26 Haziran 2013 Çarşamba

Bir "Gezi" yazısı...



Merhaba. Ben Yesari. Başbakan size benden bahsetmiş olmalı. Bir süredir evde zor duruyorum. Onun deyişiyle “tutuluyorum” Ben de madem evde zor duruyorum, bir şeyler yazayım dedim.


Neden tutulduğuma gelince.


Çünkü ben Başbakan’ın cepte gördüğü %50’denim. Sebeplerimle seni sıkmak istemem ama 2002 yılında ona oy verdim. İmam Hatip Mezunu’yum O’nun gibi. Ailem muhafazakar diye nitelendiriliyor. Üniversite’de bir iki yıl sorun yaşamadım fakat dekanla uzun ve güzel bir konuşma yapıp başörtümü çıkartıp okula gitmek zorunda kaldım sonrasında. Ailem çok destek oldu bu zamanlarımda. Arkadaşlarım da. Kızmak için çok sebep bulabilirim. Başbakan’ın hor görülen, aşağılanan “bacısıyım” anlayacağınız.


Ben şanslıydım. Babam akşamları biz televizyon izlerken “Ne öğrendin bu izlediğinden?” diyerek sorgulamamızı sağlardı boş geçen vaktimizi. Biz televizyon izlerken, o kitap okurdu. İmam olmasına rağmen kimseyi aşağıladığını görmedim, yargıladığını da. Siyasete ne kendi bulaştı ne bizi bulaştırdı ısrarlara rağmen. Üniversitede ise benim gibi giyinen! ama benim gibi düşünmeyenlere uzak durdum. Apolitik olmaktan rahatsız olmadım. Sırf türban taktığım için birilerinin yanında olmak anlamsız geldi.


Neyse. İşte geçenlerde ben yine evde duruyorum. 28 Mayıs 2013 günlerden. Bir şeyler değişti bu ülkede. Sen, ben, biz değiştik. Hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı artık. Sıradan dertler tasalar önemsiz gelmeye başladı sana da, bana da. Çünkü daha önemli şeyler için endişelenir olduk. (Ya da endişelerimizi dile getirir) Haklarımız, geleceğimiz, özgürlüklerimiz, daha fazla demokrasi, adalet için mesela. Yaşam şeklimize saygı duyulmaması, sıradan vatandaşlık haklarımız, düşüncelerimizi söyleyebilmek için. Yeşilimiz, yaşam alanımız, bize söylenmeyenleri söyletebilmek için. Sesimizi duyurmak, ben de bu ülkede yaşıyorum diyebilmek, herkes için eşit hak, polis şiddetine hayır diyebilmek için.


Bunlar için savaştığımız bir sabaha uyandık hep beraber. (İtiraf ediyorum o aralar çıktım evden mecburen. Ankara’da olduğum için Tunalı’da, Kızılay’da hiç tanımadığım insanlarla yürüdüm, slogan attım. Bunlar aramızda kalsın. ;))


Her kesimden her düşünceden binlerce insan bir araya geldik haklı bir direniş için. Aman yanlış anlaşılmasın. Kalabalık olduğumuz için haklı değil, haklı olduğumuz için kalabalıktık.


Yaş ortalaması çok düşüktü. Ankara’da lise öğrencileri vardı sokaklarda. Siyasetten hep çok uzak olan bir nesilden bahsediyoruz. Siyasi oyunların hep çok dışında kalmış. Bu anlamda belki de korumuş kendini. Bu bir uyanış oldu bir çoğu için. Benim için de. Belki senin için de.


Kendileri için çıkmış gibi görünebilir bunca insan sokağa. Öyle elbette. Ama bu yeni nesil öyle bir nesil ki, karşılarına bir tehdit olarak konulan %50’nin haklarını bile korur sonuna kadar, öyle bir bilinçte. Bunun henüz kendisi bile farkında değil belki de. Ama ben çok güveniyorum onlara.


Çok renkli bir ülkeyiz. Her türden hoşgörü derecesine sahip insan var elbette. Hoşgörüden, saygıdan nasibini almamış insanlar her yerde mevcut. Ben çok şahit oldum inancı gereği başörtüsü takan insanların aşağılanmasına ve taciz edilmesine. Veya kendini dindar olarak gören insanların kendi gibi düşünmeyenleri nasıl dinsiz, günahkar diye sıfatlarla yaftaladığını. Artık anladık ki her zaman karşımıza önceliği saygı olmayan insanlar çıkacak. Bunları kabul etmeli, elimizden geldiğinde verdikleri tepkilerde orantısız saygısızlık yapmalarına engel olmalıyız.


Kızmayı ve nefret etmeyi, taraf olmayı seçmek bir tercih. Ortada bir yerde buluşmayı tercih etmek de.  


Çok seslilik ne güzeldir halbuki. Başbakan bir müdahale ile AKM’nin üzerindeki o posterleri ve pankartları indirttiği zaman çok üzülmüştüm. Farklı sese tahammülü olmadığını gösteriyordu çünkü bu. AKM o günlerde Türkiye’yi ifade ediyordu çok fazla.


Çözüm taraflar oluşturmakta, ayrıştırmakta, bölmekte değil biliyoruz. Tarafların aralarında uçurumlar açmak hiç değil. Bir tarafın diğer tarafı cahil, eğitimsiz olarak görmesi, alay etmesi, verdiği oydan dolayı aşağılaması da olamaz. Çünkü bu ülke değişecekse ve gelişecekse bu, hep birlikte olmalı. Bir kelime, bir düşünce, bir özgürlük karşındakinden fazla biliyorsan bunu ona öğretmelisin. Ya da tam tersi öğrenmeye açık olmalısın hiç ummadığın birinden. Kendin gibi insanlarla olacaksan saygı duyacak kimsen olmaz. Yüzüne bakmadığın, karşılıktı oturmadığın insanlar hakkında fikir yürütmek, ön yargı oluşturmak çok kolaydır. Hakaret edebilirsin, küfredebilirsin, aşağılayabilirsin. Ama mesela birlikte çay içtiğin insana karşı yargı oluşturman kolay değildir. Onu dinlersin söylediklerine katılmasan bile. Birlikte çay içebildiğin insan ne kadar kötü olabilir ki hem. Benimki açık olsun.


Bizim gibi düşünmeyen insanları tehdit olarak görmek geride kalmalı bu süreçte. Bize en çok zarar veren şey korktuğumuz şeylerdir çünkü. O yüzden birbirimizle iletişim şart. Kaçarak, görmemezlikten gelerek, reddederek bir yere varamayız.


Sen bana hiç benzemiyorsun belki. Benim inandıklarıma inanmıyor, benim düşündüğüm gibi düşünmüyorsun. Ama inandığın veya inanmadığın şeyler senin gibi olmayana saygı duymana engel olmamalı. Nefret ettiğin, eleştirdiğin insan tipine dönüşebilirsin hiç fark etmeden. Özgürlük için savaşırken başkalarının özgürlüğünü kısıtlayabilirsin. Yapma.


Dedim ya, artık bir şeyler değişti bu ülkede. Yapabiliyorsan sen de değiş o yüzden. Geride kalma.


Bi’ de, ben çıkmasam mı evden artık?

6 yorum:

  1. Yesari erkek ismi degil miydi yahu..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ahhaha buna takıldın yani?

      Sil
  2. benim çayım demli olsun lütfen ;)

    YanıtlaSil
  3. Yanıtlar
    1. anlamı solak hikayesi bu;)

      Sil
  4. serdar,ben27/6/13 12:58

    Erkekler de başörtüsü takabilsin

    YanıtlaSil

hadi söyle söyle!