola çıktık. İlk defa gittiğim İzmir'de hava alanında buluşup, bir transit araçla tatil için nereye gideceğimize karar verebilmek için yola çıktık. Gördüğünüz gibi hikayenin bu kısmında kahramanlarımız nereye tatile gideceklerine karar verememişler. 3 gün boyunca 8977 kez karar değiştirip, whatsapp'da işlenecek ilk cinayete sebep olacak kıvama gelmeden önce “Çeşme, Alaçatı ve Karaburun” gibi beldelerden bahsetmiştik neyse ki. Karaburun'u uzaktan gördüğümüzde “yok ya, boş ver burayı.” dedik ve devam ettik. Alaçatı'ya geldiğimizde ise “Budur” dedik. Aynen böyle oldu, valla. Çeşme'ye kadar ilerleyemedik bile. Şoför aracı Alaçatı etrafında biraz dolaştırdıktan sonra merkeze yakın bir yerde indirdi ve bizi kaderimizle baş başa bıraktı. Macerada burada başladı...

söz konusu kuzen-dükkan burger
İkimizde çekiştirdiğimiz bavullarımızın tekerlek seslerinden o kadar nefret ettik ki. Sırf bu ses sussun diye kendimizi sokak üzerindeki restoranlardan birine attık. Deli gibi acıkmışız zaten. Elimize bi menü aldık ve ne yesek yesek diye bakarken "Kebap 60 TL!!!" dedi kuzenim. Ben de "Kalk Ankara'ya geri dönüyoruz" dedim tabii. Kalktık... 
Biraz ilerledik ve ben“Allahım Dükkan Burger. En azından tüm tatil paramızı burada bırakmayız, hadi girelim.” dedim. Evladım yok ama evladımı görmüş gibi sevindim anlayacağınız. Oturduk siparişlerimizi verdik ve aldığımız Alaçatı rehberindeki otel ve pansiyonları aramaya başladık. Birazdan akşam olacaktı ve bizim kalacak yerimiz hala yoktu. Ve tehlikenin henüz farkında değildik. Birkaç aramadan sonra öğrendik ki o sıralarda Alaçatı'da meşuuurr rüzgar sörfü yarışları vardı ve sezonun en kalabalık dönemiydi...

tekerlek sesi
Siparişimizi alan kişi (hikayenin ilerleyen bölümlerinde biz ona Timur diyoruz) yemeklerimizi nasıl bulduğumuzu sormaya geldiğinde biz ona tüm hayat hikayemizi anlattık bi' çırpıda. (Daha sonra o da bize etlerin neden o kadar lezzetli olduğunu anlatarak uzun uzuuun öcünü aldı.) Kalacak yerimiz olmadığına önce inanamadı. Sonra yüzümüzdeki ciddiyeti görünce bildiği bir yer olduğunu söyledi ama dolu olabilirmişmiş de mişmiş. Aldı bizi yine o bavul ve tekerlek seslerimizle (neden bu sese bu kadar vurgu yaptığımı bir tek kuzenim anlar. Arnavut kaldırımı sokaklarda çıkartıla bilinecek en sinir bozucu sesi çıkartıyorduk çünkü) birlikte Dükkan'a çok yakın, dünya tatlısı bir pansiyona götürdü. Oranın neden bize o kadar sıcak geldiğini sahiplerini tanıdığımızda anladık. Çiprika Pansiyon. Evimize kavuşmuştuk. Tabi oranın sahibi Mehmet beye de tüm hayat hikayemizi anlattık. O kadar acımış olacak ki bize geceliği (buraya kimseye söylemeyin dedikleri düşük bir rakam gelecek)TL'ye kalmamıza izin verdiler. Otururken aradığımız o çoook butik oteller, geceliği (buraya bir apartman dairesi kirası gelecek) TL'den bahsediyorlardı. Bak yine sinirlendim.


çiprika pansiyon
Şimdi seyahat bloggerı edasıyla Çiprika Pansiyon'u çok süslü kelimelerle anlatmak isterim ama ben öyle bir insan mıyım? Ben orayı çok sevim diyebilirim sadece. Bahçesinde küçük masalar var, ve o masalarda asıl mevzuya girmek istediğim kahvaltıları edebiliyorsunuz. Mehmet bey ve eşi kendi elleriyle hazırlıyor kahvaltınızı. Her sabah farklı bir sürpriz sizi bekliyor. Ben böyle bir şey görmedim. Yutkundum bak yine. :) Menüden hatırladığım; Çiprikalı sucuk,(çiprika kekik gibi bir ot) börek çeşitleri, taze simit, muhteşem yumurta (siz nasıl isterseniz dileğinize göre), çeşitli peynirler, zeytinler. Taze domates, salatalık, ve muhakkak bir çeşit mevye. Allaahııımmmmmmmm.



Yaa yok. Alaçatı bitecek ama orada yediklerim bitmeyecek gibi.
İlk akşamımızda Alaçatı sokaklarında beni insan tuttu. Böyle bir şey beklemiyordum. Gündüz geldiğimizden herkes deniz kenarında ya da evlerindeymiş. Bunu başka bir açıklaması olamaz. Yürüyemez mi insan kalabalıktan. Zaten ağzım 3 karış açık dolaşıyorum. Sanki Türkiye'de değilim de bambaşka bir ülkedeyim gibi hissediyorum. Kendimi kalabalıkta kaybedecektim neredeyse.

Neyse ilk akşam biz dolaşmaktan yemek yiyemedik. Zaten her yer o kadar kalabalık ki oturacak yer de yok. En son gece yarısı yine kendimizi Timur'un yanında bulduk. “Nerdesiniz siz yaa?” dedi. “Açız biz bize yemek veeer” dedik.( Hayır hayır merak etmeyin tatil sonuna kadar orada yemedik yemeklerimizi.) Çok güzel sohbet ettik, 5 yıldır orada yazları açıyorlarmış Dükkan'ı. O zaman biz de bir anlaşma yaptık “5 yıllık arkadaşınız artık” diye. Öyle de olduk gerekten. Bizi Yasemin'le tanıştırdı, sonra Seda ile. Seda sevgilisi. Yasemin yeni açılan Ege restoranının Yasemin Bahçesi'nin sahibi, Seda da oranın müdürü. 

Yasemin Bahçesi
“Yasemin Bahçesi” Daha sonra aşık olduğumuz bir diğer mekan. Sanırım bizim için mekanı iki kat güzelleştiren, güler yüz ve sohbet oldu. Biz herkesi o kadar çok sevdik ki, olayı büyüttük ve İzmir insanının hastası olduk. Herkes mi stressiz, güler yüzlü, mutlu ve sıcak kanlı olur. Her mağazanın ve mekanın önünde bir masa. Esnaf orada oturuyor ve sohbet ediyor. Yaptıkları işi seviyor ve keyifle yapıyorlar. Ankara'dan geldiğimizi söylediğimizde bize acır gözlerle bakmalarından anlamıştım bu işte bir iş olduğunu zaten. Onları tanıdıkça hak verdim bize öyle bakmalarına. İzmirliler, hatta genelleyelim Egeliler 1-0 önde başlıyor hayata.

Bu yazı çok uzadı bence. İki bölüm yapmaya karar verdim. Çünkü atlamak istemiyorum hiç bir ayrıntıyı.

Devam edecek...

2 yorum:

  1. yannız yaz geldi yahu tekrar 2 ay sonra sezon açılıyo...
    bi daha da kendime tenbel demiyeceğim.

    hadi bu ara gitseydik alaçatıya kazıklansaydık kim verecekti bunun hesabını sorarım sana.

    pansiyon sahane gozüküyor amma.

    buı yaz ben de değistirdim tatil anlayısımı boyle ıssız sessiz koylara felan gittik.
    plansız programsız sizin gibi...

    tahriben 1 saat sonra marketci ablayla kıymetli kanki oldu...
    1 saat 10 dakika sonra ablanın kocası geldi bana sarıldı.
    1 saat 15 dakika sonra ablanın erkek kardesi geldi bana sarıldı.
    1 saat 16 dakika sonra abla bizi bırakmadı türk kavesi yaptı.
    1 saat 17 dakika sonra da ablanın erkekleri kıymetliye,

    yenge ama olmaz abimiz gül gibi hem tatile gelmisiniz bırak bi kadeh bari içsin diye baskı yaptı.

    1 saat 30 dakika sonra koydeki herkesle tanısmıs yarısıyla kanki olmustuk.

    hem ege bile değildi...
    sevdim ama ben küçük koylerde tatili.



    YanıtlaSil
  2. hahahaha cem yılmazın son gösterisini izledin mi bilmiyorum ama orada bir kebapçı hikayesi var. ona yaklaşmış hikaye. bizi öpmediler diyebilirim.

    ben zaten öyle yıldızlı açık büfeli tatillleri çekemem. en güzeli böyle. yeni yerleri keşfetmek füzel. ama şimdilik illa ki Ege. bu kadar tantanası çıkmasaydı şirince'ye gitmek istiyordum. bakalım belki olur. mukadderat:)

    YanıtlaSil

hadi söyle söyle!